Kılıçdaroğlu için çember daralıyor

 

Anti-Erdoğan kampanyasına sarıldıklarından bu yana, laik kesimin AKP’yi anlama şansı epeyce azaldı. Bunda laik kesimin kaygı ve isteklerini bir süredir ‘duyamayan’ iktidarın da payı var. Ama sonuçta AKP’ye muhalefet tamamen Erdoğan’a muhalefet şeklini aldı ve bu psikoloji Haziran seçiminde AKP’nin karşısında tutarlı bir muhalif bloğun oluştuğu hayalini üretti. Oysa CHP, MHP ve HDP arasında Erdoğan karşıtlığı ve basmakalıp popülist vaatler dışında hiçbir ortak nokta yok. Dolayısıyla AKP’yi dışarıda bırakan bir koalisyon beklentisi baştan itibaren epeyce apolitik bir duyguya tekabül etmekteydi.

 

Diğer taraftan MHP iktidarın parçası olmayacağını daha baştan deklare etmekle kalmadı, bu duruşunu tutarlı bir stratejiye dönüştürdü. Meclis Başkan’lığı seçimindeki tavır bunun sonucudur. CHP’lilerin MHP üzerinde manevi baskı kurmaya çalıştıklarını gören Bahçeli bunu engelleyecek bir çıkış yaparak MHP’lilerin geçersiz oy vermesini sağladı. Çünkü eğer Baykal seçilseydi hem MHP ile HDP dolaylı olarak müşterek davranmış olacaklar, hem Baykal’ı desteklemenin tabanda bir maliyeti olacak, hem de CHP’nin koalisyon pazarlığında eli güçlenecekti. Oysa tarihsel olarak bakıldığında MHP’den AKP’ye bir oy kayması var ve çözüm süreci tıkanmadığı sürece engellenmesi zor. Buna karşılık CHP tutarsız ve zayıf bir siyaset izledikçe MHP o cenahtan oy devşiriyor. Kısacası MHP’nin asıl rakibi CHP! Bahçeli’nin hedefi CHP’yi geçerek ana muhalefet olmak… Nitekim AKP/CHP koalisyonu kurulursa MHP kendiliğinden ana muhalefet olabilecek ve bunun ilaveten bir oy sıçraması getirebileceği de düşünülüyor.

 

Kılıçdaroğlu ise seçim sonrası stratejisini çok amatörce kurdu. AKP karşıtı bir blok oluşturup başbakan olma hayalinin ardından, başbakanlığı Bahçeli’ye teklif noktasına geldi ve tabii ki reddedildi. Bu arada Erdoğan’ı hedef alan söylemini sürdürdü. Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanı altında ezildiğini iddia ederek koalisyon için bu vesayetin bitmesi gerektiğini öne sürdü. Aynı anda da on dört maddelik bir ‘seçim manifestosunu’ koalisyon ön şartı haline getirdi. Ne var ki bu tutumun da iki doğal sonucu oldu: 1. Başbakan’ın muhataplık yeteneğini küçümseme ve de muhtemel bir koalisyon protokolünü belirleme gayretiyle bir AKP/CHP koalisyonu ihtimalini zora koştu. 2. Cumhurbaşkanı’nı merkeze alan hücumları sayesinde Davutoğlu başta olmak üzere AKP teşkilatı ve tabanının Erdoğan’ı daha fazla sahiplenmesine neden oldu.     

 

Sonuçta Kılıçdaroğlu sayesinde Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın daha da yakınlaştığını ve AKP oylarının yeniden konsolide olduğunu görüyoruz. Oysa Kılıçdaroğlu’nun hayali içerden çözülmüş bir AKP ile koalisyon yapmaktı. Bugün tersi bir noktadayız… AKP yeniden seçim olursa muhtemelen daha iyi bir sonuç alacağı için rahat ama koalisyondan kaçınmayacağını da göstermek istiyor. Tek koalisyon alternatifi ise AKP/CHP ve dolayısıyla eğer CHP isterse hükümet kurulabilir.

 

Açıktır ki yıllarca muhalefette kalmış, ana muhalefet olmasına karşın AKP oy kaybederken bile oy kazanamamış bir partinin kendisini kanıtlayabileceği tek seçenek iktidara ortak olmaktır. Hele Aralık ayında kongreniz varsa ve başkanlık giderek sallantılı hale gelmişse. Kısacası Kılıçdaroğlu’nun etrafındaki çember iyice daralmış durumda. Bu koalisyona çok ihtiyacı var ve karşısında kaybedeceği bir şeyi olmayan bir partner duruyor. Eğer çıtayı yüksek tutar ve koalisyon kurulmazsa sorumlusu kendisi olur. Karar tamamen Kılıçdaroğlu’nun… Kendi partisini yönetebilirse AKP/CHP koalisyonu olacak, aksi halde seçime gidilecek.

 

Önceki İçerikErmeni ‘gaile’sinden Ermeni Soykırımı’na giden süreç-8
Sonraki İçerik‘Türkiye partisi’ derken Ortadoğu partisi