Horozlanan tarihçiler!

Nasıl ki Horozu çok olan köyün sabahı geç olur, tarihçisi çok olan memleketin de gerçeği geç olur. Sabahı bildirmek amacıyla horozların horozluk yapmak üzere ötmeleri gibi “hakikati (veritas)” bildirmek amacıyla tarihçilerin de tarihçilik yapmak üzere yazmaları, konuşmaları onların en vazgeçilmez vasfıdır. Burada arzu ettiğim, okuyucularımın kimin ehil kimin horozlanan tarihçi olduğunu ayırt edebilmeleridir.

Türk atasözleri gerçekten çok acayip: “Üzümünü ye bağını sorma!” Çaldım da mı getirdim, yoksa satın aldım da mı ikram ediyorum, seni ilgilendirmez, sen yemene bak. Bu örnek gibi yüzlercesi var. Türk atasözleriyle ilgili müstakil bir yazı kaleme alacağım. Söz. Lakin yanlış anlaşılmasın; sadece Türklerde değil milletlerin tamamının edebiyatlarında böyle garip atasözleri mevcut.

Bu makalede bir atasözümüzü tarihçilik açısından ele alıp değerlendirmek istiyorum: “Horozu çok olan köyün sabahı geç olur!

Ne demektir horozu çok olan köyün sabahı geç olur?

Gecenin bitiş ve sabahın başlangıç anını belirleyen horozun ötüşüdür. Yani horozun ötüşünün bittiği an, gecenin bittiği ve sabahın başladığı andır. Bir köyde bir horoz varsa, bu hayvan horozluğunu yapıp ötüşünü tamamladıktan sonra sabah başlamış olur. Ancak köyde birden fazla horoz varsa bunların her biri tek tek sabah ötüşlerini icra edecekler yani horozluklarını öterek ispatlayacaklardır. Sabah da olmak için son horozun horozluğunu yapıp ötüşünü bitirmesini bekleyecektir. Ancak ondan sonra sabah olabilecektir. Atasözünde koşulan şart budur. Görüldüğü gibi atasözümüz oldukça üst gerçekçi (sürrealist, gerçeküstücü diye çevirmek yanlış ama oturmuş bir kere, ne yapalım).

Amanda Sage’in “Gündüz ve Gece” isimli gerçeküstü tablosu.

Pekiyi bu atasözünün tarihçilikle ne ilgisi var? İlgi, atasözündeki bazı kelimeleri değiştirince ortaya çıkıyor:

“’Tarihçi’si çok olan memleketin ‘gerçeği’ geç olur.” Sabahı bildirmek amacıyla horozların horozluk yapmak üzere ötmeleri gibi, “hakikati (veritas)” bildirmek amacıyla tarihçilerin de tarihçilik yapmak üzere yazmaları, konuşmaları onların en vazgeçilmez vasfıdır. “Horozluk” yapan tarihçilerin sayısının çok olması geçmişin (revizyonizm ve bu gibi akımlarla) sürekli mıncıklanmasına, bu dagerçeğin (realitas)” geç gelmesine sebep olacaktır. “E artık yeter! Gerçekler ortaya çıksın! Kim iyi, kim kötü belli olsun!” gibi talepler tarihçiler için geçersizdir. Zira -bazı okuyucularıma ağır gelebilir ama- tarihçi kim iyi, kim kötü gibi nitelemelerle hiç ama hiç ilgilenmez. Bunun yerine mesela o kişinin fiilleriyle geçmişteki sebepler arasında irtibat kurmaya ve bir bütün inşa etmeye çalışır. Hepsi budur!

Tarihçisi az ya da (19. yy.dan önce Osmanlı Devleti’ndeki gibi) tek (vakanüvis) olan dönemlerde ve ülkelerde “gerçek” çabuk olur, çabuk gelir. Tarihçi ne derse o, odur! Herkes gerçeği öğrenir, uyar! Farklı sözler, laflar, itirazlar ya dedikodu halinde yok olup gider ya da şiir, minyatür gibi sanat eserlerine işlenir, gizlenirler.

Elbette ki o zamanlar ne güzelmiş demiyorum. Çok tarihçi olmasından da şikâyetçi değilim, bilakis memnunum. Resmi tarih yanlısı ise hiç değilim. Burada arzu ettiğim, okuyucularımın kimin ehil kimin horozlanan tarihçi olduğunu ayırt edebilmeleridir. Her gördüğümüz, sesi çok ve gür çıkan “sakallı” tarihçiyi ehil sanırsak, “gerçek” sabahının sahte olduğunun (fecr-i kazib) farkına varamayabiliriz (ilk makalemde ehil tarihçilerin ayırt edici vasıflarından birkaçını yazmıştım. Oraya müracaat edilebilir).

“E peki hoca, iyi söylüyorsun, hoş söylüyorsun da hangi tarihçiyi okuyacağız, hangi tarihçiyi takip edeceğiz?” sorusunun güzel cevaplarından biri bence şu: Bir kere birini takip etmek zorunda değilsiniz, bir çok tarihçiyi aynı anda okuyabilirsiniz. İkincisi, tarihçilerin aynı mevzuda yazdıkları eserleri çapraz okumaya tabi tutarak tedkik edebilir ve doğrudan tarihçi isimleri istemek yerine kitabın kitaba götüreceğine inanabilirsiniz! Tecrübe ile sabittir.

Yukarıdaki atasözünün yanında, bir de biliyorsunuz “Erken öten horozun başı kesilir” şeklinde başka bir atasözü daha var. Bunun da zahiri anlamını es geçerek, deruni bir anlamını, okuyucuların ferasetine güvenerek kısaca şöyle özetlemek istiyorum: Horoz, ötüşüyle sabahı başlatma vasfından yoksunsa, diğer vasıflarına bakılmaksızın ortadan kaldırılır. Bunu tarihçiliğe uyarladığımızda şu sonuç çıkıyor: Eseriyle “gerçeği” hiç bir şekilde bildiremeyen tarihçi diğer vasıflarına bakılmaksızın ağır bir darbe alır, unutulur gider!..

Diğer acaibü’l-garaib atasözlerimizi de başka yazılarda ele almak üzere.

Önceki İçerikABD “IŞİD timine saldırdık” dedi: Dördü çocuk, dokuz sivil öldürüldü
Sonraki İçerik19. yüzyıldan 21. yüzyıla mafya ne kadar değişti?