Tanıdık geliyor mu?

Baraj inşaatını durdurmak için savaş başlatan bir silahlı örgütü dünyanın en radikal ekolojistlerine bile anlatmak biraz zor olacaktır. Dün Ardahan Göle’de bir vatandaşın ölümü ile sonuçlanan olayları başlatanın, bozulan su hattını tamire gelen belediye çalışanlarının bölgeden ağaç kesmesine kızan PKK’lıların onları tartaklayıp, araçlarına el koyması olduğunu anlatmak da…

Bazen katliamlar göz göre göre gelir.

Soykırımlar canlı yayında izlenir.

20 sene önce Srebrenitsa'da olduğu gibi. Rwanda'da yaşandığı gibi, Gazze'de tekrarlandığı gibi…

Ve Suriye'de 4 senedir izlediğimiz gibi.

Srebrenitsa'da yaşanan ve 8.000'den fazla Bosnalının hayatına mal olan katliam Birleşmiş Milletler gözetiminde yaşandı. BM, Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmiş, kentin güvenliğini Hollandalı askerlere bırakmıştı.

Sırp milisler ise bu korumanın gerçek bir koruma olmadığını biliyordu. Katliamı durduracak bir irade olmadığının farkındaydılar.

Tıpkı Esad gibi.

Bosna'da uluslararası kamuoyunun müdahil olmamasının bedeli ağır oldu.

100.000'den fazla ölü. Evlerini terk eden 2.2 milyon insan. Tecavüze uğrayan 40.000 kadın.

Tarihin tekerrür ettiği Suriye'de bilanço daha da ağır.

Bugün Bosna konusunda herkes hemfikir, Miloseviç'i hayırla anan yok, Bosna'da yaşananın bir soykırım olduğu konusunda bir konsensüs var.

 

Peki ya bu savaş yaşanırken durum böyle miydi?

 

Arşive bakarsak değildi.

 

Sene 1993, Srebrenitsa katliamından iki sene öncesi. Bosna Savaşının kanlı günleri. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, başbakanı ise Süleyman Demirel. Bosna Savaşında net tavır alan Türkiye, katliama uğrayan Boşnaklardan yana siyaset geliştiriyor, uluslararası kamuoyunu bu meselede aktif olması için yoğun çaba gösteriyor. Ve işte bugünlerde (1 Mart 1993) Hürriyet gazetesinde Ertuğrul Özkök imzalı bir röportaj yayınlanıyor.

Röportajın konuğu daha sonra bu dönemde işlenen savaş suçları nedeniyle Lahey’de yargılanan Slobodan Miloseviç. Röportaj için uygun görülen başlık “Osmanlı ruhu bizi tehdit ediyor” olurken, Miloseviç “Marksist Milliyetçi” olarak takdim ediliyor.

“Sırp liderinden önemli mesajlar” şeklinde sunulan röportajın hâkim vurgusu Miloseviç’in ağzından bir Özal-Demirel kıyaslaması. Miloseviç’in şu ifadesi vurgulanarak en üst yerden veriliyor: “Özal fundamentalist (kökten dinci) tavır içinde. Demirel ise çok daha mantıklı politikacı. Olaylara çağdaş gözle bakmak istiyor.”

Miloseviç katliam yapan tüm diktatörlerin argüman çantasında eksik olmayan ifadelerle açıklıyor yaşanan insanlık dramını: “Bütün mesele bazı güçlerin Yugoslavya’yı parçalamak istemesinden çıktı. Müslümanlar buna alet olmamalı. Bu savaş bir an önce durmalı… Begoviç zannediyor ki, savaş devam ederse dünya kamuoyu müdahale edecektir. Tek oynadığı kâğıt uluslararası güçlerin müdahale etme provokasyonu. Bu anlamsız bir şey… Türk halkı aldatılmamalı. Yanlış bilgilendirilmemeli. Sırp halkı Müslümanların düşmanı değildir. Olayların suçlusu Bosna’daki Müslüman liderlerdir.”

Peki, anlamlı olan ne? Miloseviç’e göre “siyasi çözüm”… “Bu pis savaşı durdurmaya hazırız.” Miloseviç’e göre Bosna sorununda çözümü engelleyen Alija İzetbegoviç ve onu destekleyen aktörler. Bu aktörlerin arasında Özal’ın da olduğunu da ekleyen Miloseviç, Bosnalı savaşçılara Türkiye’den silah sevk edildiğini iddia ediyor. Demirel’i, Özal’dan ayıran ve Miloseviç’in teveccühüne mazhar kılan ise “siyasi çözümü” desteklemesi. Miloseviç kendi yaklaşımını Demirel’in adil bulduğunu ancak Özal’ın “Osmanlıcı”, “köktenci” ve “müdahaleci” tavrının “siyasi çözümü” engellediğini ifade ediyor.

 

Tanıdık geliyor mu?

Önceki İçerikKesin baraj altında kalacak silahlar…
Sonraki İçerikKontrat