AKP ile ‘Yeni Baştan / La Belle Epoque’ mümkün mü (*)

AKP, Türkiye’nin eksik, yanlış, iyi, kötü birikimiyle oluşturduğu demokratik kurumlar ve kurallar tecrübesinin önüne serdiği olanakları, açtığı yolu adeta bir tarikat gibi davranarak elinin tersiyle itti, kendi ‘düzenini’, ‘rejimini’ inşa etti. Sorunun kendisi çözümün parçası olamaz.

Zamanda geri dönüş mümkün olsaydı, AKP 2002’lerin demokratik reformların taşıyıcısı rolüne dönmek ister miydi? AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta hukukta ve ekonomide birtakım “demokratik reformlar” yapılacağını duyurması, ister istemez çoğumuza bu soruyu sordurdu. Soru zor gibi görünse de daha rüzgârını çoğumuz hissedemeden gerçekleşen politik hamleler, yanıtı gözler önüne serdi. 

24 saat geçmeden Cumhur İttifakı ortağı Bahçeli, ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit eden, suç örgütü lideri olmaktan hüküm giymiş Alaaddin Çakıcı’ya “ülküdaşım, dostum” diye sahip çıkarak ve Cumhurbaşkanlığı YİK kurulu üyesi Bülent Arınç’ın Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın tutukluluklarına itirazına yüksek perdeden cevap vererek, “demokratik reform”ların retorikten ileri gidemeyeceğini bize gösterdi.

Çakıcı’nın tehdidini sosyal medya hesabından yapması ve savcıların iki gün sonra, sanki biraz da zoraki harekete geçmesi ise, AKP’nin hukuk reformundan bahsettiği günlerin ayrı bir garabeti, ironisi olsa gerek. Hâlâ soruşturuluyor mu süreç, emin değilim. Reform söylemiyle bağdaşmaz durumların art arda gelişi elbette bir kaza, talihsizlik, zihin sürçmesi değil. Başka türlüsü, yani AKP’nin “kendini yeniden ve yenileyerek gerçekleştirmesi” zaten artık mümkün değil. Peki, neden mümkün değil?

Fransız bağımsız sinemasının örneklerinden Yeni Baştan / La Belle Epoque, evli bir çiftin -Victor ile Margot’nun- bunalımını; evliliklerinin ilk yıllarındaki tutkularından ve aşklarından eser kalmamış hallerini; birbirlerini zaman içinde tanıyamaz hale gelişlerini ve otomatikleşip yük haline gelen ilişkilerini esprili bir dille, yer yer karikatürize ederek anlatan romantik bir komedi.

Victor karakteri geleneği, eskiyi, nostaljiyi yansıtır. Eşi Margot’yu gençliğindeki gibi yeniden sevmek, âşık olmak ister. Margot ise dijital dünyanın akışkanlığına kapılmış hayatında her gece farklı limanlara demir atarak evliliğin, ilişkinin monotonluğunu kırmak isteyen bir karakterdir. Victor müşterilerine geçmişlerini, geçmişlerindeki bir ânı, anıyı tekrar yaşamalarını sağlayan bir eğlence sektörü şirketinden hizmet satın alarak, geçip gideni yeniden bugüne taşımak ister. Geçip gideni, kaybedileni geri kazanma umudundadır. Victor, satın aldığı hizmetle dört günlüğüne geçmişin bir simülasyonunun içine girer. Aşkla dolu günlerine, elinden kayıp gitmekte olan o kadına, tutkuya, özgürlüğe, o vakitlerin gerçekliğinde dondurulup şimdiye bir yanılsama olarak taşınan Margot’ya, 70’lere döner.

Victor, Margot’nun gençliğini canlandıran Marienne’ye âşık olur. Daha doğrusu âşık olduğunu sanır. Ne âşık olduğunu sandığı kişi Marienne’dir (çünkü o, Margot’nun geçmişteki yansıması, temsili, taklididir), ne de gerçekteki Margot geçmişteki halini korumaktadır. Victor, tam bir boşluktadır.

Marienne, Victor’u gerçekliğe dönmesi için uyardığı bir sahnede ona şöyle der: “İnsanları tam olarak kalmasını istediğimiz gibi yaratamayız. Her şey istediğimiz gibi olmayabilir. Hayal kırıklığına uğramayı, eleştirilmeyi, yeniliklere açık olmayı ya da daha az mükemmel olmayı kabullenmeliyiz. Aksi halde sadece BAŞLANGIÇLARDA YAŞIYORUZ.”

AKP’nin hem kendi iç dinamikleriyle hem seçmeniyle ilişkisi biraz bu filmdeki “geçmiş zaman özlemi”ni hatıra getiriyor. Bu nostalji küllerinden yeniden doğacak hiçbir şeyi vaat edemiyor ne yazık ki. İçerdeki şarkı çoktan bitmiş, yeni bir başlangıç için ses nefes tükenmiştir. Buradaki eskitilmişlik, geri dönülemezlik biraz AKP’nin kendi tarihindeki yorgunluk ve kırılmalar, yön değiştirmelerle ilgiliyse, biraz da iktidar sarhoşluğuyla, küresel popülist, otoriter rüzgârlarla ilgilidir.

AKP, küresel popülist akımın rüzgârında, bu akışın kendisine sunduğu dinsel, milliyetçi tüm imkân ve sınırları zorlayan, tüketen Sovyetik popülist-otoriter bir parti haline dönüştü. Popülizmin demokrasi ile sorunlu ilişkisi her zaman tartışmalı, muğlak bir konu olmuştur. Mudde ve Rovira Kaltwasser popülizmi “normal patoloji / patolojik bir normallik” olarak tanımlar. Hawkins ise onu “toptancı bir dünya görüşü” olarak tartışırken “ahlâklaştırıcı ve teolojik” yönüne işaret eder. Ona göre, son tahlilde vatandaşlar için tek tip bir ahlâk ideali öngören popülizm, demokrasiyi otoriter bir yokuşa sürer, daha doğru ifadeyle totaliter bir istikamete götürür. Yalnızca oy verme zamanlarında anımsanan yurttaşlık, tüm sorumluluğu erke devreder. Bunun çok farkında olan iktidarlar bu temsil gücünü bir süre sonra mutlak otorite olarak istedikleri biçimde kullanırlar. Bugün AKP’de olanları da, AKP Türkiyesi’nde olanları da bunun uzağında aramamak gerekir.

AKP, iktidarda kalabilmek uğruna demokratik fırsatları tüketti; son kertede söylemsel popülist reformist retoriklere başvurarak siyasal, sosyal, ekonomik sıkışmışlığını aşmaya çalışan otoriter bir parti haline geldi. AKP, kendi gibi düşünmeyenleri “öteki/düşman/hain” ilân eden; eleştirileri hakaret addeden; DEVA lideri Ali Babacan’ın “savcı ve hakimlerin telefonlarını rehberinizden silin” cümlesiyle enfes bir şekilde ifade ettiği gib,i yargıyı kadrolaşma ile siyasallaştıran; siyaset yaptığı tabanı/muhafazakârları son 10 yılda “parti-devlet’in muhafızı” haline getiren; muhafazakârları ulusalcılaştıran; nepotik çevresel ilişkiler ağı kuran; liyakata değil sadakata önem veren; parti-devlete biat etmiş bürokratik kadroları entegre eden mafyalaşmış yapısıyla, yarattığı yapısal sorunlarla yüzleşebilir mi? Yeniden başlayabilir mi?

Reform yüzleşmek, irade, samimiyet, akılcılık gerektirir. AKP ise çözemediği sorunlarla yüzleşmekten kaçarak, korku ve nefret üreterek ayakta, hayatta kalmaya çalışıyor. İnkâr, bastırma, yok sayma, görmezden gelme, temel hak arayışlarının önüne kasıtlı engeller koyma; tüm bunlarla nasıl yapılabilir reformlar? Özellikle adalet arayışında, neredeyse sembolleşmiş kayıplar Rabia Naz’larla, Nadire Kadirova’larla, Servet Kurkut’larla yüzleşmesini, hukuki hesaplaşmasını tamamlayamadan reform olabilir mi?

Misyon filminde Cizvit papaz tarikata yeni katılan şakirde şöyle der: “Biz demokrasinin parçası değil, düzenin parçasıyız.”

AKP, Türkiye’nin eksik, yanlış, iyi, kötü birikimiyle oluşturduğu demokratik kurumlar ve kurallar tecrübesinin önüne serdiği olanakları, açtığı yolu adetâ bir tarikat gibi davranarak elinin tersiyle itti, kendi düzenini, rejimini inşa etti.

Sorunun kendisi çözümün parçası olamaz.

La Belle Epoque’ta en sevdiğim sahne, Margot’nun ömrünün geri gelmesi imkânsız, en eşsiz zamanlarını, gençlik ve tazeliği paylaştığı Victor’a, 70’lerde gittikleri kafede oturmuş votkalarını içerken “Seni çok özledim” dediği plandır.

Biz de bu ülkenin saygın vatandaşları, onuruyla yaşamayı hak eden yurttaşları olarak demokrasiyi özledik. Yazarsam, konuşursam yargılanır, gözaltına alınırım korkusuyla yaşamaktan; işimden atılırım endişesiyle güne uyanmaktan; dükkânımı açık tutabilecek miyim diye kepenk açmaktan; asgari ücretli bile bir iş bulamayıp yarın korkusuyla yaşamaktan tükendik, bıktık. 

AKP ile “yeni baştan” başlangıçların ol(a)mayacağını bilerek, AKPli yılların artık kayıp yıllar olduğunu bilerek Godot’yu bekliyoruz.

Dipnot: Bu yazının yazıldığı saatlerde AKP’nin sözde ‘reformlarına’ destek açıklaması yapan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç YİK üyeliğinden istifa etti. Merkez Bankası’nın 4.75 puan faiz artırımına rağmen an itibari ile Dolar 8.02’ye, Avro 9.53’e yükseldi. Cumhur İttifakı ortağı Bahçeli, Selâhattin Demirtaş’ın öykü kitabını “terör kitabı” ilan etti. İktidar bloku, ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “dokunulmazlığı”nın kaldırılmasını tartışıyor. Ve AKP Diyarbakır eski Milletvekili Galip Ensarioğlu’na “terör” soruşturması açıldı.

__________

(*) Sefa Sarı: Serbest gazeteci. Siyaset, sosyoloji, sosyal psikoloji odağında iç siyaset, dış politika (özellikle Orta Doğu, Rusya, ABD, İsrail ile ilişkiler), savunma ve güvenlik konularında yazıyor.

Önceki İçerikMakas değişimi: Arslan disipline, Ensarioğlu ifadeye
Sonraki İçerikEmine Erdoğan: ‘Katiller, mafya babaları, zorbalar rol model gibi lanse edilmesin’