Darbenin ardından Brezilya

 

Hatırlanacağı üzere, Brezilya Temsilciler Meclisi geçen yıl Nisan ayında devleti sarsan dev yolsuzluklar nedeniyle anayasada öngörülen sorumluluk suçunu (crime da responsabilidade) işlediği iddiasıyla Devlet Başkanı Dilma Rousseff için görevden alınma (impeachment) prosedürünü başlatmıştı. Süreç 31 Ağustos 2016 tarihinde Senato’nun üçte iki çoğunluğuyla (21’e karşı 61) Bayan Rousseff aleyhine tamamlanmıştı. Bunun üzerine Rousseff Devlet Başkanlığı’nı bırakmak zorunda kalmış ve anayasa uyarınca bu görevi yardımcısı Michel Temer 2018 başkanlık seçimlerine kadar devralmıştı.  

 

Konuyla ilgili “Darbe kazandı, Brezilya kaybetti” başlıklı yazımda altını çizdiğim gibi, Bayan Rousseff için yargılanma yolunun açılmasını, 2003’ten bu yana Lula da Silva’nın Emekçiler Partisi PT’nin (Partido dos Trabalhadores) iktidarda olduğu Brezilya’ya karşı 2013’ten beri yürütülen uluslararası yıpratma operasyonunun önemli aşamalarından biri olarak değerlendirenlerdenim. Gerekçem bu prosedürün işletilmesinde 15 ay gibi kısa bir süre öncesine kadar Meclis’te Rousseff hükümetini destekleyen Brezilya Demokratik Hareketi Partisi PMDB (Partido do Movimento Democrático Brasileiro) başta olmak üzere bazı siyasi partilerin karşı cepheye geçmeleri ve bu partilerin, özellikle de PMDB’nin ileri gelenlerinin boğazlarına kadar yolsuzluğa batmış olmalarıydı. Nitekim Rousseff’in yardımcısı (şimdiki Devlet Başkanı) Michel Temer ile “impeachment” prosedürünün işletilmesinde büyük rol oynayan yine PMDB etiketli Temsilciler Meclisi Başkanı Eduardo Cunha hakkında daha o zaman ciddi yolsuzluk iddiaları bulunuyordu. ( https://www.serbestiyet.com/yazarlar/akin-ozcer/brezilya-tartismasi-682253)

 

Ciddiyet kazanan yolsuzluk iddiaları

 

Michel Temer’in başkanlığı üstlendiği Brezilya’da son 9 ay içinde meydana gelen gelişmeler Bayan Rousseff’e karşı işletilen “impeachment” prosedürünün Latin Amerika’da daha önce (2012) Paraguay’da Fernando Lugo’ya karşı gerçekleştirilmiş olana benzer bir Meclis darbesi olduğunu ortaya koyuyor. Bu bağlamda ilk olarak vurgulanması gereken gelişme, hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle Meclis Başkanlığı’ndan istifa etmek zorunda kalan, ardından geçen Ekim’de tutuklanan Eduardo Cunha’nın 30 Mart’ta “yolsuzluk, kara para aklama ve döviz kaçırma” gerekçesiyle suçlu bulunarak 15 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edilmesi. Mahkûmiyet kararı, kamuoyunda “ekspres yıkama davası” (caso Lava Jato) olarak bilinen Petrobas yolsuzluğuna bakan yargıç Sergio Moro’nun imzasını taşıyor.

 

Cunha’nın mahkumiyeti, Brezilya Yüksek Mahkemesi’nin (Supremo Tribunal Federal do Brasil) Michel Temer hükümetinin 8 bakanı ile Meclis ve Senato başkanlarının da aralarında bulunduğu siyasetçiler hakkında ekspres yıkama davası bağlamında soruşturma açmasının (11 Nisan 2017) ardından gerçekleşmiş bulunuyor. Bu soruşturma 42 milletvekiliyle 29 senatörü (Senato’nun üçte biri) de kapsıyor. Soruşturulan milletvekilleri Rousseff’in partisi PT dâhil Meclis’te temsil edilen bütün partilerin mensuplarından. Listede Temer’in partisi PMDB’nin yeni Başkanı Romero Jucá ile Sosyal Demokrat Parti’nin (PSDB) Başkanı Aécio Neves’in (ki son seçimlerde Rousseff’e karşı muhalefetin başkan adayıydı) isimleri de geçiyor. Görevden alınan Dilma Rousseff ile efsane Başkan Lula da Silva bu soruşturma kapsamında değiller. Yüksek Mahkeme’nin bu konuda görevlendirdiği yargıç Edson Fachín bu siyasetçilerin Latin Amerika’nın dev şirketlerinden Odebrecht’ten komisyon alıp almadıklarını soruşturuyor.

 

Temer’e “impeachment” yolu açılıyor mu?   

 

Yolsuzluk soruşturmalarındaki bu gelişmeler Yüksek Mahkeme Başsavcısı Rodrigo Janot’un önceki gün yaptığı suçlamalarla Başkan Michel Temer’e kadar uzanmış bulunuyor. Temer’in reddettiği bu suçlamaların özünde “adaleti engelleme, pasif yolsuzluk ve suç örgütleme” var.  Başsavcı somut olarak Temer’i bütün siyasi partilerin bir şekilde bulaştığı ekspres yıkama davası bağlamındaki soruşturmaları engellemeye yönelik manevralar yapmakla suçluyor. Bu suçlamaları da JBS şirketi Başkanı Joesley Batista’nın Temer’le resmi rezidansında (Jaburu Sarayı) yapmış olduğu medyaya da yansıyan görüşme kayıtlarına dayandırıyor. Buna göre, Batista’nın halen cezaevinde bulunan eski Meclis Başkanı Cunha’nın sessizliğini satın alma önerisine Başkan Temer’in onay verdiği öne sürülüyor.  

 

Görüşme kaydında ayrıca bu ülke dizi filmlerini aratmayacak entrikalarla ilgili başka detaylar da var. Savcı ve yargıçların, ayrıca devlet adamları ve milletvekillerinin satın alınmaları gibi Brezilya halkının ilgisini çeken ayrıntılar. Bu ayrıntılara girmeden Başkan Michel Temer’in görüşme kayıtlarını elinde tutan ve yayımlamış olan O Globo başta olmak üzere medyanın hedefi haline geldiğinin ve istifasının istendiğinin altını çizmek gerekiyor. Temer kendisine yönelik suçlamaların hileli olduğunu belirterek Yüksek Mahkeme’yi hakkındaki soruşturmayı durdurmaya çağırıyor ve istifa etmeyeceğini söylüyor.

 

Dilma Rousseff’in devrilmesine en azından partisi PMDB’nin desteğini çekerek yardımcı olan Michel Temer’in şimdi kendisi “impeachment” kırbacını üzerinde hissediyor. Çünkü en büyük ortağı Sosyal Demokrat Parti (PSDB) erken seçim çağrısı yaparak Devlet Başkanı’nın partisi ile köprüleri attığını ilan etmiş durumda. Brezilya anayasası Devlet Başkanı görevini süresinden iki yıldan kısa bir süre kaldığında bırakırsa erken seçim öngörüyor.

 

Ayrı bir tartışma konusu kuşkusuz ama anayasasında 16 Nisan’da kabul ettiğimiz değişiklik paketinde yer alan “Meclis’in Cumhurbaşkanı’nı görevden uzaklaştırma kararı alması halinde 45 gün içinde seçimlerin yenilenmesi zorunluluğu” hükmü bulunsaydı, Brezilya bir yıldır yaşadığı siyasi ve ekonomik belirsiz dönemini daha kısa sürede geride bırakmış olurdu.

 

Unutmayalım ki 2010 yılında dünyanın 6. büyük ekonomisi olan Brezilya, 200 milyona yakın nüfusuna karşın o dönemden bu yana 9. sıraya gerilemiş bulunuyor. 2013’te Türkiye’deki Gezi olaylarıyla aynı zamanda Rousseff’e karşı başlayan ve haftalarca süren sokak gösterileri bu defa Temer’e karşı devam ediyor. O Globo’nun yayımladığı Temer-Batista görüşme kaydının ardından milyonlarca Brezilyalı “Temer dışarı” (fora Temer) dövizi ve erken seçim çağrısıyla sokaklara döküldü. Gösterilere paralel olarak São Paulo borsasında da tsunami yaşandı. Hisse senetleri 20 dakika içinde yüzde 10 değer kaybederken, dolar da 1999’dan bu yana pik noktasına ulaştı.

 

Bu finansal tsunaminin arkasında Temer’le görüşmesini medyaya sızdıran Joesley Batista’nın olduğunun ortaya çıkması ülkede oportünizmin hangi boyutlara vardığını gösteriyor. Medya şimdi Batista’nın 7 Mart’ta gerçekleşen Temer’le görüşmesini borsadaki olumsuz etkisinden kâr sağlama amacıyla sızdırdığını tartışıyor.

 

Bu gelişmeler Dilma Rousseff’in, başından beri dikkat çektiğim gibi, yolsuzluklarla mücadele kisvesi altında, yolsuzluklara bulaşmış olan siyasetçilerin darbesiyle iktidardan uzaklaştırılmış olduğunu gösteriyor. Bundan çok daha vahimi, darbenin sadece Rousseff’i değil, Brezilya’nın ulusal çıkarlarını ve halkının huzur ve refahını hedef almış olması kuşkusuz.