Şahin, Atmaca ve Özel Kuvvetlerde geçen bir darbe hikâyesi

Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir o gece Tuğgeneral Semih Terzi’yi, yukarıda, Posta gazetesinin internet sayfasından alınma illüstrasyonun gösterdiği gibi karşısına dikilip alnından vurmadı.

Muhtemelen bunu yapmayı denese, daha silahını doğrultamadan, Terzi’nin etrafında (önünde, yanında ve arkasında) ateşe hazır otomatik saldırı tüfekleriyle ilerleyen korumaları tarafından öldürülürdü.

Elbette, yine aynı gazetenin haberle ilgili metninde anlatıldığı gibi “Karargâha giremezsiniz, Zekai Paşanın emri !” de demedi (http://www.posta.com.tr/omer-halisdemirin-semih-terziyi-vurdugu-an-haberi-357186).

Haberin bu şekilde verilişi ve ilgili çizim, sadece Posta gazetesine ait bir hata değil. Başka birçok yerde de olay böyle anlatıldı ve insanlar çoğunluklukla, bu aşırı dramatize edilmiş öyküye inanıyor.

Oysa Ömer Halisdemir, aldığı emri yerine getirmesini mümkün kılabilecek tek şeyi yaptı. Karargâh girişinin sağındaki ağaçlıkta bekledi ve Tuğgeneral Terzi, etrafı korumalarla çevrili olarak binaya giriş yapmak üzere ilerlerken (ki bu arada bir başka subay, Terzi ve beraberindeki grubu karşılamak üzere binadan çıkmıştır), sessizce gruba yaklaşıp silahını ateşledi.

Halisdemir’in aşağıda linki verilen videoda zorlukla seçilen hareketlerinden açıkça anlaşılabilen, Terzi’nin oldukça yakını ve sağ arkasından üç atış yaptığı (tabancanın alev yönünden bu anlaşılıyor) ve çok küçük bir sağ kalma ihtimalini değerlendirerek, yine aynı ağaçlığa sığınmak için koştuğu.

Elbette bu, kendisinin de saldırısını başlatmadan önce muhtemelen gayet iyi bildiği gibi beyhude bir çaba, zira videoda görülebileceği gibi arkasından otomatik tüfekle, en fazla 5-8 m’den ateş açılıyor.

Halisdemir burada tahminen birden çok isabet alıp vuruluyor ve düşüyor. Medyada Halisdemir’e ilk ateş açan kişinin Binbaşı Fatih Şahin olduğu bilgisi geçiyor (olayın güvenlik kamerası kaydı için, bkz https://www.youtube.com/watch?v=lfjjcIhQHY0).

Okuyucu burada şu soruyu sorabilir: “Ömer Halisdemir’in Terzi’yi ne şekilde vurduğunun ne önemi var? Sonuçta yaptığı, darbeyi başarısız kılan en önemli hamlelerdendi ve fedakarca davranarak canını verdi.”

Elbette öyle, ama olayın bundan sonrası oldukça karmaşık ve öykünün doğru anlatılması/anlaşılması, gelecekteki bir yargılama için yüksek önem arzediyor.

Ayrıca hikâyenin tümü, yani Özel Kuvvetler Karargâhına darbecilerce yapılan baskının detayları, darbenin mekaniğini anlamak için de kilit önemde.

Herşey 15 Temmuz gecesi, aralarında Halisdemir’i vuran Binbaşı Fatih Şahin’in de bulunduğu bir grup özel kuvvet subayına, 21:30’da askeri hattan gelen bir emirle başladı.

O sırada grup, Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığında toplanmıştı ve Lice’de PKK’ya karşı yapılacak bir operasyonun son hazırlıklarını tamamlamaktaydı.

Gelen emir, bölge özel kuvvetler komutanı Tuğgeneral Semih Terzi’dendi; “Operasyon için hazırlıklarınızı tamamlayın ve yarım saat içinde Diyarbakır Havaalanında harekete hazır olun” diyordu.

Grup havaalanına iki otobüsle ulaştıklarında 100 kişiydiler; ancak kendilerini bekleyen askeri kargo uçağı 40 kişilikti.

Grubun lideri olan Binbaşı Fatih Şahin, komutasındaki askerler arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı. Tecrübe ve kıdem bazında 1. Timi, teçhizat bakımından tam donanımlı olması yüzünden de 3. Timi seçti.

Diyarbakır Havaalanına varan 100 kişilik grup böylece 40 kişiye düştü ve içinde Tuğgeneral Semih Terzi’nin de olduğu uçakla Ankara Etimesgut Askeri Havaalanına ulaştı.

Burada önemli bir detayı anlatmak için bir ara vermek gerekiyor. Binbaşı Fatih Şahin’in basına yansıyan ifadesini haberleştiren farklı kaynaklar, farklı öyküler anlatıyor.

Güneş gazetesindeki haberde Binbaşı Şahin, bir askeri darbe için görevlendirilmiş olduklarını uçakta öğrendiğini söylüyor (burada Ankara’ya ulaşan grubun sayısı da farklı; 40 değil 24 kişi; bkz http://www.gunes.com/gundem/sehit-halisdemire-refleks-geregi-ates-etmis-717021). Diken.com’da yayınlanan haberde ise Binbaşı Şahin, bir darbenin içinde olduğunu daha otobüslere binmeden ve aldığı emrin devamında Terzi’nin “Silahlı kuvvetler yönetime el koydu, Ankara’ya gidiyoruz” cümlesiyle anladığını söylüyor (http://www.diken.com.tr/halisdemiri-vuran-binbasinin-ifadesi-ah-sesi-duydum-bir-siluetin-dustugunu-gordum/).
 

Aynı grup içinde, Binbaşı Şahin’in emrindeki subaylardan, hikâyeye birazdan dahil olacak olan Üsteğmen Mihrali Atmaca ise, başka tutarsızlıklar da içeren ifadesinde, darbe ile ilgisi olmadığını iddia ediyor. Üsteğmen Mihrali Atmaca’nın bu ifadesi, grup komutanı Binbaşı Şahin’in Güneş gazetesindeki haberde yer alan ifadesinde “Terzi’nin verdiği (askeri darbe yapmakta oldukları yolundaki) bilgiyi yanımdakilerle paylaşmadım” sözleriyle uyuşuyor.

Ancak bir de yine Üsteğmen Mihrali Atmaca’nın ifadesinden, Sözcü gazetesine yansıyan sözleri var ki, orada Atmaca, “Ahmet Kemal Yüzbaşı, Fatih (Şahin) Binbaşı’ya ‘Neler oluyor komutanım'  diye sordu. O da ‘Darbe olacaksa ve darbede görev alacaksak' gibi bir cevap verdi. Uçağa bindik” diyor (http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/pasa-aslanim-dedi-ama-tutuklandi-1356468/).

Binbaşı Fatih Şahin ve Üsteğmen Mihrali Atmaca, Tuğgeneral Terzi ile Özel Kuvvetler Komutanlığına ilerlemekte olan 14 kişilik koruma ekibindeler ve Ömer Halisdemir’in vurulması/öldürülmesinde dahli olan isimler. Bütün bu detaylar bu yüzden önemli.

Anlaşılabileceği gibi, hangi anlatı(lar) esas alınırsa alınsın, Binbaşı Fatih Şahin’in bir askeri darbenin içinde olduğuyla ilgili bilgisi, olayın gerçekleşmesinden (Ömer Halisdemir’in şehadetinden) önceye dayanıyor.

Üsteğmen Mihrali Atmaca’nınki ise biraz kuşkulu olmakla birlikte öyle değil.

Eğer Sözcü’deki haber doğruysa, üsteğmen uçakta darbeyle ilgili bir şeyler duymuş ama anlam verememiş olmalı, çünkü olayın ilerleyen dakikalarında taraf değiştiriyor.

Şimdi öykümüze devam edelim.

Diyarbakır’dan kalkan, Terzi komutasındaki, içlerinde Binbaşı Fatih Şahin ile Üsteğmen Mihrali Atmaca’nın da olduğu timi taşıyan uçak, Etimesgut’a indikten sonra helikopterlere geçiliyor ve ekip Özel Kuvvetler Karargâhına doğru yola çıkıyor.

Aynı saatlerde hikâyenin bir başka ekseni Gazi Orduevinde yaşanmakta.

Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı Paşa, orduevindeki bir düğünün dâvetlisiyken gelişmelerden haberdar oluyor ve eşiyle birlikte salondan aracına doğru ilerlemek için ayrılıyor.

Çıktıklarında, kendilerini tutuklamaya gelmiş, Kurmay Albay Fatih Yarımbaş liderliğindeki ekibi farkediyorlar ve ellerinden Zekai Paşa’nın şoförünün çabasıyla kurtuluyorlar.

Zekai Aksakallı Paşa, Tuğgeneral Semih Terzi’nin karargâhı ele geçirmek üzere harekete geçtiğini araçta orduevinden uzaklaşırken öğreniyor ve emir astsubayı Ömer Halisdemir’e Terzi’yi ne pahasına olursa olsun durdurmasıyla ilgili kritik emrini işte o sırada veriyor.

Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, bundan sonra bir seri telefon konuşmasıyla ulaşabildiği tüm özel kuvvetler mensuplarına ulaşıyor ve durumu anlatarak, bulabildikleri tüm silahlarla karargâhı kurtarma girişimine katılmalarını örgütlüyor.

Tekrar Özel Kuvvetler Karargâhına dönüyoruz.

Ömer Halisdemir, saklandığı koruluktan Tuğgeneral Semih Terzi’yi koruyan grubun yakınına sızdı, silahını üç kez ateşleyip Terzi’yi vurdu, ama tekrar koruluğun içine doğru umutsuzca koşarken Binbaşı Fatih Şahin (ve belki diğerleri) tarafından vurulup düştü.

Semih Terzi karargâh binası içine taşınıyor ve kendisi için anbulans çağırılıyor.

Ömer Halisdemir’in yaralı bedeni ise koruluktan karargâh binası önüne taşınıyor.

 

Yapılan kontrollerde yaşadığı anlaşılıyor ve Binbaşı Fatih Şahin bu sefer Ömer Halisdemir’in infazını emrediyor.

Üsteğmen Mihrali Atmaca’nın rolü de burada başlıyor.

Atmaca, Binbaşı Fatih Şahin’in infaz emrini yerine getiriyor ve yerde yatmakta olan Ömer Halisdemir’in bedenine tabancasını doğrultarak iki el ateş ediyor.

Video, her ne kadar kalitesi yeterli olmasa da üsteğmenin şu ifadesini tam doğrulamıyor: Fatih Şahin yerde yatan şahsın yanında duranlara hitaben 'ne yapıyorsunuz, etkisiz hale getirin' dedi. O esnada birden çok silah sesi duymaya başladım. Ben de Fatih Şahin’in bu emri ile üzerimde bulunan tabancam ile yerde yatan şahsa (Ömer Halisdemir) hedef gözeterek değil, ancak iki el ateş ettim” (http://www.trthaber.com/haber/turkiye/darbeci-ustegmen-atmacadan-itiraf-266961.html). Üsteğmen Mihrali Atmaca’nın “O esnada birden çok silah sesi duymaya başladım” deyişine uyan bir durum videoda görülmüyor.

Muhtemelen Üsteğmen Mihrali Atmaca, gerçekten de bir darbe kalkışmasının içine düşürüldüğünden habersiz; Ömer Halisdemir’i komutanı Tuğgeneral Semih Terzi’yi vuran alelâde bir saldırgan sanıyor ve (burası biraz kuşkulu) birçok silah sesinin eşlik ettiği bir kargaşalık ânında, Binbaşı Şahin’in infaz emrini yerine getirerek bir karaltıya iki el ateş ediyor.
 

Olay bundan sonra daha da ilginçleşiyor.

Üsteğmen Atmaca duruma nihayet, Semih Terzi’nin yaralı bedenini hastaneye taşımak üzere gelen helikopterin başında, üstü Binbaşı Şahin ile yaptığı konuşmayla uyanıyor. Özellikle onun “Emir-komuta sende” diyerek Terzi’yle birlikte helikoptere binip uzaklaşması dikkatini çekiyor ve o da bir seri telefon konuşması yaparak durumun farkına varıyor.

Üsteğmen Atmaca ifadesinde, Ahmet Kemal isimli bir yüzbaşıyla konuşarak bir askeri darbe içinde yer aldığı bilgisini edindiğini; komutanı Binbaşı Fatih Şahin ile kendilerini karargâha vardıklarında karşılayan Albay Ümit Bak ve Yarbay Mehmet Çelik’in hain olduklarının ona söylendiğini anlatıyor (http://www.trthaber.com/haber/turkiye/darbeci-ustegmen-atmacadan-itiraf-266961.html).

Bu isimler, ona iletilen, söz konusu kişileri tutuklaması ve eğer direnirlerse bacaklarından vurmasını da içeren bir Korgeneral Zekai Aksakallı emrinin içinde geçiyor.

Ve Üsteğmen Mihrali Atmaca bu sefer darbecileri tutuklamak üzere harekete geçiyor.

Linkten de okunabileceği gibi üsteğmen, güvendiği askerlerden dört kişilik bir tim oluşturuyor; onlara durumu ve Aksakallı Paşa’nın emrini anlatıyor.

Birlikte önce Yarbay Mehmet Çelik’i derdest ediyor ve sonra da Albay Ümit Bak’a yöneliyorlar.
Yarbay Ümit Bak’ın odasında çıkan arbedede yarbayın emir astsubayı vuruluyor.
 

Üsteğmen Mihrali Atmaca ifadesinde, gece boyunca başka darbecileri de derdest ettiklerini anlattıktan sonra, karargâha gelen Korgeneral Zekai Aksakallı’nın kendisine “aslanım, eline sağlık” diyerek teşekkür ettiğini söylüyor.
 
Yine Üsteğmen Mihrali Atmaca, darbe sonrası 15 gün boyunca Özel Kuvvetler Karargâhında cuntacı askerlere yönelik gözaltıları gerçekleştiren ekipte de yer alıyor.

Üsteğmenin macerası, kendi ekibinden üç kişiyi gözaltına almaya gelen polislere, kendisini aramadıkları halde “ben de o ekipteydim” diyerek teslim olması ve çıkarıldığı Gölbaşı Mahkemesince tutuklanmasıyla, şimdilik bitiyor.

Yerde yaralı yatan demokrasi kahramanı Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir’i iki  kurşunla infaz eden, “darbeci hain” Üsteğmen Mihrali Atmaca’nın öyküsü böyle.