Ana SayfaYazarlarSosyalizm neden demokrasiyle bağdaşmaz?

Sosyalizm neden demokrasiyle bağdaşmaz?

 

Sosyalistlerin ve sosyalist olmamakla beraber sosyalizm hakkında değerlendirmeler yapanların sergilediği ilginç bir tavır, sosyalizmi diğer ideolojileri değerlendirirken kullandıkları kıstaslarla değerlendirmekten uzak kalmalarıdır. Bu yaklaşımda sosyalizm âdetâ tüm ideolojiler arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Kestirmeden söylersek, sosyalizm diğer ideolojilerden farklı olarak, sadece amaçlarıyla — üstelik, şifrelenerek cazip hale getirilmiş amaçlarıyla — değerlendirilir. Bu amaçlara varmak için kullandığı veya kullanacağı araç ve yöntemler olsun, onlarla hem sosyalizmin amaçları hem de uygarlığın temel değerleri  arasında bir çelişki olup olmadığı olsun, görmezden gelinir.

 

Bu çerçevede en ilginç konulardan biri sosyalizm – demokrasi ilişkisidir. İdeoloji olarak sosyalizmin demokrasiyle çelişmediği ve sosyalistlerin demokrat olduğu peşinen varsayılır. O kadar ki, meselâ sosyalizmin ikizi olan faşizme inananların demokratlığı sorgulanırken sosyalistler bundan muaf tutulur. Gerçekten bu ikisi bağdaşır mı? Sosyalizm ile demokrasi arasında uzlaşmalarını imkânsız kılacak çelişki ve gerilimler yok mudur? Felsefî anlamda sosyalist olanlar, siyasette otomatikman demokrat mıdır? Herkesin demokratlığını sorgulamaya çok hevesli olan sosyalistlerin, bu sorularla karşılaşınca şaşıracakları kesin. Ben onları daha da şaşırtacak, hattâ belki kızdıracak cevabı vereyim: Sosyalizm demokrasi ile bağdaşmaz. Felsefî anlamda sosyalist birisi demokrat olamaz. Böyle bir sosyalistin demokrasiye atfettiği değer ancak ve ancak araçsaldır ve geçicidir. “Sosyalist demokrasi” ve “sosyalist demokrat” kavramları birer oksimorondur.

 

Bu gerçekleri görmek, açık bir göz ve açık bir kafa için hiç zor olmasa gerek. Meseleleri karmaşıklığa sürüklemeden açıklayayım. Sosyalizm bir savaş ideolojisidir. Sosyalizme göre toplum çatışan sınıflardan müteşekkildir. Kaçınılmaz olarak savaşı sınıflardan biri — ilerici olanı — kazanacaktır. Sosyalizmin kurulması bile bu çatışmayı tümüyle ortadan kaldırmaz. Çünkü hem sınıfların fiilen ortadan kalkması, hem de sosyalizm öncesi — yani kapitalist döneme ait — kültürel ve ideolojik algı ve araçların tamamen tasfiye edilmesi zaman alır. Komünizm ancak bundan sonra kurulabilir.

 

Sosyalistler işçi sınıfı iktidarının — proleterya diktatörlüğünün — sınıf savaşı sonucu kurulacağını belirtir. Demokratik sosyalistler bile demokratik kurumları (oy ve seçim mekanizmalarını) iktidarı ele geçirmede bir araç olarak görür. Onlarla iktidara gelinebilir, ama bir kere iktidara geldikten sonra artık onlara ihtiyaç kalmaz. 

 

Demokrasi çoğulluğa dayanır, sosyalizm ise tekliğe. Demokrasi toplumsal çoğulluğun her unsurunun varlığını sadece meşru değil gerekli de görürken, sosyalistler toplumsal çoğulluğun bazı unsurlarını düşman ilân edip onlara savaş açar. Sosyalizm bir “hakikat”e dayanırken demokrasinin hakikati yoktur. Liberalizmden aldığı esinle demokrasi, bir hakikatin krallığını kurmaya değil, farklı hakikat gruplarını bir arada ve barış içinde yaşatmaya çalışırken, sosyalizm çoğulluğun unsurlarından birini tek unsur hâline getirmeye çabalar.

 

Demokrasi  (yine liberalizmin tesiriyle), doğuştan gelen, vazgeçilmez, devredilmez, siyasî yönetimi önceleyen insan haklarını kabul eder. Sosyalizmde ise bu anlamda bir insan hakları algısı yoktur. Sosyalistler ideal sistemlerinde insan haklarına ihtiyaç olmadığına inanır. Çünkü sosyalizmde yeryüzünde hakikate dayanan cennetin kurulduğunu düşünür. Sosyalizmin Locke gibi insan hakları teorisi yapan bir klasik düşünürü yoktur. Sosyalist literatürde insan haklarına ilgi, ancak ve yalnızca 1989-1991’da vuku bulan Kadife Devrim sonucu sosyalist rejimlerin yıkılmasının ardından gündeme girebilmiştir. Bir sosyalist, düşman olarak gördüğü burjuva sınıfı mensuplarının, sosyalist ideallerin hayata aktarılmasına kaçınılmaz olarak set çekecek insan haklarına sahip olmasını kabul edebilir mi?

 

Sosyalizmde kuvvetler ayrılığı değil kuvvetler birliği vardır. Yasama, yürütme ve (günlük pratik anlamında değilse de genel kontrol anlamında) yargı, aynı organda, partide birleşir. Partinin meşruluğu halkın desteğinden ve demokrasinin usul kurallarının kabul edilmesinden kaynaklanmaz; partinin kendi varlığından ve ideolojisinden kaynaklanır.

 

Lenin’in geliştirdiği söylenen demokratik merkeziyetçiliğin de demokrasiyle uzaktan yakından alâkası yoktur. Demokrasi bir siyasî örgüt içinde kararların nasıl alındığı ve itaatin nasıl sağlandığıyla alâkalı değildir. Karar alacak aktörlerin çokluğuyla ve onlar arasındaki ilişkilerle alâkalıdır. Demokratik merkeziyetçilik denen şey sadece komünist partilerde değil demokratik sistemlerdeki partilerde bile işleyebilir, ama onun mevcudiyeti demokrasinin varlığına delalet etmez.

 

Yirminci yüzyılda kurulan sosyalist rejimlerin hiçbirinde demokrasinin temel unsurları yoktu. Parti kurmak serbest değildi. Yani meşru ve resmî muhalefet olma imkânı yoktu. Muhalifler bazen fiziksel olarak yok edildi, bazen psikiyatri kliniklerinde tutuldu.  Sosyalist ülkelerde âdil, periyodik, yarışmacı seçimler yapılmazdı. Siyasal iktidar rekabetçi seçimlerle gelip gitmezdi. Mevcut seçimler bir gösteriden ibaretti ve çoğu zaman asıl amacı (tüm totaliter sistemlerin istediği üzere) egemen parti lehine siyasal mobilizasyon yaratmaktı. Sosyalizmin devlet ideolojisi olduğu hiçbir yerde demokrasi kurulamadı; daha önceden vardıysa da tüm kural ve kurumlarıyla tamamen ortadan kalktı.

 

Bu gerçek tüm çıplaklığıyla ortadayken, sosyalizmin demokrasiyle uzlaşacağını ve sosyalist bir demokrasinin olabileceğini iddia etmek, göz göre göre yalan söylemek ve tarihî gerçekleri inkâr etmektir.

 

- Advertisment -