Reform paketi ve Anayasa Mahkemesi

İyimser yönden bakmayı denersek: İktidar, seçimlere hazırlanırken, toplumda ‘demokrasi ve değişim umudu’yla özdeş olduğu günleri hatırlayarak, o günleri yeniden canlandırmak istiyor olabilir. Yani geçmişteki ‘reformcu’ kimliğine göndermede bulunuyor olabilir. Ancak köprülerin altından çok sular aktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni yargı reformu ve demokratikleşmeye ilişkin görüşlerini açıkladı. Dikkatimi çeken birkaç nokta: 1) Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi’ne başvurunun kolaylaştırılacağını, kararların uygulanması için daha yeni önlemler alınacağını belirtti.

Bu meseleyi takip etmek üzere İnsan Hakları Tazminat Komisyonu kurulacağını söyledi. Bu yeni girişimin Türkiye’nin Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerini iyileştirmeyi amaçladığını da ekleyebiliriz.

2) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise geçtiğimiz günlerde, Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararlarına gösterdiği tepkiyi, “Bu mahkemenin kapatılması gerektiği” noktasına kadar götürerek şunları söyledi: “Bunlardan birisi de ilk defa 1961 Anayasası ile hukukumuza giren, esas itibarıyla 1960 darbesinin oluşturmak istediği demokrasi dışı yapıyı korumak için ihdas edilen Anayasa Mahkemesi’dir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi yeni hükümet sisteminin doğasına uygun şekilde yeni baştan yapılandırılmalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin son zamanlarda verdiği kararlar sancılı ve sakattır. Hak ihlalleri adı altında, milli haklara ve adalet duygusuna telafisi imkansız zararlar verilmektedir.”

3) Bahçeli, dünkü Meclis konuşmasında da “HDP’nin kapatılmasını, bu partinin milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını” istedi.

Peki ne olacak?

İyimser yönden bakmayı denersek: İktidar, seçimlere hazırlanırken, toplumda ‘demokrasi ve değişim umudu’yla özdeş olduğu günleri hatırlayarak, o günleri yeniden canlandırmak istiyor olabilir. Yani geçmişteki ‘reformcu’ kimliğine göndermede bulunuyor olabilir. Ancak köprülerin altından çok sular aktı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, parti-devlet modeli sayılabilecek bir yapılanma içine girdi.

Meclis etkisizleştirildi, yargı siyasileşerek bağımsızlığını kaybetti. Partilerin lider hegemonyası daha da pekişti. Şunu da hesaba katmak gerek: Şu anki tablo içinde yapılabilecek bir reform, Meclis aritmetiği içinde düşünürsek, MHP desteğine de muhtaç. Yeni reform paketi, Kopenhag Kriterleri’nin temel ilkelerine paralel bir demokratik ortamın kapılarını açabilir mi? Yargıyı siyasetin hegemonya alanından çıkartabilir mi?

Paket, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararlarını, varolan anayasa hükmüne rağmen uygulamayan mahkemelere yaptırım getirebilir mi? Şöyle bir pencereden bakıyorum: Türkiye’de herkes demokrasi istiyor. Herkes insan haklarına saygılı. Herkes özgürlükçü. Eşitlikçi ve adalet istiyor.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN

Önceki İçerik2021’de Magna Carta beyannamesini ‘reform’ saymak!
Sonraki İçerikİnsan Hakları Eylem Planı: Sadece Feyzioğlu’nun ayaklarını yerden kesti