‘Muhafazakâr eziklik’ duygusu şu tarihsel anda nasıl bir rol oynayacak?

Acaba günümüzde AK Parti’nin tabanındaki ‘muhafazakâr eziklik’le malûl kitlelerin ‘öç, intikam’ vb. açılardan duygusu ne? Kendisi adına iktidarı kullananların, kendilerine benzemeyenleri ezmeye, bastırmaya karar verdikleri şu tarihsel anda içlerinden bir türlü atamadıkları eziklik duygusu nasıl bir rol oynayacak?

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarının gündem manipülasyonunda şapka çıkartılacak bir beceriye sahip olduğu, muhalifinden muvafıkına herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir hakikat…

Eskiden, iktidarın kendi oluşturduklarının dışında gündem başlıkları uç verdiğinde hemen ‘suni’ bir başlık ortaya atılır, uç veren istenmeyen gündem başlıkları böylece berhava olurdu. Kızlı-erkekli yurtlar, kürtaj yasağı, idam gibi konular, aslında iktidarın niyetinin olmadığı, gündemi manipüle etmek için ‘uydurduğu’ başlıklardı.

Bu ezber bilgi, iktidarın son zamanlarda ‘durup dururken’ gündeme getirdiği başlıkların da tıpkı öncekiler gibi ‘suni’ başlıklar olduğu, dikkatleri ekonomik zorluklar  ve koronavirüs salgınının taşıdığı problemlerden uzak tutmak için uyduruldukları izlenimine yol açtı.

Oysa durum bu defa farklıydı. Dayatılan yeni öneriler, gündemi gözden kaçırmak için değil, düşünülmüş ve uygulamaya konulmasına karar verilmiş ‘yeni siyasi ve toplumsal normal’in unsurları olarak devredeydiler.

Kendini alternatifsiz bir tek yola mahkûm etmek

İktidarın, toplum üzerindeki kontrol mekanizmalarını niteliksel bir değişime uğratma ve yeni bir düzeyde kararlı hale getirme ısrarı artık apaçık meydanda. Başta ekonomik koşullar ve Covid-19 salgınının yaratacağı olumsuz koşullar nedeniyle ülkeyi yönetmenin daha da zorlaşacağı varsayımından hareketle, toplumdaki homurdanmaların yüksek sesli ve etkili bir muhalefete dönüşmesini engellemenin yolları aranırken düşünülmüş bir çare… Gerçi son seçimlerde bu yolun yol olmadığına dair ciddi bir uyarı almıştı iktidar partisi. Fakat belli ki, o dönemde, kontrolün düzeyi yetersiz olduğu için başarısız kalındığı düşünülüyor. Şimdi, tasarlanan kontrol mekanizmaları oluşturulabilir ve bu yeni düzeyinde kararlı hale getirilirse, son seçimde denenip faydası görülmemiş çözüm yolunun “rasyonel ve geçerli” hale gelebileceğine inanılıyor.

Bence de bir rasyonellik var burada, fakat şu anlamda: İktidarın elinde sadece çekiç olduğu için ve artık başka bir alet kullanabilme ehliyetini kaybettiği için, çekici, çiviyi en derine gömecek tarzda yeniden üretmek istiyor.

Gideceğiniz yolun alternatifi ya da alternatifleri yoksa, o yol sizin zorunlu rasyonelinizdir.

Fakat unutmamak lâzım: Alternatifsiz tek yola kalmadan önce birçok mümkün yol bizzat o tek yola mahkûm olmuşlar (insan ya da kurum) tarafından kapatılmıştır; öyle öyle gelinmiştir o noktaya.

Alternatif yollardan yürümediniz, çünkü o yolda size benzemeyenlerle birlikte yürüyecektiniz. Haklı olduğunuz taraflar vardı kuşkusuz; size haksızlık yapanlar, ayağınızı kaydırmak isteyenler… Yine de onlarla baş edecek gücü kendinizde bulabilirdiniz, fakat bulamadınız, çünkü özgüveniniz eksikti. İşte o nedenle, huzuru sadece size benzeyenlerle yürümede bulacağınızı düşündünüz ve sonunda o yola, alternatifsiz o tek yola girdiniz.

‘Muhafazakâr ezikliği’ hesaba katmadan olmaz

Durum bu: AK Parti girdiği alternatifsiz yolda ilerliyor. O girdiği  yolda ilerlerken siyasal muhalefetin nasıl bir tutum alacağı hususunda bir muğlaklık yok. Muhalefet direnecek. Başarılı olup olmayacağını ise zamanla göreceğiz.

Fakat AK Parti’nin, bütün bunları hayırları için yaptığını iddia ettiği geniş muhafazakâr kitleler ne yapacak? Dün Serbestiyet’te kaleme aldığım yazıda, muhafazakâr kitlelerin, ‘kendi’ iktidarlarının kendilerine benzemeyenleri ezme-susturma girişimine onay verip vermeyecekleri sorusunun cevabını ararken, muhafazakârlar arasında popüler bir kabul olan “muhafazakâr eziklik” duygusunun muhtemel etkilerini mutlaka hesaba katmamız gerektiğini söylemiştim. Şimdi, o noktadan devam edebiliriz.

Bir duygu olarak ‘eziklik’ ve ezikliğin öfkeye dönüşümü

Tarih, bir anlamda eziklik duygusunu öfkeye, öfkesini şiddete (ya da şiddeti onaylamaya) vardırmış bireylerin ve kitlelerin geçit resmi…

Bu verili durumu tartıştığımız konuya şöyle bir soruyla adapte edelim: Acaba günümüzde AK Parti’nin tabanındaki ‘muhafazakâr eziklik’le malûl kitlelerin “öç, intikam” vb. açılardan duygusu ne? Kendisi adına iktidarı kullananların, kendilerine benzemeyenleri ezmeye, bastırmaya karar verdikleri şu tarihsel anda içlerinden bir türlü atamadıkları eziklik duygusu nasıl bir rol oynayacak? Bu duygu, memnun olup onaylama yönünde mi, yoksa rahatsız olup itiraz etme yönünde mi etki yaratacak?

Erdoğan siyasi ezikliği önemli ölçüde izale etti ama…

Bu soruya cevap vermeden önce, sözünü ettiğimiz eziklik türünün basit bir siyasi ezilmişlik duygusundan ibaret olmadığının altını bir kez daha çizmek isterim. Yani öyle basitçe “28 Şubat zulmünün yarattığı travmanın tedavisi” falan gibi şeylerden söz etmiyorum. 28 Şubat’ın travması iktidar olunarak atıldı zaten. Bunda Erdoğan’ın hem mazlum hem mağrur aurasının da büyük payı oldu. Aynı şey mesela Erbakan gibi “nazik” bir liderin iktidarında sağlanamazdı. (Türkiye’nin eski egemenleri, onun kıymetini Erdoğan’ı tanıdıktan sonra anladıklarını defalarca itiraf ettiler. Bunun sembolik ifadesi de Genelkurmay’ın, Erbakan’ın cenaze namazının kılınacağı camiye gönderdiği çelenk ve avludaki generallerdi.)

Denebilir ki, muhafazakârların, kendilerine benzemeyenlere hayatın dar edilmesine dair iktidardan bir talepleri mi oldu ki, şimdi iktidarın içine girdiği, “çiviyi bir daha yerinden oynamayacak kadar derine çakma” sevdasını alkışlasın?

Bu sorunun sahipleri şunu unutmamalı: Erdoğan, kendi kitlesi nezdinde o kadar etkili bir lider ki, bu etkisi devam ettiği sürece kitlesini herhangi bir şeye razı etmeme, ondan onay almama gibi bir ihtimal söz konusu bile değil. (Bu muazzam siyasi konfor üzerine ara ara birkaç yazı yazdığımı hatırlıyorum).

Bu ölçüyle baktığımızda, muhafazakâr kitlelerin iktidardan (Erdoğan’dan) neden şimdiye kadar çektiklerinin hesabını sormasını istemediğini anlayabiliriz: Çünkü Erdoğan böyle bir “bakış” koymamıştı onların önüne. Fakat şimdi koyuyor ve soruyu şöyle soruyor: “Elimde sadece çekiç var, iktidarda kalabilmek için onu kullanmak zorundayım ve önümdeki çiviyi kımıldayamayacak kadar derine çakmak zorundayım. Bu cengimde beni destekleyecek misiniz?”

Muhafazakâr kitlelerin kahir ekseriyetinin, liderin bu çağrısına cevap oluştururken şöyle bir iç sesle hareket edeceklerini düşünüyorum: “Madem liderimiz rezervi kaldırdı, öyleyse içimizde şimdiye kadar bastırdığımız bazı duyguları artık serbest bırakabiliriz: Hadi bakalım, biraz da onlar görsün susturulmanın, sesini duyuramamanın nasıl bir şey olduğunu…”

Böyle düşünüyorum ama inşallah ben yanılırım, inşallah muhafazakâr kitlelerin içinden anlamlı sayıda insan Türkiye’yi cehenneme çeviren “nöbetleşe zorbalık” kısır döngüsüne karşı çıkar ve itiraz eder kendi partisine.

Önceki İçerikSeçim ortamına girdik mi?
Sonraki İçerikOsmanlının modernliği (9) Marx ne biliyor, ne bilmiyordu?