Milli bekçiler

Türkiye Milli Futbol Takımı Çek Cumhuriyeti’ne karşı zorlu bir maça çıkıyordu. Ülkelerinden gelen bir haberle sarsıldılar. Maçın hemen öncesinde orta sahada toplanıp omuzlarından kavradılar birbirlerini ve sessizce haykırdılar; Acıda, kederde ve tasada, iyi ve kötü günde…

 

 

Kabil, kardeşinin Allah önünde daha makbul olduğunu görerek öfkelenmişti ve özeleştiri yapmak yerine, iyi işler yapan kardeşini ortadan kaldırarak makbul olmayı seçti. Allah onu sınamak için kardeşinin nerede olduğunu sorduğunda yanıtı ilginçti; “Ben kardeşimin bekçisi miyim?”

 

Çekoslovakya maçının öncesinde orta sahada birbirine omuzlarından kenetlenmiş ‘çocukları’ görünce bunlar geçti içimden. Kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenmiş acısını paylaşıyordu 11 genç adam ülkelerinin çok uzağında; ‘Evet ben kardeşimin acısının ezasının bekçisiyim!’ Acının başını beklemek! Kadim topraklarda önemli ve ağır bir yeri var. Başkasının acısını kendi acısı bilmek, içinde taşımak. Ölüye saygı duymak. Sevinçte, kederde ve tasada bir olmak.

 

Daha birkaç gün önce dünyanın en önemli ödüllerinden birine değer görülen bilim adamımıza imzalı formasını yollamıştı aynı genç adamlar! Sevinçte ve kazanımda bir olmak için.

 

Yine maçın hemen öncesinde orta sahada kollarında siyah bantlarla omuz omuza sarılmış başları önde düşünüyorlardı; kederde tasada ve acıda bir olmak için.

İşte bu duyguda ve düşüncede bir kadro sahada topraklarında yaşanan acının ardında yanında olduklarını gösteriyorlardı.

 

Futbol hayata benzerdi. Çünkü acı, sevinç, keder, kazanım, ödül ve mağlubiyet, yenilgi ve üzüntü, birliktelik duygusu ve o korkunç yalnızlık, sevmek ve nefret, bağlılık ve kopuş ve elbette ki o yüce dayanışma…

 

İçimde geçen şiir dizeleriyle izledim o anları; Parçalanan yüreğini ve sen oradan geçerken alıp seni bir bayrağın üzerine işlemek / işte bu bizim bayrağımız demek…

 

Bir kez daha sordum Ankara’da bombalar patlayınca. Bir kez daha. Parçalanan insanların çığlıklarını içinde hisseden her insan evladı gibi orta sahada birbirine kenetlenmiş genç adamları görünce; ‘’Ben Habil’in bekçisi miyim?’’

 

(Maç ve goller mi?; arife tarif gerekmez.)