IŞİD yükseliyor, Arap Baharı sönüyor

“Hükümet hangi hataları yaptı?” üzerinden konuşmaya başlayabiliriz. Başlangıçta Suriye muhalefetinin bileşenleri arasında ayrım gözetilmemiş olması, Suriye Kürtlerine karşı anlamsız kırmızı çizgiler koyulmuş olması; ilk akla gelebilecek tezler.Bütün bu tezleri bir an için kabul edelim. Ancak insaf edelim, IŞİD’in bölgede büyümesinin ve gelişmesinin sebebi de Türkiye mi?Almanya’da ana muhalefette olan Sol Parti’nin milletvekili ve Dış Politika Sözcüsü Jan van Aken; son olaylarda Alman hükümetini ilkesizlikle eleştirirken ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: “Almanya, IŞİD’i destekleyen Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerle (askeri) işbirliği içinde.”Alman Sol Partisi’ne göre Suudi Arabistan ve Katar, Almanya’nın en çok silah sattığı ülkelerin başında geliyor. Onlara göre bu iki ülke IŞİD’in baş destekçileri. Önce bunu netleştirelim.Sünnilere baskıİkinci olarak, Irak’taki Şii Maliki yönetiminin yaptıklarına bakalım: Maliki, Irak’ta Saddam döneminde uzun yıllar iktidarda bulunan Sünnilere baskı uyguluyor, onların siyaseten yasal alanda temsillerinin önünü kesiyor.Sünnilerin temsilcisi olarak Irak Cumhurbaşkanı Yardımcılığı’na seçilen Tarık Haşimi, Maliki tarafından tasfiye edildi ve ölüm cezasına çarptırıldı ve Irak’ı terk etmek zorunda kaldı. Bir dönem Türkiye’nin de desteğini alan Haşimi’nin tasfiyesi, bir anlamda Sünnilerin yasal alanda giderek sıkışmaları sonucunu doğurdu.Bir Sünni örgütlenmesi olan IŞİD, Sünnilerin baskılanması ve yasal yolların büyük ölçüde tıkanması nedeniyle kendisine genişleme alanı bulabildi. Alman Sol Partisi de Batı’nın ve Almanya’nın tutarsız siyasetine dikkat çekerken; Maliki meselesini şöyle değerlendiriyor: “El Maliki, Sünnilere karşı aşırı sert güç politikası uyguladı ve onları dışladı.” ABD ve Batı, Şii Maliki yönetimini neden desteklemişti? Çünkü, Maliki üzerinden Irak’ı yönetmeyi ve Irak petrollerine egemen olmayı planlamışlardı.Sol Parti sözcüsünün Almanya’ya yönelttiği eleştirilerden birisi de Merkel yönetiminin Kuzey Suriye Kürtlerinin hak hukuk talebini görmezden gelmesi ve Kuzey Irak’taki Kürdistan yönetimiyle ilişkisini geliştirememesi.Mısır darbesiAynı ilkesiz ve tutarsız politika, Mısır’daki 2013 darbesinde de uygulandı. Arap Baharı; İslam dünyasında yeni pencereler açabilecek önemli bir gelişmeydi. Özellikle Müslüman Kardeşler ve benzeri İslamcı akımlar, yeni dalganın taşıyıcısı olarak ortaya çıktılar.Yıllar içinde değişim geçiren bu akımlar, giderek demokrasiye ve parlamenter rejimlere adapte olabilecek bir rotaya girmişlerdi. Tabii ki, daha önce Batı destekli diktatörlüklerden farklı bir yaklaşımları vardı. Batı’yla daha mesafeli, daha eleştirel bir ilişkiyi yeğliyorlardı.ABD, Mısır’daki Müslüman Kardeşler iktidarını İsrail için bir tehlike olarak görünce düğmeye bastı. Geçmiş diktatörlüğün kalıntıları üzerinden yeni bir darbe tezgâhlanmasına yeşil ışık yaktı.Arap Baharı, İslam dünyası için bir şanstı. Ancak zamana ihtiyacı vardı. Batı, bu zamanı onlara tanımaya tahammül edemedi. Tercihler, yeniden diktatörlüklere dönüştürüldü.Batı, aynı sorunu Türkiye ile de yaşıyor. AK Parti’nin İslamcı kökleri onlar için hep bir kuşku konusu oldu. Sonra da Erdoğan iktidarının yaptığı değişik hamleler, yalnızca otoriterleşme yönünden okundu. Toplumun yarısının desteğini almış bir siyasi akımın, bu ülkedeki değiştirici ve kalıcı etkileri neredeyse yok sayıldı.Son dönemde Türkiye ile Barzani yönetimi arasında imzalanan petrol sözleşmeleri de Türkiye’ye yönelik tepkileri arttırdı. Türkiye’nin burada bağımsız bir siyaset geliştirmeye kalkışması cezalandırılmak istendi. (17 Aralık operasyonlarını bu bağlamda da okuyabiliriz.)Sonuç olarak, İslam dünyasında Batı’nın tercihi Batı yanlısı diktatörlükler olunca, İslamcılar içinde sertlik yanlıları güçlerini arttırdılar.Esad zulmü, Suriye’de IŞİD ve El Nusra’yı büyütürken, Mısır’da yasal alandan dışlanan, idam cezaları tehdidi altında katliamlara uğratılan Müslüman Kardeşler’in yerini kimin alabileceğini bilemiyoruz.Şurası kesin ki, İslam ve demokrasi, İslam ve parlamenter rejim ilişkisi zor bir ilişki olmasına rağmen, giderek kaçınılmaz bir hale gelecektir.Batı kısa vadeli, küçük çıkarları nedeniyle İslamcı akımların yasallaşması ve meşrulaşmasına tahammül etmeyerek, İslam radikalizmini kışkırtmayı ne zamana kadar sürdürebilir…Musul’un IŞİD tarafından işgali, Batı için ciddi bir ders olarak okunabilir. Eğer istenirse.Son not: Bütün bu kanlı manzaraların asıl nedeni, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesiydi.13-06-2014 / Radikal

Önceki İçerikNe öğrendik bütün yaşadıklarımızdan?
Sonraki İçerikIŞİD’in Bağdat’a başkaldırısı