Hatırla Sevgili ve Türkiye’nin Ortak Belleği

 

Popüler medyada geçmiş sarsıntıların temsilini savunanlar dikkatlerimizi kurbanların bakış açısına çekmektedir. Aileen Blaney, Paul Greenrrass’ın Kanlı Pazar’ının tarihi sarsıntılar üzerine “etraflıca düşünme”ye nasıl katkıda bulunduğunu tartıştığı makalesinde ikna edici bir şekilde kurbanların “çektikleri acıların daha geniş kitlelerce tanınması” ihtiyacını duyduklarını savunmaktadır.

 

Blaney, Batı Belfast merkezli Kurban ve Hayatta Kalanlar Vakfı (Victims and Survivors Trust, VAST) üyelerinin görüşlerine işaret etmekte ve bize onların “hikâyelerini kamuya anlatmak, seslerini duyurmak ve tanınmak” için anlatılarını kayda geçirmeyi önemsediklerini iddia ettiklerini ifade etmektedir.

 

Hasar ve kayıplarının yasal olarak tanınmaması bağlamında, kurbanların bir film ya da bir televizyon dizisi aracılığıyla tanınması ‘toplumsal geçmişi geride bırakma eksikliğine’ bir nebze de olsa cevap niteliğindedir.

 

Son dönemde Türkiye’nin yakın tarihi üzerine özellikle de askeri darbeler ve sonrasına dair çeşitli filmler yapılmış olmasına rağmen, yalnızca 12 Eylül 1980 müdahalesine götüren dönemin işlendiği Çemberimde Gül Oya dizisi dışında, Türkiye tarihinin otuz yıl gibi geniş bir dönemini kapsayan Hatırla Sevgili’ye benzer bir başka dizi daha önce çekilmemişti.

 

Dizi, Demokrat Parti hükümetinin görevde olduğu 1950’lerde geçen olayları ekrana taşıyarak başlamış ve ilk sezon neredeyse tamamen 1960 askeri müdahalesi, buna yol açan olaylar ve sonrası üzerine odaklanmıştır. Bu dönemde, dizi ne fazla popüler olmuş ne de sık sık tanıtımı yapılmıştı.

 

Ne var ki 1961’deki Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın infazları Hatırla Sevgili’nin izleyici kitlesini bir anda artırdı ve dizi daha fazla ilgi çekmeye başladı. Yapımcılar tam da bu noktada dizinin bir sezon daha uzatılmasına ve sonraki iki darbenin gerçekleştiği 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’i de kapsamasına karar verdi.

 

Dizi gerçek karakterler ve gerçek olaylara dayanmaktadır, bu yüzden de bir dereceye kadar o dönemin siyasi atmosferini gösterebilmekte ve bu da bir şekilde Türkiye tarihi için bir anımsatma işlevi görmektedir. Ancak eleştirmenler de işte tam bu noktada memnuniyetsizliklerini ifade etmektedir.

 

Hem 1968 kuşağından kimselerle hem de okudukları aracılığıyla Türkiye siyasi tarihi hakkında bazı bilgiler edinmiş olan gençlerle yaptığımız görüşmeler, Hatırla Sevgili’de birçok önemli gerçeğin atlandığı, hikâyenin belli bir grubun bakış açısından anlatıldığı ve belli olayların bazen yanlış yorumlandığı konusunda genel olarak bir fikir birliği olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Görüşme yapılan kişilerden biri, dizinin dönemin kritik siyasi olaylarını ele almayı ihmal ederek, o zamanın siyasi atmosferini izleyicilere aktaramadığı ve dönemin sosyal ve siyasi yapısını doğru şekilde yansıtamadığı endişesini taşıdığını söylemiştir.

 

Kendisi düşüncelerini “dizi dönemin ‘devrimcilerini’ yalnızca silahlı birer banka soyguncusu ya da adam kaçıran kimseler olarak yansıtarak, bu ülkedeki solculara dair uzun zamandır süregelen yerleşik fikirleri doğrulamıştır” şeklinde ifade etmiştir. “Tarihi bilmeyenler şimdi bunu özel kanallardan öğreniyorlar.

 

Anlatılmayan o kadar çok şey var ki, ne yazık ki insanlar genel durumu anlamıyorlar. Örneğin neden 1960’ları konu alan bölümlerde o dönemde devam eden “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları hakkında herhangi bir şey izlemedik? Bu önemsiz görünebilir ama dönemin genel manzarasını tam olarak vermesi bakımından önem taşımaktadır.

 

Eğer bazı gerçekleri görmezden gelirseniz, dönemin önceden de sık sık duymuş olduğumuz ‘resmi söylemleri’ onaylayan bir portresini yaratmaktan öteye gidemezsiniz.” Elbette ki, burada Robert Toplin’in sorusunu anımsamaktayız: “Filmleri kapsamlı olmaları standardına göre değerlendirmek mantıklı mıdır?”

 

Toplin sunduğu argümanı şöyle sürdürmektedir; bir saat uzunluğundaki bir televizyon yapımı için kaleme alınan senaryo, konu üzerine derin bir söylem oluşturan bir kaynağa dayanmayan beş-on sayfalık açıklamadan oluşmaktadır.

 

Birçok televizyon dizisi yapımcısı bir filmin yalnızca bir konuyu tanıtabileceğini ve eğer film başarılı olursa konuyu, hakkında önceden az miktarda bilgiye sahip olan insanların dikkatine sunacağını ve insanları araştırma ve okuma yoluyla daha fazla bilgi edinmeye teşvik edeceğini savunmaktadır.

 

Yine de, önemli tarihi konularda bazı gerçeklerin ve olayların görmezden gelinerek ‘resmi söylemin’ doğrulanmasına dair yapılan eleştiri dikkate alınması gereken bir tespittir.

 

Önceki İçerikEl Bab: Kapı
Sonraki İçerikTaksim’e caminin uzun hikâyesi…