İslamcılık: Çoğulcu toplum, Medine Vesikası iddialarından Scarface İslamcılığına

AKP iktidarının 20. yılı biterken parti, kamuoyunda ve tabanında yüzlerce yolsuzluk, FETÖ Borsası, mala çökme, nepotik çıkar ağları, bu ağ ilişkileriyle sistemik hale gelmiş liyakatsiz atamalar, üç-beş maaşlı bürokratlar gibi ilk anda aklımıza gelen, devamı da olan sayısız iddia ile tartışılıyor ve bunların ‘devşirmeler’in işi olduğu söyleniyor. Bu yazıyla parti tabanında ‘masum İslamcılar, suçlu devşirmeler’ algısı üzerinden sürdürülen tartışmalar gerçek mi değil mi, buna bir bakıp çıkacağız.

1985’in 29 Kasımı, bir fotoğraf: Rus işgaline karşı direnen, dönemin sembol isimlerinden Afganistan İslami Hareketi’nin liderlerinden Gulbettin Hikmetyar, dizinin dibine çökmüş iki kişi ile. Sağ taraftaki, dönemin Refah Partisi’nin İstanbul il Başkanı, 2002 sonrasının AKP lideri olacak Recep Tayyip Erdoğan, soldaki ise Milli Görüş’ün demagoglarından Şevki Yılmaz. Fotoğrafı çeken kişinin gazeteci yazar Cengiz Çandar olduğu iddia edilir.

O yıllardan bugünlere değişim, herkes ve her şey gibi bu serüvenin öznelerini de içerir. Gelinen zamanda AKP iktidarının 20. yılı biterken parti, kamuoyunda ve tabanında yüzlerce yolsuzluk, FETÖ Borsası, mala çökme, nepotik çıkar ağları, bu ağ ilişkileriyle sistemik hale gelmiş liyakatsiz atamalar, üç-beş maaşlı bürokratlar gibi ilk anda aklımıza gelen, devamı da olan sayısız iddia ile tartışılıyor ve bunların ‘devşirmeler’in işi olduğu söyleniyor.

Bu yazıyla parti tabanında ‘masum İslamcılar, suçlu devşirmeler’ algısı üzerinden sürdürülen tartışmalar gerçek mi değil mi, buna bir bakıp çıkacağız.

AKP kurulurken Turgut Özal’ın ANAP’ı gibi Türkiye’deki dört eğilimi; liberal sol, liberal sağ, milliyetçi sağ, muhafazakâr sağ siyasetleri bünyesine almış, ANAP’ı bir anlamda modellemiş; yanı sıra beşinci eğilim olarak daha önemli bir etkeni, Türkiye’deki dağınık radikal İslamcı dergileri, hizipleri, düşünce guruplarını bünyesinde, periferisinde toplamayı, ‘devşirmeyi’ başarmıştı.

Bu önemlidir; çünkü İslamcı muhafazakâr kültür, sağ muhafazakârlardan farklı olarak dönemin akımları ile aktif bir etkileşim içinde özellikle gençlere, tabana; edebiyat, siyaset, düşünce ve zihin dünyası sunmakta, önerdiği inanç ve zihniyet dünyasıyla da onlarda “dindar ve kindar bir nesil” için bir gelecek ve dâvâ adamlığı arzusunu oluşturup şekillendirmekteydi. Bu beşinci eğilimi çeperlerden merkeze çağırma ve orada toplama, partinin başlangıç sürecindeki önemli başarısı sayılabilir. İlerleyen zaman bu işbirliğini işbirlikçiliğe dönüştürecektir.

Yeryüzü Dergisi

90’lı yılların marjinal ve etkili İslamcı dergilerinden Yeryüzü dergisinin sahibi, AKP’nin kurucularından, iki dönem vekillik ve MKYK üyeliği yapmış İhsan Arslan’dı; oğlu Mücahit Arslan ise halen AKP dış ilişkiler komitesinde görev icra etmekte. Derginin kurucuları arasında bir dönem içişleri bakanlığı yapan AKP vekili Efkan Ala da vardır. Derginin yayın hedefi, 80 öncesi MHP’li eski ülkücülerin -79 İran Devrimi’nin etkisiyle- düşünce dünyalarında gerçekleşen değişimi kamuoyuna aktarmaktı. Yazar kadrosunda halen Yeni Şafak’ta yazan Abdullah Muradoğlu, Mehmet Sümbül, Burhan Kavuncu, Dücane Cündioğlu, eski ANAP vekili Mehmet Pamak, AKP’nin halen Ortadoğu danışmanlarından Sefer Turan gibi isimler bulunmaktaydı. Turan, İran’a yakın Selam gazetesinde de genel yayın yönetmenliği yapmıştı. Derginin çizgisini daha yakından kavrayabilmek için kapaktan girilen bazı dosya başlıklarına bakalım: Allah Nurunu Tamamlayacaktır, Laik Rejim Halkın Düşmanıdır, Sorun Kürtler Değil Ulusal Devletler, Lenin’in Putu Yetmez Bütün Putlar Yıkılsın…

Bilgi ve Hikmet

AKP kurucu kadrolarından Ömer Çelik, Yasin Aktay, Ali Coşkun, Yalçın Akdoğan, Ömer Dinçer, Davut Dursun, Hüseyin Besli gibi isimler, Ali Bulaç, Şükrü Karatepe, Cihan Aktaş, Ümit Aktaş, Mümtazer Türköne gibi yazarlarla 90’ların İslamcı entelektüellerinin bir başka dergisi, Bilgi ve Hikmet’ti. Bilgi ve Hikmet; “İslam’ın Modern Dünyaya Cevabı Nedir?”, “Bir Arada Yaşamanın Formülü”, “Medine Vesikası”, “Çoğulculuk, Teokratik Laiklik”, “İslam ve Protestanlık”, “İslam ve Modern Ulus Devlet” gibi kapak dosyalarıyla liberal sağ İslamcı çizgide yayınlar yaptı. Dönemin egemen ulusalcı, militan laiklik zihniyetine alternatif bir ‘liberal demokrat müslüman/İslamcı’ fotoğrafı sundu.

Müslüman Genç

İçinde Türkiye’den Çeçenistan’a ve Bosna’ya gitmiş birçok kişiyi barındıran Müslüman Genç grubu, 2003’teki HSBC terör saldırısından sonra, konjonktürün etkisiyle AKP’ye yakınlaştı. Grubun lideri Pakistan’la ticaret ilişkileri olan Mehmet Güney’di. Müslüman Genç grubundan AKP’ye üç kişi vekil yapıldı, harekete Eyüp’te bir Vakıf binası tahsis edildi ve grup birçok ihale ile taltif edildi. Dergilerinde 79 İran Devrimi’ne karşı Afganistan’ın Ruslara karşı verdiği ‘cihad’ mücadelesini öne çıkaran bir çizgi izlediler. Müslüman Genç’ler ‘Şiiliğe karşı Sünni merkezli’’ bir hareketti. Derginin kapaktan girdiği bazı dosya başlıkları: “Doğan İslam Güneşi Afganistan”, “Bosna Direniyor”, “Zalimlerin İmanı Demokrasinin Maskesi Düşüyor”, kapakta Lenin, “Bir Put daha Yıkıldı; Game Over.”

HakSöz

Haksöz grubu, Mutezile anlayışıyla, siyasi fikir düşünce dergisi olarak yayın hayatına başladı. Yayın çizgisini İslamın ‘devrimci, akılcı yorumuyla’ belirlemişti. Grup, AKP’ye kapatma davasının açılması, 367 krizi, Ergenekon davalarında gündeme gelen ‘teokratik laik vesayet rejimi yıkılıyor’ fikri üzerinden, İslamcı-laik geriliminin yaşandığı 2005/2007 dönemlerinden ve olaylarından sonra partiye yakınlaştı. Suriye’deki iç savaşın (2011) başlangıcında AKP’nin ‘stratejik derinlik / Suriye propagandası’nı bu grup yaptı. AKP ile yakınlaştıktan sonra grubun hareket alanı büyümüş, medyadaki görünürlükleri dergi sınırlarını aşmıştır. Dergiden bazı kapak dosyaları: “Seyyid Kutub Anlaşılabildi mi?”, “Kapitalizm Tarikatlaşıyor”, “Demokrasi Yalanı”, “Ordu’dan Sürekli Darbe Politikası”, “Refah Partisi İsrail Sınavını da Kaybetti”, “RP’nin Kapatılması Neyi Öğretmeli”, “Gezi’nin Özlemi Laik Hayat Düzeni”, “Suriyeli Muhacirler Kardeşimizdir”, “28 Şubat Tutsakları Adalet Bekliyor.”

Haksöz dergisi, rahmetli Erbakan’ın RP’sine aldığı tavrı, karşı duruşu, eleştirileri AKP’den esirgemiştir. AKP’nin kuruluşunda yapılan birkaç zayıf eleştiriden sonra, 2011’den itibaren yayın politikası ‘AKP’nin politikalarını / iktidarın doğrularını’ aktarmaya dönüşmüştür.

Girişim Dergisi

Girişim dergisi, bugünkü AKP vekili Mehmet Metiner’in genel yayın yönetmenliğinde 1985’te yayın hayatına başladı. İran Devrimi’nden etkilenen, dünyadaki İslami hareketleri gündeme taşıyan bir siyaset ve düşünce dergisiydi. Yazı kadrosunda AKP’nin Mardin Artuklu Üniversitesi’ne rektör olarak atadığı Ahmet Ağırakça, Yeni Şafak, daha sonra Star gazetesi yazarı Ahmet Kekeç, Celalettin Vatandaş, Cihan Aktaş gibi yazarlara yer verildi. Hizbullah’ın Ruhani lideri Hüseyin Fadlallah’ın çevirileri dergide yer aldı. Derginin kapaktan yer verdiği kimi dosya başlıkları: İbn-i Teymiyye Üzerine, Türkiye’de İslamcılık, İdamlar Burgiba’yı Kurtaramayacak, Afgan Cihadı, Yeni Bir Şafağa Doğru, 64. Yılında Şeyh Said Kıyamı, İslami Harekette Aydın ve Ulema.

Girişim’in 4. sayısında, Afganistan Devlet Başkanı ve Cemiyet-i İslami lideri Burhaneddin Rabbani’nin olduğu fotoğrafta iki kişi görülmektedir: Mehmet Emin Saraç ve ‘alo Fatih’ ile gündeme gelen oğlu Fatih Saraç.

Yeni Zemin ve Sözleşme

Mehmet Metiner, daha sonra Girişim’den ayrıldı; Altan Tan ile birlikte liberal-demokrat-muhafazakâr Yeni Zemin ve Sözleşme dergisini çıkardı. RP iktidarında İBB’de Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlık görevini yaptı. 2000’de HDP Genel Başkan yardımcısı oldu. 2011’de AKP’den Adıyaman milletvekili seçildi.

İslamcı profillerden Abdurrahman Dilipak, AKP’ye yakın paralı asker özel şirketi SADAT’ta yönetim kurulu üyesidir, Sibel Eraslan ise Turizm Bakanlığında müsteşar olarak hizmet vermektedir. AKP’li vekillerin ve bürokratların başta cemaat / FETÖ olmak üzere, İslamcı cemaatler ve tarikatlarla, Menzilciler ve Süleymancılarla… ve bunların lider konumundaki aktörleri Mahmut Hoca, Cübbeli Ahmet gibi isimlerle ihaleler, örtülü anlaşmalar üzerinden devlet düzeyindeki derin ilişkileri ise ayrı, uzun ve kapsamlı bir başka yazı konusu.

İslamcı avangard edebiyatçılar

Türkiye’deki İslamcılık genel olarak ‘dergi İslamcılığı’dır. Profesyonellikten ziyade gönüllülüğü merkeze alan yerel, marjinal edebiyat dergileri, grupları, hizipleri içeren bir dizi mahfil olarak varlığını sürdürmüştür. 1979 İran Devrimi’nin etkisiyle 80’den sonra siyasi dergi ve kitap çevirileri çoğalmış, görünür bir şekilde yaygınlaşmıştır. İslamcı edebiyatçılar AKP iktidarı ile ‘görünürlüklerini, tanınırlıklarını ve etkilerini’ arttırmıştır. Zamanla, AKP iktidarının, belediyelerinin sunduğu olanaklarla toplumsal tabana yayıldıkça sivil / bağımsız, özgün niteliklerini kaybetmişler, siyasallaşıp ‘partizanlaşmışlardır’. Bu partizanlaşmanın olası değer yitimiyle ilgili Atasoy Müftüoğlu’nun çarpıcı tespiti bugünü aynısıyla yansıtmaktadır: “Taşralı toplumlarda partizan bir böcek, bir düşünürden daha değerlidir.”

Özgün dergiciliğin hafızada kalan köşetaşları ise rahmetli Ramazan Dikmen’in Kayıtlar’ı, Atlılar, Kırklar, Nuri Pakdil’in Edebiyat dergisidir.

Nuri Pakdil gibi kült isimler, yanı sıra İbrahim Tenekeci gibi çok okunurlar, süreç içinde birer ‘pop figür’ haline dönüş(türül)müştür. İbrahim Tenekeci halen Yeni Şafak’ta yazmakta, Muhit edebiyat dergisini çıkarmaktadır.

Sezai Karakoç, İsmet Özel, Atasoy Müftüoğlu gibi AKP’ye eklemlenmemiş, tek parti Kominterni’ne tavır koyan, Milli Şef’ten ödül almayı reddeden az sayıda İslamcı kült edebiyatçı ve yazar, eleştirel tavırlarını koruyan istisnai isimler olarak fikir hayatlarını sürdürmekteler.

Türkiye İslamcılığı, siyasal toplumsallaşma iddiasında hayat bulan, ama hiçbir zaman toplumsallaşmamış marjinal şiir, edebiyat dergilerinde duygulara, heyecanlara hitap eden formlarla var oldu. AKP iktidarıyla birlikte kitlesel tanınırlık, zenginlik, iktidar, güç elde etti. Bedel olarak da yolsuzluk iddialarına karşı sessiz kalmayı, çürümüşlüğe, yozlaşmaya karşı susmayı tercih etti. Ahlaki temeli olan sorunları sessiz kalarak geçiştirmekle yetindi.

Miguel de Unamuno “Suskunluk suç ortaklığıdır’ der; Simone Weil de “Kurumlarımızda ve ahlaki yapımızda yozlaşmışlık, bizim suçluluğumuzu gözler önüne seriyor. Kesinkes, her birimiz en azından kayıtsız kaldığımız şeylerden ötürü suçluyuz.” Suçun, günahın, kötülüğün failliği ile eşdeğerdir dilsiz tanıklıklar da. AKP’nin bugün geldiği noktada; İçişlerinde bekleyen yüzlerce yolsuzluk dosyası, nepotik ilişkiler, çıkar ağı, Kolombiya’ya, Panama’ya kadar uzanan uyuşturucu trafiği, servet transferleri iddiaları karşısında İslamcı kesim susmayı tercih etti, ediyor. Bu susma suça dahil olmak, yozlaşmanın, çürümenin sorumluluğunu bile isteye taşımaktır.

İslamcı edebiyatçılar, yazarlar, aktivistler, şairler İslamcı muhafazakâr AKP’nin periferisinde, çevresinde değil tam merkezinde var oldular. Belediyelerdeki görünürlükleri ile, tabanı konsolide eden partizan söylemlerle, propagandist kimliğe büründüler. Bu tavrın en uç örneği olarak Yeni Şafak yazarı, edebiyatçı Ömer Lekesiz’in, AKP 2019 yerel seçimlerinde İstanbul, Ankara gibi önemli bir çok şehirde belediyeleri kaybedince sergilediği ‘demokrasi teferruattır’ çıkışı gösterilebilir.

Devşirmeler de her güçlü iktidarın asalağı olarak yemlenen yelkenciler, ortayolcular olarak pravda medyasında yerlerini alır, aldı.

1983 yapımı Scarface, Brian De Palma’nın yönettiği, Al Pacino’nun Tony Montana karakteriyle ölümsüzleştirdiği efsane film. Montana narsist bir karakterdir. Filmin bir sahnesinde şöyle der: “Ben her zaman doğruyu söylerim, yalan söylerken bile.”

Filmin bir sekansında şöyle bir diyalog geçer:

  • Many Ribera: Bence elindekiyle mutlu olmasını bilmelisin.
  • Tony Montana: Sen elindekiyle mutlu ol, ben dünyayı istiyorum.
  • Many Ribera: Neyi hak ediyorsun peki?
  • Tony Montana: Dünyayı dostum ve içindeki her şeyi…

Türkiyeli İslamcılar, 90’larda inanç / İslam merkezli “bireysel ve siyasal ahlak / çoğulcu toplum’’ iddiaları ile, verili düzenin dışlayıcı militarist varlığını siyasal, toplumsal, kültürel bağlamda eleştirdiler; haklı eleştirilerdi bunlar. 90’ların ortalarından 2000’lere doğru ‘biz değiştik’ söylemleriyle dolaşıma girerek, “demokrat Müslüman’’ kimlikleri ile siyasal hayatta kabul ve toplumsal ilgi gördüler, iktidara geldiler. Bugün gelinen noktada, taşıdıkları iddiaların ikisi de olamadılar. Levinas’a göre etiğin temeli başkasına duyulan sorumluluktur.  Dünyadaki varlığımızı hep bir ötekiyle tanımlarız. Ötekine olan mesafemiz ve ona dair duyduğumuz her şey bizi biz yapar. O sorumluluk hissi kaybolduğunda olabilecek her şey şimdi olmakta.

Bir sonraki yazımız ‘İslamcı patoloji, narsisistik İslamcıları anlama, tanıma kılavuzu’; bunu yazacağız.

Önceki İçerikRekor yağış yok, 10 bin yıldır böyle…
Sonraki İçerikTürkiye’deki iPhone kullanıcıları acil durum bildirimi aldı