Ana SayfaYazarlarBenim adıma eğitme!

Benim adıma eğitme!

 

Modern ulus-devletlerin çocuklarımızla yakından ilgilenmeye başladığı günden itibaren dünyada huzur ve düzen kalmadı. Çünkü çocuklarımızı elimizden alıp zihinlerini resmi ideolojileriyle, milliyetçilikle ve ayrımcılıkla şartlandırdılar. Eğitim kendisiyle kavgalı, önyargılarını yıkamayan, merhametsiz, savaşa ayarlı, bir diğerini düşman gören bireyler yetiştirmede öncü bir rol oynadı. Erich Maria Remarque Birinci Dünya Savaşı’nın biraz da eğitim sistemlerinin ve okul öğretmenlerinin marifeti olduğunu söyler. Keza Dietrich Bonhoeffer de İkinci Dünya Savaşı’nın mükemmel (!) eğitim sistemimizin bir sonucu olduğunu vurgular. Abartılı bulabilirsiniz, lâkin başka bir şey demek istiyorlar. Eğitim güce ve otoriteye bağlı, bağımlı, bir çırpıda düşünen, düşünürken yıkan, sınıfını ve ırkını her şeyden üstün gören militanlar sürdü piyasaya. Bu, insanlığa yıkım ve sefaletten başka bir şey kazandırmadı. J.Krusnamurti, “Nefretle çekişmenin baş nedenlerinden biri belirli bir sınıf ya da ırkın bir başkasın üstün olduğu inancıdır” der. Başlangıçta çocuklarda sınıf ya da ırk bilinci yoktur. Onlar oyun kurarken Kürt, Türk, Arap, Alman, Alevi ya da Müslüman ayrımı yapmazlar. Onları ayrı hissettiren eğitim sistemleridir. Zaten kavga tam da bu noktadan sonra başlamıyor mu? Modern eğitim sistemi aynı zamanda güce ve otoriteye tapan zayıf bünyeli kişiliksiz insan yetiştirme peşindedir. İnsanların büyük bir çoğunluğunun sırtını milliyetçi ideolojilere, Kemalizme, devlete ya da örgütsel yapılara dayamaları bu yüzdendir..

 

Son zamanlarda bilhassa sosyal medyada Türk, Kürt ve Ermeni nefreti üzerine kurulu bir takım eli satırlı paylaşımları gördükçe insan, resmi eğitim sisteminin yol açtığı zarar ziyanı daha iyi tahlil ediyor. Aynı kalıptan çıkmış, birbirleriyle yakın düşünen, milli eğitim patentli bir zihin işletim sisteminin varlığıyla karşı karşıyayız. Kemalist, ulus-devletçi, milliyetçi eğitim sisteminin ciddi bir şahsiyet yıkımı ve sefilliğine yol açtığı aşikâr. Türkiye’deki eğitim sistemi, diğer bütün modern ulus-devletçi eğitim sistemlerinde olduğu gibi, örtülü bir “uyum yasası” çerçevesinde işlev görmekte. Resmi ideolojiye uyumlu, milliyetçi ideolojiye uyumlu, insanın başlı başına bir değer olduğu gerçeğinden uzak, belirli bir inanç ve düşünme biçimine uyumlu, elbette okula uyumlu, yaşamın tümüne vakıf olmayan, sanayi ve endüstriyel düzene uyumlu köle tipi kişilikler… Eğitim bu uyum yasasından kurtarılmadığı sürece düşünme yetileri kaybolmuş, algı operasyonlarına hemencecik yenilen zayıf bünyeli kişilikler yetişmeye devam edecek. Sıkı bir komplocu, bu tür bir eğitim sisteminin bilinçli bir proje olarak yürürlüğe sokulduğuna ve dışarıdan kontrol edildiğine bizi rahatlıkla ikna edebilir.

 

“Cahil insan öğrenim görmemiş olan değil kendini bilmeyendir” der Krusnamurti. Kendini anlama, tanıma yönünde insan lehine işlev görmeyen bir eğitim düzeneğinin cahil insanlar ürettiğini söylersek sanırım abartmış olmayız. Birbirlerinden farklı zihin algılarına sahip milyonlarca çocuğu tek bir kişinin karakteri ve anlayışı doğrultusunda yetiştirmeye zorlamak, her şeyden evvel ciddi bir insan hakları ihlalidir. Ve bu hiç de ahlaki değildir. Sahi, birisi bana eğitim olarak adlandırılmış bu şeyin ne olduğunu izah edebilir mi? Bu denli şahsiyet kıyımına yol açan, kendi ırkı uğruna ölmeye ve öldürmeye hevesli, farklılıklardan nefret ettiren bu düzeneği nasıl tanımlamalıyız? Grace Llewellyn bir makalesinde, “bütün gün okuldaysanız bir diktatörlük altında nasıl yaşanacağını iyi öğrenirsiniz” diyor. Sürekli bireyi kontrol altında tutan; çevresini, yaşam alanını, zihnini esir alan bir mekanizmadan bahsediyoruz. Bugün Türkiye’de bir çocuğun özgür olması için eğitimde kullanılan herhangi bir metot, yönetmelik, yasa ve ders kitapları vs. yok. Demokrasi ve İnsan Hakları ders kitabında tek parti övgüsü, İnkılap Tarihi derslerinde milliyetçilik, Din Kültürü derslerinde Kemalizm; toplamda da kendi ırkını ve sınıfını üstün tutan bilgi ve davranışların yer aldığı bir model var karşımızda.

 

İnsan denilen şey mekanik bir varlık değildir. Kendine münhasır bir zihin yapısı, algılama biçimi; ilgi, yetenek, arzu ve hevesleri olan Allah vergisi bir varlıktan bahsediyoruz. Oysa modern eğitim sistemleri bizleri düşünmeden yaşayan ve hayatlarını kurnaz örgüt yöneticilerine ve politikacılara teslim eden robotlara dönüştürdü. Onların gücüne güç, itibarına itibar katmaktan öte bir şey yapmıyoruz. Onlar için kavga ediyor, onlar için savaşıyor ve onlar için öldürüyoruz. Ve böyle bir düzenek için — buna tuzak mı demeliyim bilmiyorum — hemen her gün cebimizden kaynaklar aktarıyor ve bağışlarda bulunuyoruz. Bu yüzden ben sahici bir barışı, resmi ideoloji endeksli tekçi bir eğitim politikasıyla tesis edemeyeceğimizi iddia ediyorum. Çünkü barışı tesis etmek için evvela bizi karşı karşıya getiren, hakaret ettiren, düşmanlaştıran ve hattâ kabalaştıran milliyetçi eğitimden vazgeçmemiz gerekiyor.

 

İnsanoğlu sınırlardan, ideolojilerden ve örgütsel yapılardan daha kıymetlidir. Oysa eğitim sistemleri milliyetçiliği, “benim ırkım, benim sınıfım” fikrini cesaretlendirerek savaşma duygusunu her daim diri tutmaktadır. Dolayısıyla savaşların önemli bir nedeni de klasik eğitim sistemleridir. Savaşa her daim hazırlıklı militan ruhlu bireyler yetiştirmek eğitim sistemlerinin varlık nedenidir. Doğru eğitim nedir? Doğru eğitimi nasıl gerçekleştirmeliyiz? Açıkçası bilmiyorum. Bildiğim tek şey bu dar, milliyetçi ve kışkırtıcı yapıyı kırmanın elzem olduğudur. İnsanın kendini keşfetmesi, insanın başlı başına bir değer olduğu gerçeğini idrak etmesi için bir yol aranmalıdır. İnsanlığın çürümesine mani olabiliriz. Lütfen rica ediyorum benim için eğitme! diyebiliriz örneğin. Bensiz eğitme! diyebiliriz. Çünkü ben, resmi eğitim dayatması olmadan insanların birbiriyle daha rahat ilişki kurabileceğini düşünüyorum. Okul çocuklara sınıf ya da ırkın ne denli kıymetli olduğu fikrini aşılarsa, aileler de bunun çok saçma bir fikir olduğunu o denli telkin etmelidir. Çocuklarını seven hiçbir aile onların milliyetçi fikirlere sahip olmasını istemez/istememeli. Çünkü milliyetçi fikirler savaşın önemli nedenlerinden birisidir.

 

Sevdiğim bir eğitimcinin ifadesiyle, okul binaları artık sallanmaya başladı, duvarları dökülüyor. Bu çürük binayı terk ederek, yeni bir zeminde yeni bir temelle ve insani değerlerle, yaşamı bir bütün olarak idrak ettirebilecek, medeniyet perspektifli, ahlak, vicdan, erdem ve irfan sahibi, aklıselim, kalbiselim bireyler yetiştirecek yeni ve sağlam bir binaya taşınmalıyız. İsmet Özel’in ifadesiyle, kırılanı tamire, eğrileni doğrultmaya, bozulmuşu düzeltmeye gayret sarf etmektense, yepyeni bir sistem teklif ediyorum. Yeni, kalıcı, derinlikli, insan ve değerlerini önceleyerek gelişen bir fikriyatla eş zamanlı gidecek olan bir yenilenme süreci yeni Türkiye’nin lehine olmayacak mıdır? Belki de yeni Türkiye’nin inşasından evvel insanın inşasını konuşmamız gerekiyor. Yani eğitimi.

 

- Advertisment -