Öyle olsun Allahım; lütfen, öyle olsun!

 

Kayseri’de gerçekleştirilen hain saldırı, provokasyon için bahane arayanları harekete geçirdi. Gündüz vakti Kayseri’den başlayarak pek çok ilde HDP binalarına saldırılar, öğrenci yurtlarındaki Kürt öğrencilere yönelik tehditlerle, bir iç savaş provasına zemin hazırladı. Bu saldırılara karşı gecenin geç saatlerinde bir mesaj yayınlayan AKP İstanbul milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu,Toplumun öfkesi anlaşılır, ancak HDP binalarına yönelik saldırılar kabul edilemez, bunlar ancak provokatörlere ve teröre hizmet eder” diyerek twitter'dan sağduyu çağrısında bulundu. Başka pek çok kişinin de #Türk Kürt kardeştir hashtag’iyle başlattığı sağduyu çağrısı sosyal medyada destek görürken, tahmin edilebileceği gibi milliyetçi Türk ve Kürtlerin tepkilerine yol açtı.

 

Bitirmek zorunda olduğum bir makale için gece uykumu feda etmişken karşılaştığım bu tweet’lerin bir kısmı içimi rahatlattı, bir kısmı moralimi bozdu. İki tarafın da nefret tacirleri, intikam tellalları hiç üşenmiyor, utanmıyor, sıkılmıyor… Çünkü iki tarafın da sembol isimleri intikam, acımasızlık, yok etme söylemi üzerinden siyaset yapıyor; böylece karşılıklı olarak el yükseltip, ölümleri, kayıpları “ödenmesi zaruri olan bir bedel” diye olağan hale getirmeye çalışıyor.

 

Hendek savaşları süreci başladığında bir gün, şahin eğilimlerini bildiğim bir öğrencimle tartışırken, “Yazık değil mi bu kadar gencin ölmesine? Nasıl olsa bir gün barış olacak ve o çocuklar öldükleriyle kalacak!” dediğimde şöyle cevap vermişti: “Olsun hocam, masaya daha kuvvetli otururuz!

 

Ölümlerin kanıksandığı ve hattâ bu şekilde araçsallaştığı bir coğrafyada, benim kaldıramayacağım kadar acımasız bir cevaptı bu. Ama acımasızlık sadece Kürt siyasetine özgü bir hastalık değil; bakıyorum, Türk siyaseti de çoktandır acımasızlığı bir strateji olarak görme eğiliminde.

 

Karşılıklı düşmanlık, karşılıklı acımasızlık, dozu arttıkça artan şiddet…

 

Ey akıl sahipleri, ey vicdan sahipleri, ey evlatlarını bin bir emek ve naz içinde büyütmeye çalışan ana babalar!

Soruyorum size, bu yolun sonunun nereye çıkacağı belli değil mi?

 

Önceki yazımda, şehitlik edebiyatıyla polislere moral vermeye çalışan sayın bakanın söylemini eleştirdiğim için, köşe yazarı arkadaşım Akın Özçer de beni eleştirmiş. Aslında kendisi de bir barış yanlısı; ancak benim talebimi “silaha teslim olmak” olarak değerlendirdiği için böyle bir ortamda barış istemeyi yanlış buluyor; yazdıklarından anladığım özetle bu.

 

Ancak ben de kendisine şunu hatırlatmak istiyorum:

Silaha teslim olmak, evet, ağır bir şey, zor bir şey; ancak aksi de ne yazık ki, silaha mahkûm olmayı getiriyor. Er geç bir barış olacak, ama o zamana kadar pek çok genç insan hayatını kaybedecek. Bu, daha mı iyi?”

 

Çözüm süreci en başta yine PKK saldırıları devam ederken başlatılmamış mıydı AK Parti tarafından? O zamanki şahinler karşı çıkmamış mıydı görüşmelere? Oslo kayıtları basına sızdırılmamış mıydı halkı galeyana getirmek için?

 

Kürtlerin şahinleri de bu çözüm ve barış ihtimalinden memnun olmadı hiçbir zaman.

 

Barışı isteyenler kim? Sıradan halk! Şahinlerin bilek güreşlerinde evlatlarını, mallarını, yurtlarını kaybeden sıradan halk istiyor barışı… Kadınlar istiyor; ağlamaktan, yas tutmaktan yorulmuş, akıtacak gözyaşı artık tükenmiş olan Türk ve Kürt analar istiyor… Bizim gibi sıcak evlerinde, başkalarının acılarına, kayıplarına şahit olmaktan utanan, suçluluk duyan, ağzının tadı kalmamış insanlar istiyor barışı.

 

Bu kadar kötü şey arasında, okuduğum güzel bir haber ile sonlandırayım yazımı Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan, Mevlana'nın 743'üncü Vuslat yıldönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda şöyle demiş:

Milletimiz köklerine, tarihine, ecdadına ve kadim değerlerine sahip çıktığı müddetçe, mezhep ve etnik kimlik üzerinden ekilmeye çalışılan fitne tohumları bu topraklarda asla boy vermeyecektir. Nefret yerine muhabbeti, ihtilaf yerine ittifakı, düşmanlık yerine kardeşliği, umutsuzluk yerine sabrı ikame ettiğimiz sürece, geleceğimiz, inşallah bugünümüzden çok daha aydınlık, çok daha huzurlu olacaktır.

 

Ben çok sevindim bu satırları okuyunca. İnşallah bu karanlık günlerde, yeni bir yaklaşımın, yeni bir siyasetin habercisidir bu satırlar, dedim içimden.

 

Öyle olsun Allahım; lütfen, öyle olsun!

 

Önceki İçerikKadınlara hokus pokus
Sonraki İçerikErdoğan: Güvenlik güçlerine bildirin