Türkiye’nin Las Tesis ile imtihanı

 

Bir Güney Amerika ülkesi olan Şili’de son dönemde yoğunlaşan sosyal reform talepli protesto gösterileri tüm dünyanın dikkatini çekiyor. Bu protestolara yönelik polis ve asker müdahalesinin baskıcı niteliği ise yoğun insan hakkı ihlallerine sebep oluyor. Birleşmiş Milletler gözlemci ekibinin raporuna göre 30 Ekim-22 Kasım arasındaki incelemelerde işkence ve kötü muamele içeren 113 bireysel vaka tespit edilmiş, bunların önemli bir kısmının da cinsel şiddet içerdiği raporlanmış. Ekim ortasından bu yana alıkonulmuş 28.000 kişiden 1.615’inin tutuklandığı belirtilmiş.

 

Las Tesis, Şili’de faaliyet gösteren aktivist bir feminist grup. Yukarıda bahsi geçen insan hakları ihlalleri kapsamında özellikle kadınlara yönelik müdahalelere dikkat çekmek için Şili’nin başkentinde çok çarpıcı ve sert bir protesto gösterisi gerçekleştirdiler. Hem son dönem protestolarda ortaya çıkan polis şiddetini, hem de Şili’deki kadın cinayetleri, tecavüz ve kaybolma olaylarında sorumlu buldukları tecavüz kültürü ve cezasızlık üreten devlet sistemini hedef aldılar. İlk olarak 25 Kasım’da Santiago şehrinde Yargıtay Mahkemesi önünde gerçekleştirilen gösteride söylenen marş ve eşlik eden koreografi Şili’de sarsıcı bir etki yarattı.

 

Las Tesis, özellikle devletin kurumsal güç odaklarının cinsel şiddeti görmezden gelmesini, cezasız bırakmasını, tutuklama ve cezaevleri süreçlerinde bu şiddetin gerçek failleri olmasını hedef alıyor. Gösteri sırasında üç kere tekrarlanan çömelme hareketi Şili’de kadınların tutuklanma sırasında zorlandıkları alçaltıcı ve cinsiyetçi davranışı temsil ediyor ve kadınların yaşanmışlıklarından yola çıkıyor. Las Tesis grubunun gösterisinde söylenen marşın sözleri şöyle:

 

Ataerkillik bizi doğduğumuz için yargılayan bir yargıçtır

ve bizim cezamız görmediğiniz şiddettir.

Kadınlara ölüm, katilim için cezasızlıktır,

Kaybolmadır, tecavüzdür.

Ve benim suçum değildi, nerede olduğum ve nasıl giyindiğim.

Tecavüzcü sensin, tecavüzcü sensin.

Polis, yargıçlar, devlet, başkan.

Baskıcı devlet maço bir tecavüzcüdür.

 

Şili’deki bu sert meydan okuma başka ülkelerdeki kadın hareketlerinin dikkatini çekerek dünyanın dört bir tarafına hızlıca yayıldı ve fenomen bir gösteri haline geldi. Feminist grubun ismi ile anılmaya başlanan Las Tesis protesto gösterisi Meksika’dan Yunanistan’a, İspanya’dan Kenya’ya birçok ülkede tekrarlandı. Orijinali İspanyolca olan şarkıyı başka ülkelerdeki kadınlar kendi dillerine uyarladılar ve gösteri global bir başkaldırı halini aldı. 

 

Las Tesis protestosu Türkiye’de de yankısını buldu. İstanbul, Ankara ve İzmir’de kadın grupları bu protestoyu gerçekleştirdiler. Geçen hafta da bir grup kadın milletvekili tarafından Meclis’te bir Las Tesis uyarlaması yapıldı.

 

Çoğumuzun izlediği üzere, İstanbul’daki protesto ciddi bir çevik güç müdahalesi ile karşılaştı. Öncelikle izin alınmadığı ve yasak olduğu için sonra da protestonun devlete hakaret içerdiği sebebiyle. Sabah Gazetesi’nin İzmir’deki gösteriyi “Las Tesis dansı, kadına şiddeti önlemek için değil teröre hizmet için kullanılmış” başlıklı haberinde Las Tesis dansının Türkiye’deki terör örgütleri ve marjinal grupların yeni provokasyon malzemesi haline geldiği ve özellikle aşırı sol örgütler ve marjinal grupların yeni bir Gezi ayaklanması çıkarmaya çalıştıkları aktarıldı. Devlet kanadından gelen açıklamalarda ise bu göstericilerin dertlerinin ne kadın cinayetleri ne de kadına karşı şiddet olduğu, konuyu marjinalleştirerek devleti ve sistemi erozyona uğratmaya çalıştıkları vurgulandı. Bazı yorumcular gösterici kadınlara şarlatan diyecek kadar ileri gidebildi, protestolar bir dans gösterisi olarak lanse edilerek alçaltıldı.

 

Aslında bu haber ve yorumların ülkemizdeki ortam düşünüldüğünde pek de şaşırtıcı bir tarafı yok. Türkiye’de devlet sistemini eleştiren protestoların bu gibi tepkilerle karşılaşması yadırganacak bir şey değil.

 

Ancak esas meseleye bakıldığında, yani kadına karşı şiddet sorununun ve bu soruna dair oluşan toplumsal tepkinin her geçen gün büyüyerek rahatsızlığın geniş kitlelere yayılıyor olmasına, Las Tesis protestosuna verilen tepkilerin tekrar düşünülmesi gerekir.

 

Türkiye’nin boğucu gündeminden başımızı kaldırıp dünyaya baktığımızda, MeToo Hareketi’nin fitillediği sosyal hareketlenmeyi, bu hareketten doğan eşitlik kampanyalarını, kadına karşı şiddete meydan okuyan ve sertleşen itirazların geniş dalgalar şeklinde yayıldığını görüyoruz. National Geographic dergisinin Kasım 2019 sayısı bütünüyle kadın konusuna ayrılmıştı. Kapak başlığı “Women, a Century of Change” (Kadınlar, Değişim Yüzyılı) olarak çıkan derginin başyazısında dünyada süregelen şiddet ve ayrımcılıklara rağmen, bu dönemin kadınlar açısından gerçek bir dönüm noktası olabileceği iddia ediliyordu.

 

Dünyada kadınların sosyal, kamu ve iş hayatlarında güçlü pozisyonlara geldikleri, bu hedefle geniş çaplı kampanyaların başladığı ve şiddete karşı güçlü bir meydan okuma hareketinin yayıldığı bir dönemde, Türkiye’de kadına karşı şiddet sorununa yaklaşım hala ataerkil ve devletçi bir tavır içinden üretiliyor. Spotify’da en çok dinlenenler listesine giren, sosyal medyada fenomen haline gelen bir marştan devlete hakaret suçu çıkartarak çözüm üretebilmek epey zor görünüyor.

 

 

 

 

Önceki İçerikİsrail’e ‘savaş suçu’ soruşturması
Sonraki İçerikFinlandiya Başbakanı Sanna Marin