Batı basınında bir telaş… Trump, İran’a saldıracak mı? Saldıracaksa nasıl saldıracak? Trump, İran’da gösteriler devam ederken, “göstericileri öldürmeyin, yoksa müdahale ederim” uyarısında bulundu. Ancak onun bu uyarısı dikkate alınmadı. İran’dan ağır şiddet ve baskı haberleri geliyor. İdamlar sürüyor. Ancak İran halkının ülkedeki rejimi kendi iradesi ve kendi enerjisiyle yıkması, daha makul ve mantıklı görünen yol. Zaten batıdaki demokrat çevrelerin de son günlerdeki açıklamaları bu yolu destekler nitelikte. Öte yandan, Trump’ın yaklaşık bir ay önceki Maduro/Venezüella operasyonu, “aynısı İran’da da olur mu?” sorusunu akla getiriyor. Eğer ABD bir operasyon yoluyla Molla Rejimi’ni yıkarsa, bu ilerici bir durum mu olur yoksa daha büyük alt üst oluşlar mı ortaya çıkar? 20 yıl önce, İran’a gitmiştik. Reformcular, seçimi kazanmıştı. Değişime dair kuvvetli umutlar vardı. Örneğin Dışişleri Bakan Yardımcısı, “hapisteki aydınlar serbest bırakılsın” diye açlık grevine katılıyordu.
İran’da aydınlar arasındaki temel tartışma tıpkı bugün olduğu gibi “bir Amerikan müdahalesi olmalı mı olmamalı mı?” şeklindeydi. İranlı reformcular bana ve bizim ekibe şunu söyledi: “Yalnız başına ABD karşıtlığı burada hiçbir anlam ifade etmiyor. Demokrasi olmadan, özgürlük hedefi olmadan ABD karşıtlığı bir işe yaramıyor.” 20 yıl önce İranlı aydınlar “Amerikan müdahalesini” tartışıyordu, bugün ise sokaktaki gençler ne Amerika’yı ne “reform”u bekliyor. Onlar doğrudan kendi özgün direnişlerini örüyorlar ve rejimi devirmek istiyorlar. Biraz da Avrupa’ya bakalım… Avusturya Dışişleri Bakanı’nın körfez ülkelerine yaptığı son ziyarette dillendirdiği “İran’daki molla rejimi, dış müdahale ile değil, İran halkının kendi iç dinamikleriyle aşılmalı. Rejim değişikliği içeriden gelmeli” vurgusu ilginç. 1978 doğumlu bir kadın siyasetçi olan Beate Meinl-Reisinger’in bölgeye ilgisi biraz da ticari ilişkilerden kaynaklanıyor. Bakan Reisinger, geçen hafta Umman’da mevkidaşı Sayyid Badr Al Busaidi ile bir araya geldi. Avusturya Dışişleri Bakanı Reisinger’in İran’a bakış açısı, Batı’daki liberal‑demokrat çevrelerdeki temkini yansıtıyor: Bu çizgi, bir yandan halk egemenliği ilkesini savunurken, diğer yandan Irak, Libya ve Afganistan gibi örneklerin bıraktığı “gün sonrası” maliyetini hesaba katıyor. Sonuç olarak, batıdaki demokrat çevrelerde ağır basan kanaat şu: “Sürdürülebilir bir değişim, İran toplumunun kendi talepleri, sosyal hareketleri ve kendi doğal dinamikleri üzerinden şekillenebilir.” Avusturya Dışişleri Bakanı’nın Umman’daki açıklamaları, demokrat dünyadaki genel görüşün özeti gibi: “İran meselesinde belirleyici aktör ne Washington ne Brüksel’dir. Asıl belirleyici olan, İran halkının kendi iç siyasal ve toplumsal dinamikleridir.”
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.