Demirel barikatlara çağırsaydı…

Tanık olduğumuz kriz, Türkiye bir hukuk devleti olduğu için mi baş gösterdi? Şöyle de açabiliriz soruyu: Bağımsız ve tarafsız hakemlik sorumluluğunu üstlenmesini beklediğimiz yargı, tanımlanan fonksiyonunu yerine getirdiği için mi patladı lastik? Görüş menzili “ayakkabı kutusunda” bitenler bu soruyu sevmiyorlar. Oy hakkına burun kıvırdığımız çobanın bile, tuhaf bedduaların savrulduğu “büyük mahalle kavgasından” haberdar olduğu günlerdeyiz. “Cemaat- hükümet çatışmasıyla yolsuzluk soruşturmalarının bir ilgisi var mı” sorusunu, aklına hakaret saymayacak bir kişi bulamazsınız sokakta. O halde, hangi “bağımsız yargı”, hangi “tarafsızlık”?Oyunu, “hırsız-polis” çatışması naifliğinde göstermeye çalışanlar gülünç olmayı göze almış görünüyorlar. Hiçbir inandırıcılıkları yok. Ortaya atılan bütün yolsuzluk iddiaları gerçek olsa bile, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı büyük gerçeğini  örtemiyor. “Büyük gerçek”  demem boşuna değil. Çünkü tasavvur edebileceğimiz en ağır suçlar bile, toplumsal hayatımızı, ucu ve derinliği belirsiz bir “paralel devlet” kadar tehdit edemez. Kural ihlallerinin olduğu bir oyunda hakem tarafsız değilse, ihlallerden mi korkmak lazım hakemden mi?Hükümet can havliyle derin devletin elini tutmaya çalışıyor. Hükümetin yeminli düşmanları aynı hizada toplandılar, bağırıyorlar: “Yargı bağımsızlığı yok ediliyor”… Cemaatin adı ne zamandan beri “bağımsız yargı” oldu? “Elinde belge mi var, kanıtın nerede” sorusuyla işi pişkinliğe vuranları, Hoca efendiyi bir gece yarısı tebdil-i kıyafet hâkim lojmanlarında mensuplarına talimat verirken gözleriyle görmedikçe her analizi “komplo teorisi” olarak savuşturmaya çalışan ucuz polemikçileri bir yana bırakalım.Fakat yılların tecrübesi içinden konuşan kimi demokrat- sol aydınları nereye koymalı? Siyasetin gerçekler üzerinden yürüdüğünü, ittifak zorunluluklarını, öncelikleri, koşulların da aktörlerin de değişebilirliğini, neden bu kadar unutmuş görünüyorlar? Hangi “ilkesel, vicdani” doğru, sınırlarının nerede bittiği belirsiz bir derin devleti onlar için öncelikli tehdit olmaktan çıkarttı? “Tam kendileri gibi düşünen, tam kendileri gibi kusursuz” demokrat bir başbakan iş başına gelene kadar bu kavga onları ilgilendirmeyecek mi?Evet, “otoriter” bir başbakanımız var. Evet, askeri vesayete karşı mücadele ederken altındaki bürokrasiyle çatışmadı. Hatta “ne istedilerse verdi”… Evet, belki de bölge politikalarında “haddini aştı”… Evet, Kürt sorununu bir talimatla aşabilecek gücü vardı, “ideolojik saplantıları ve devlet refleksiyle” gitti derin yapıyla beraber KCK’nın üstüne yürüdü… Evet, liberallere kulak asmadı… Oysa liberaller her şeyin “en doğrusunu görüyor” ve olabilecek “en ikna edici üslupla” hükümeti uyarıyorlardı…Bunlara mı inanıyoruz? Emin misiniz? Peki, kabul… Bunların hepsi tam doğru olsun.Şimdi bu başbakan hepimizin gözü önünde “derin devlet” eliyle devrilmeye çalışılıyor. Bu bizi ilgilendirmiyor mu?Çok sevdiğim, gençliğimden beri düşüncelerine önem verdiğim bir arkadaşım bunları konuştuğumuz bir tartışmada bana açıkça şunu söyledi: “Ben 12 Eylül günü Demirel askerlere karşı barikatlara çağırsaydı çıkmazdım. Çünkü darbenin yolu adım adım onun politikalarıyla örüldü.” Şuna dikkat; arkadaşım muhayyel bir gelecek için söylemiyor bunu. Kanlı canlı yaşanmış bir 12 Eylül felaketinden 34 yıl sonra söylüyor. Benim bunu anlayabilmem imkânsız. Aynı bugün, “nasılsa asker değil, yargının darbesi mi olur” diye düşünenleri, “bu günlere Erdoğan yüzünden geldik onu mu savunacağız” diyenleri anlamamın imkânsız olduğu gibi…Hepimiz demokratik bir anayasa istiyoruz. Hepimiz hukuk devleti talep ediyoruz. Derin yapılar, illegal güçler hayatımızdan çıksın diyoruz. Kürt haklarının tanınmasının, barışın kökleşmesinin peşindeyiz.Peki, hükümet, böyle bir programı olan meşru siyasi güçler tarafından seçimlerle mi indirilmeye çalışılıyor? “Derin darbe”nin başarılı olması, bizi bu hedeflere yaklaştıracak mı?  Ya da “hiçbir şey değişmez” diyenimiz var mı?Hakikaten merak ediyorum. Nasıl bir ülke özlüyorsunuz? Özlediğiniz ülkeye nasıl gidileceğine dair siyaset teoriniz nedir? Bugün çatışan aktörlerin alacağı sonuçlardan, sizin (benim bilemediğim) yolunuz nasıl oluyor da hiç etkilenmiyor?Biz o “büyük ütopya”ya yürünürken nerede hata yapıyoruz? Sizin görüp de bizim göremediğimiz nedir?

Önceki İçerikMeğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
Sonraki İçerikAlacakargalar