Ana SayfaYazarlarDin ve şiddet

Din ve şiddet

 

"İslam dünyasını anlamayan oryantalist körlük" başlıklı yazım, beklediğim tepkilerle karşılaştı.

 

İçlerinden ikisini sizlerle paylaşıyorum:

 

"Sebebi ne olursa olsun, hoşgörü dini olduğunu iddia eden bir inanç böyle vahşetlere araç olabilir mi? Bir sürü neden saymışsınız, bu toplumların (örgütlerin) neden farklı bir argümanı değil de İslam'ı kullandığını hiç düşündünüz mü? Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, İslam özünde şiddet içerir."

 

"Niye yoksulluktan inim inim inleyen ülkeler hep İslam ülkeleri peki. "Vahşi terör" diyorsun, kimdir Vahşi? Hz. Hamza'nın kalbini çıkarıp yiyen kişidir. Sonra Müslümanlığa kabul edilip bu kez kafirlerin kalbini yiyen kişinin adıdır Vahşi."

 

Evet, İslam dünyası, büyük ölçüde, yoksulluk ve gerilik içinde. Şiddet, bu toplumlarda, çaresizliğin de kışkırttığı ortamdan besleniyor. 

 

Bütün bu geriliğin sebebinin, sebeplerinin ne olduğu noktasında ayrışıyoruz.

 

Kutsal metinler

 

Başta Kuran, İncil ve Tevrat gibi kutsal kaynaklara, hadislere, ve sünnete baktığımız zaman, çok değişik okumalar yapmamız mümkündür. Eğer, eğiliminiz şiddeti meşrulaştırmak ve yaymaksa, ona ilişkin referansları üçünde de bulabilirsiniz.

 

Peygamberler döneminde, insanlar daha ilkel koşullarda yaşıyordu. Sorunların çoğu kuvvetle, silahla yani şiddetle çözülüyordu… Ancak, aynı kaynaklarda; barışa, adalete, doğruluğa, yoksulların korunmasına, haksızlıklara karşı çıkmaya ilişkin çok sayıda hüküm, örnek olay ve malzeme de bulabilirsiniz.

 

Marksizm ve şiddet

 

Bu yalnızca tek tanrılı dinlerle sınırlı bir durum değil. Bir çok ideolojinin çok farklı yorumlarıyla, çok zıt pratikleriyle karşılaşabiliyoruz. Marksizm'i, kendi şiddetlerine gerekçe olarak yorumlayan örgütler olduğu kadar; barışçı, parlamenter, insancıl bir siyaset geliştirmek için yorumlayanlar da bulunuyor.

 

Örneğin Almanya'daki iktidar ortağı Sosyal Demokrat Parti, Marksist kökenli. Ancak Türkiye'deki şiddeti bir siyasi mücadele aracı gören, canlı bomba dahil her türlü yöntemi meşru kabul eden bir çok örgüt de, Marksizmi kendilerine rehber edindiklerini söylüyor.

 

Ne niyetle okuduğunuza bağlı

 

Burada önemli olan, “kaynak”ları hangi niyetle okuduğumuz… Yoksul ve çaresiz toplumların içinde, şiddet genelde daha güçlü bir zemin bulabiliyor. İslam dünyasının ezici bir çoğunluğu yoksul. Bu yoksulluğun, tarihsel kökleri bulunduğu kadar, güncel nedenleri de var.

 

Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri olan, Fransa, İngiltere gibi Avrupa devletleri, Ortadoğu’da yapay devletler kurdular. Değişik milliyetlerin, dinlerin, mezheplerin iç içe geçtiği bu devletlerin sınırları cetvelle çizildi. Batı, bölgeye ondan sonra da sürekli müdahalede bulundu.

 

En son yıkıcı müdahalelerden biri, ABD ve müttefiklerinin 2003 yılındaki Irak işgalidir. O günden sonra, bütün bölgenin kimyası iyice bozuldu. Yüzbinlerce insan, bölgede tırmanan şiddetin kurbanı oldu. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi. Düzenler bozuldu, evler yıkıldı, yoksulluk ve gelecek belirsizliği, koca bir coğrafyayı perişan etti.

 

Terör bataklığı

 

Terör örgütleri, bu kargaşanın içinde kendilerine güçlü bir zemin buldular. Bu örgütler için (bölge geleneklerini de dikkate alırsak) eylemlerini anlamlandırabildikleri en etkili motivasyonu ve propaganda zeminini, dini inançlar sağlıyor.

 

Çıkmaz içindeki insanların bir güce sığınma ihtiyacını anlamak zor değil. Savaş ve şiddet tırmandığında, kutsal metinlerin “barışçı okuma”sının çok da çekici bir tarafı olmuyor. İnsanlar, kutsal metinleri kendi amaçlarına göre yorumlayan örgütler tarafından, kolaylıkla yönlendirilebiliyorlar.

 

Amacınız barışsa

 

Herhangi bir dini ya da inancı, doğrudan “şiddetin nedeni” gibi görmek ve göstermek, sorunu çözmeyi zorlaştırır. Dini inançların güçlü olduğu ülkelerde; din etkenini olumlu bir şekilde yorumlayabilir, toplumun şiddetten uzaklaşması için dini metinlere göndermede bulunabilirsiniz. 

 

Her durumda olumsuz sonuç veren yaklaşımsa, "din şiddetin asıl nedenidir" diyerek, dindarları dışlamak, küçümsemek, yok saymaktır… Dini inançları güçlü kitlelere “bu inançlarınızdan vazgeçin" çağrısında bulunmanın, gerçekçi bir tarafı yok.

 

Şiddetin dinden, inançtan öte çok köklü nedenleri bulunuyor.

 

Dünyanın bir yerinde ateş yanıyor, insanlar kavruluyorsa, dünyanın diğer bölgelerinde huzur mümkün olamaz. Tarihin hiçbir döneminde bu mümkün olamamıştır. Meseleye bir de bu açıdan bakalım. 

 

- Advertisment -