Ermeni ‘gaile’sinden Ermeni Soykırımı’na giden süreç-9

Asıl sorun, İslamcılık sorunu değil; yaşanmayan İslam sorunudur. Zira nasıl ki yaşanmayan İslam'dan İslam sanatının çıkmasını bekleyemeyiz; aynı şekilde derinlikli bir İslam düşüncesi ve entelektüalizmi çıkmasını da beklemek nâfile olur.

 

Bu yazımda son bıraktığım yerden Adana Katliamları’nın ikinci evresinden bahsetmeye çalışacağım. 1909 Nisan’ının son haftasında Mersin’den Adana’ya ek askeri birliklerin geleceğini duyan Ermeniler, katliamların durdurulacağı, huzur ve nizamın yeninde tesis edileceği umuduna kapılır. 25 Nisan’da II. ve III. alaydan 850 asker Dede Ağaç’tan Adana’ya girer. Bu askerler daha önce isyan eden ve bundan dolayı Rumeli’ye sürülen askerlerdir.

 

Söz konusu alayların kamp kurduğu yere Ermenilerin ateş aştıklarına dair bir söylenti şehirde yayılmaya başlar. İlaveten, Ermenilerin Adana’da belli başlı semtlere saldırdıkları ve burada mukim Müslümanları katlettikleri söylentisi etrafa yayılır. Adana Askerî Kumandanı Mustafa Remzi bu söylentilerin doğruluğunu sorgulamadan askerlerine Ermenilere saldırmaları talimatını verir.

 

25 Nisan sabahı bir tabur asker, içinde ilk dalga katliamlardan dolayı yaralanan Ermenilerin olduğu bir Ermeni okuluna saldırır ve bu okulu içindekilerle birlikte ateşe verir. Düzenli birliklere bağlı askerler, yedek askerler ve Başı Bozuklardan müteşekkil güruhlar tarafından Ermeni semtlerine saldırılar düzenlenir. Kilise ve okulları ateşe verirler. 27 Nisan’da bu menfur saldırılar hız kesmeden devam eder. Bilhassa Adana’da Ermeni semtlerindeki Ermenilere ait evler ateşe verilerek tahrip edilir.

 

28 Nisan’da İttihat ve Terakki üyesi İhsan Fikri’nin yönettiği İtidal gazetesi Ermenilere yönelik şedit saldırılarını sürdürür. Burada çıkan yazılarda Ermenilerin silahlandığı ve bir isyan hazırlığında olduğu iddia edilir. İhsan Fikri, ikinci dalganın nasıl başladığını gazetesinde açıklar. Ermenilerin Adana’da huzur ve düzeni sağlamak saikiyle Rumeli’den gelen alaylara saldırıp, buradaki askerlerden birkaçını öldürdüğünü iddia eder.

 

İkinci dalga katliamların ölçeği birinci dalgadan daha şiddetlidir. Zira katliamlar yalnızca Adana şehir merkezinde değil, Adana’ya bağlı kaza, kasaba ve köylerde de vuku bulur. Tarsus, Cebel-i Bereket, Kozan, Dörtyol, Hasan Beyli ve Hacin’deki Ermeniler de başını Çeçen, Çerkez ve Başı Bozuk grupların çektiği şedit saldırıların hedefi olur.

 

Katliamların faillerinin yargılanması için İstanbul’dan Adana’ya iki Divan-ı Harbi Örfi Mahkemesi gönderilir. Ermeni Patrikhanesi Adana Valisi Cevat Bey ve Askerî Kumandan Mustafa Remzi’nin de mahkeme önüne çıkartılması hususundaki şikâyetlerini İstanbul’a bildirir. Bunun üzerine İstanbul’daki hükümet İsmail Fazıl Bey’i soruşturmaları idare etmesi için Adana’ya gönderir. 12 Mayıs 1909’da mebus Hagop Babikyan ve Yusuf Kemal Bey katliamları soruşturmak üzere Adana’ya vasıl olur.

 

Meclis-i Mebusan adına yürütülen soruşturma komisyonu katliamların vuku bulduğu Dörtyol, Hamidiye, Osmaniye, Hasan Beyli, Bahçe ve diğer yerleri ziyaret eder ve bu yerlerde olaylara tanıklık edenlerin ifadelerini alarak bir rapor hazırlar. Ancak bu rapor yayımlanmaz. Hagop Babikyan tarafından soruşturmalar kapsamında bir rapor daha kaleme alınır. Babikyan’ın kaleme aldığı bu rapor da yayınlanmaz zira Meclis’e sunulmadan üç gün önce Babikyan şüpheli bir şekilde vefat eder.

 

Ermeni çevreleri 1 Ağustos 1909’da hayata gözlerini yuman Babikyan’ın ölümünden İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni sorumlu tutar. Bu çevreler tarafından, Babikyan’ın raporunda katliamlarda Cemiyet’in de aktif katılımını içeren gizli bilgiler ifşa edileceğinden, Cemiyet’in Babikyan’ı zehirlediği iddia edilir. Babikyan daha sonra ortaya çıkan raporunda 20.000 Ermeni’nin Adana ve çevresindeki katliamlarda hayatını kaybettiğini belirtmiştir.

 

Divan-ı Harbi Örfi Mahkemeleri tarafından 1909 sonbaharında verilen kararlarla 9 Müslüman ve 6 Ermeni idam cezasına mahkûm edilir. İlaveten, 24 Müslüman daha Aralık 1909’da idam edilir. Katliamlar sırasında Adana’da vali olan Cevat Bey, görevinden uzaklaştırılır. Olayları bastırmakta gerekli tedbirleri almakta başarısız olan Mustafa Remzi Mersin’de 3 ay gözaltında tutulur. Müslüman ahaliyi Ermenilere karşı kışkırtan yayınlar yapan İtidal gazetesi yazarı İhsan Fikri ise Bağdat’a 2 yıl sürgüne gönderilir. 11 Haziran’da İtidal gazetesi Dahiliye Nezareti’nin emriyle kapatılır. Yine, Müslüman cemaati Ermenilere karşı provoke eden ve katliamların patlak vermesinde doğrudan dahli olan Adana’nın önde gelen eşrafından Abdülkadir Bağdadizade yalnızca 2 yıl için sürgüne gönderilir.

 

Ermenice kaynaklar bize İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ve o dönem iktidarda olan hükümetin katliamların gerçek faillerine yönelik reaksiyonlarının bir hayli yumuşak olduğunu gösteriyor. Öyle gözüküyor ki, 31 Mart Vak’ası ile büyük bir badire atlatan İttihat ve Terakki katliamların gerçek suçlularına karşı radikal bir tavır alma konusunda çekingen hareket etmiştir. Cemiyet, bu tarz bir radikal eylemin bölgedeki etkilerinin kendi varlığına halel getireceğini düşünmüştür.

 

Not: Adana Katliamlarına yönelik bir önceki ve bu yazımdaki bilgiler için Bedros Der Matossian’ın 2008 yılında kaleme aldığı  “Ethnic Politics in Post-Revolutionary Ottoman Empire: Armenians, Arabs, and Jews during the Second Constitutional Period (1908-1909)” başlıklı doktora tezinden ziyadesiyle yararlandım.

 

Önceki İçerikİslamcılığın iflası
Sonraki İçerikİran nükleer mutabakatı ve niyetlenmeyen sonuçları