Seçimin ardından aynaya bakmak

Seçim sonuçlarının hayırlı olmasını diliyorum. İlk kez kadın başkanların seçilmesi de bir güzellik kattı doğrusu. Yaşadıklarımızın sağlıklı bir muhasebesi yapılamazsa büyük bir fırsat daha heba edilebilir ama.Mahallemizde hemen her eğilimden, marjinal olanlar da dahil her partiden seçmenler var. Sokak aralarında karşı pencerelere doğru tencere çalanlar, bu seslerden gece onbire kadar muzdarip olanlar, balkonuna adam boyu AK Parti afişi asanlar, Atatürk resimli bayrağı yıl boyu hiç  indirmeyenler, her yere Biji Apo yazanlar şimdi sözünü söylemeye gelmişti. Oyunu kullananlar etraftaki pastanelere, AVM’lere gidiyor güneşli günün tadını çıkarıyordu. Seçime değil de savaşa gidiliyormuş gibi yaşanan, kılıçların sürekli bilendiği kampanya toplumu ne kadar bitkin düşürmüş.Kur’anı daha derinlikli anlamamız için bize ders veren sevgili hocamız Fatma Kutluoğlu Hac’dan hepimize birer ayna getirmişti. İnsanın kendine bakmasından, zaaflarını görmesinden daha bilgece ne olabilir. Aynadaki göz gerçeği gizlemez bize doğrularımızı da yanlışlarımızı da bir bir gösterir.Başbakan muhalefet aynaya bakmalı deyince aklıma geldi bunlar.Çeşitli sesler yükseliyor yine. “Bu aptal millet yine gidip oyunu dincilere verdi!” babında. AK Parti’nin seçimi almasının suçu yine burada anmaya gerek görmediğim birçok olumsuz vasıfla tanımlanan aşağılanan bir türlü feraseti kavranamayan halka yıkılmak isteniyor. Açıkçası araştırma konusu olmalarının ötesinde ilgi alanıma girmiyor artık bu üstenci insanlar. Varsıl, ırkçı, üst sınıfçı, mütecaviz, ülkenin imkânlarını yiyip bitirmeye alışmış, çözüm sürecinden rahatsız vatandaşlar.Fakat bu ülkenin eşitlik ve adalet arayan, ayrıcalıklı konumlar peşinde koşmayan, okuyan yazan düşünen muhalifleri beni çok ilgilendiriyor. Polarize dilden rahatsızsak buna her koşulda karşı duran insanların değerini teslim etmemiz gerekir. Yakın tarihimiz “siz yüzde doksan oyla bile gelseniz bu ülkede bizim dediğimiz olur” söylemiyle kayıtlı. “Kamu alanı” tanımlamasının şiddet aracına, öldürücü bir silaha dönüştüğü günleri nasıl unutabilsin bu halk. Zaten bitmiş değil bu jakobenlik, o günlerin unutulmasını engelleyen nice yeni olaylarla tazeleniyor bellekler.Ne üzücü bir tenakuz ki bu tezgâhlardan geçip gelmiş, özgürlüklerin önünü açmış olan iktidar şimdi yasaklarla anılıyor. Mütedeyyin insanlar iki arada kaldı, çünkü en küçük bir iktidar zafiyetinde yasaklı günlerin yeniden başlayacağı endişesi hâkim. Belli bir ekonomik güç de var artık. Yüzbinlerce insan dünyanın her yerine seyahat ediyor ve ülkemizin Avrupa gibi şehirlere kavuştuğunu takdir edebiliyor. AK Parti seçmenini makarnaya muhtaç olarak tanımlayarak başlarını kuma gömen insanlar böyle devam ederlerse bir yere varamayacaklarını görseler keşke.Bir doktor arkadaşım Kılıçdaroğlu başörtülü kadınlar başımızın tacı diyor ama iktidara gelirlerse “fakat devletin kuralları var” diyerek hayatımızı karartan yasakları ve ayrımcılığı yeniden getirebilirler diyordu. Bu noktada başörtülü milletvekillerine büyük bir tepki vermemelerini, belediye seçimlerinde başörtülü bir aday göstermelerini normalleşmenin emareleri olarak görmeli.Fakat aynaya bakması gereken sadece muhalefet mi? İktidar ülkenin aydınlarını konuşamaz yazamaz hale getirdi. Şimdi sırası değil, zamanı değil, zamanlama manidar, niyetin ne, kimin hizmetindesin, bizden misin onlardan mı söylemleri özellikle İslami camiayı entelektüel bir çöle çevirdi.Angaje olmayanların, soğukkanlılığını korumak isteyenlerin çöp muamelesi gördüğü bir süreçten geçtik. Tesettürlü bir genç kızın “oy kullanmayacağım, pencereden hüzünle oy vermeye gidenleri izliyorum” mesajına eğilmek gerekmiyor mu? Cemaat’in içindeki suç işleyenler hakkında gereğini yapmak ve milyonlarca insana kardeşlik mesajları vermek yerine bu kadar derin yaralar açmaya gerek var mıydı? Şehrin yağmalanma biçimine karşı durmaya  çalışanlar solculara ve liberallere yaranmaya çalışmakla itham edildi. AK Parti kanaat önderleri başbakan meydanlardan 15 yaşındaki bir çocuğa ve ailesine var gücüyle savaş açarken bunun inandığımız hiçbir değerde yeri olmadığını hatırlatamazlar mıydı?Bundan sonra ne olacak? Genel seçimlere kadar bu gerilim stratejisinin devam etmesi gerektiği telkininde bulunanlar, hatta iltifatta sınır tanımayıp “öfke size yakışıyor sayın başbakanım” diyenlerden mi feyz alacak başbakan? Yoksa iktidar ya da muhalefetteki siyasiler yetersizliklere rağmen sadece karşı tarafın gelmesi korkusuyla “basgeç” diyen nice insanların hissiyatına kulak verecek mi?Bu ülkenin gençlerini kötücül tanımlamalarla Sisifos olarak etiketleyip sonra da onulmaz cezaya düçar etmeye kimsenin hakkı olamaz. Bunu her dönem bir şekilde yaşıyoruz ne yazık ki.Tanrılar Sisifos’u çok büyük bir kayayı dağın tepesine kadar yuvarlayarak çıkarmaya mahkûm ederler. Cezanın en ağır yanı, tepeye geldiğinde kaya tam zirveye oturacakken yeniden aşağıya yuvarlanacak ve umutsuzca devam edecektir bu döngü. Gençlerde yaratılan anlamsızlık çözümsüzlük duygusu uzun vadede bir ülkenin bağımsızlığına da medeniyetine de birlik ve dirliğine de vurulan en büyük darbe. Ah aynalar! Bize yakın durun, sözünüzü sakınmayın hiçbirimizden!