Tarafsızları kim etkileyecek?

 

Referandumda evet diyecek seçmen sosyolojisini homojen görmek en büyük hata olur.

 

Kimlik aidiyeti ve güvenlik endişeleri üzerinden referandumda evet diyecek bir seçmen kesiti olduğu doğru.

 

Erdoğan’ın karizmasından ve liderlik yeteneğinden etkilenerek referandumda evet diyecek yurttaşların varlığı da tartışma götürmez bir vakıa.

 

Muhtemelen bu saiklerle hareket edecek seçmenler, evet diyenlerin ezici çoğunluğunu oluşturuyor.

 

Ancak bu seçmen kesitinin yanında referandumda evet diyecek bir seçmen kategorisi daha var.

 

Evet içindeki iki kategori

 

Evet diyecek seçmen sosyolojisine baktığımızda karşımıza çok ilginç bir yüzde 10’luk kesit çıkıyor. Bunları iki kategoride genelleyebiliriz. Birinci kategoriyi “yetmez ama evetçiler,” ikinci kategoriyi ise “eleştirerek sahiplenenler” oluşturuyor.

 

Burada bir parantez açmalıyım. Bu verileri bilimsel bir saha araştırmasından elde etmiş değilim. Ancak karşılıklı geliştirilen savunma tezlerinden, geçmişteki seçmen davranışlarından, kamusal alandaki kültürel, siyasal etkileşimden yola çıkarak böyle bir orana varılabileceğini düşünüyorum. Bire bir bu orana varılmasa bile, kendisini bu yönde konumlandıran bir seçmen kesiti olduğuna, bu kesitin de önemli bir yekûnu oluşturduğuna inanıyorum.

 

Yetmez ama evet diyenler, mevcut düzenlemenin cumhurbaşkanlığını güçlendiren bir öneriyle sınırlı kaldığını, o yüzden önerinin ileride dört başı mamur bir başkanlık sistemine dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyor. Bu kategoridekiler düzenlemeye “tamamlanması gereken eksiklik” olarak bakıyor. AK Parti’nin tek başına bu değişikliği yapamaması, ittifak yapmak zorunda kalması gibi faktörlerin bu durumda etkili olduğunu varsayıyorlar.

Eleştirerek sahiplenenlerin motivasyonları

 

Eleştirerek destekleyenler ise anayasa düzenlemelerini yeterince özgürlükçü olmaması, kuvvetler ayrımına yeterince yer vermemesi, parlamentoyu yeterince güçlendirmemesi gibi sebeplerle eleştiriyorlar. Ancak bu eleştirilere rağmen sistem değişikliğini savunuyorlar. Zira bu değişikliğin Türkiye için gerekli ve zorunlu olduğunu düşünüyorlar.

 

Hem AK Parti dışında bu yönde öneri geliştirecek bir siyasi öznenin bulunmaması gibi faktörler, hem de en kötü sistemin mevcut sistemsizlikten daha iyi olacağı gibi gerekçeler, davranışları rasyonelleştirmede kullanılan en önemli motivasyonlar.  2007 düzenlemelerinden sonra sistemde ortaya çıkan ikili güç merkezinin, ileride Türkiye’nin başına büyük sorunlar açacağına inanıyorlar.

 

Eleştirerek destek verenlerin motivasyonunu açıklayan bir diğer önemli neden, sistem değişikliğinin ileride özgürlükçü bir anayasa ile taçlandırılacağına dair umutlar taşımaları. Hem AK Parti’nin iç dinamiklerinin, hem ülke sosyolojisinin bunu ileride zorunlu kılacağını tasavvur ediyorlar.

 

İlginç karşılaşma olacak

 

Evet cephesindeki sosyolojik çeşitliliği karşı cephedeki hayır’cılara da uyguladığımızda karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor.

 

Hayır’cılar içinde, mevcut düzenlemeye daha fazla özgürlük ve demokrasi getirmediği için hayır diyecek bir kategori var. Bu kesiti de yüzde 10 olarak yuvarlayabiliriz.

 

Bunların davranış formu, hayır diyecek çoğunluğu oluşturan diğer seçmenlerle uyuşmuyor. Çünkü çoğunluk düzenlemeye statükoyu değiştireceği için karşı çıkarken, sözünü ettiğim yüzde 10’luk kesit değişikliğe daha fazla özgürlük ve demokrasi getirmediği için itiraz ediyor.

 

Bu referandumda en ilginç etkileşim, evet ve hayır cephesi içindeki yüzde 10’luk iki kategorinin karşılaşması, konuşması, tartışması, çekim ve etkileşim alanları oluşturması olacak.

 

Referandumda sonucu asıl bunlar belirleyecek. Çünkü geliştirecekleri tezler, sergileyecekleri ikna yetenekleri hem birbirleri hem de tarafsızlar üzerinde etkili olacak.

Önceki İçerikAhmet Türk tahliye edildi
Sonraki İçerikEvet ve avantajları