Vicdanlı aydınlara sorular

İlkelerin, vicdanın bu kadar hoyratça reel politikaya kurban verildiği bir dönem yaşadık mı bilmiyorum. Üstelik bu, her zamankinden daha güçlü bir “ilkesellik ve vicdan” vurgusuyla yapılıyor. Daha ilginci; okuduğunuz yazıların, önünüze gelen metinlerin çoğunun altındaki imzalara baktığınızda kasıt aramanız mümkün değil. Nesnellik endişesini, kuşku duygusunu buharlaştıran bir “aşırı politizasyon” a maruz kaldık. Ve sanırım bunun çok farkında değiliz.“Yeniden yargılama” konusunda tanık olduğumuz tartışmalara bakın, ne dediğimi anlarsınız. Özellikle Gezi’yle birlikte keskin bir AKP alerjisine yakalanan kesimler, konunun gündeme gelmesini hükümetin politik manevrası olarak okudular. Haklıydılar. Ben de öyle okudum. Fakat sözü burada kapatabilir miyiz? Erdoğan’ın bizi çok kızdırmış olması, yolsuzluk inancı,  eski rejim güçlerinin hortlaması korkusu, “orduya kumpas” iddiasını kısa yoldan çöpe atmamızı haklı kılar mı?Üstelik bu yazarların bir kısmı Balyoz kararı açıklandığında, Ergenekon davası içinden çıkılamayacak biçimde genişletilip bir torba davaya dönüştürüldüğünde, ya da Ahmet Şık, Nedim Şener olaylarında ciddi kuşkular belirtmişken; şimdi “kumpas” iddiası hiç haz etmedikleri hükümetten geldiği için “manevra” deyip noktayı koyunca, ilkeli ve vicdanlı mı davranmış oluyorlar, yoksa “politik” mi?İş “politik manevra” tespiti yapıp konuyu kapatmakla kalsaydı yine iyiydi. Orada kalmadı. O dönemin operasyonlarındaki kuşkulu, karanlık noktaları son derece inandırıcı biçimde kurcalayan çabaları, önce duymazdan geldiler. Şimdi de bazıları ağır bir dille saldırıyorlar. Bu itibarsızlaştırma kampanyasının zehirli oklarının herkesten çok Yıldıray Oğur’a yönelmesi rastlantı değil. Onun politik tercihleri ve davalara ilişkin eski yazdıkları üzerinden gürültü yaratılıyor. “Tutarsızlık”, “yandaşlık”, “kullanışlılık” mermilerini ensesine sıkıyorlar. Evet, bu saldırı dürüstçe yapılmıyor. Verdikleri cevapları okuyun; hiç birisi Yıldıray’ın emek ürünü gazetecilik çabalarıyla elde edip bize anlattığı bilgileri karşılamıyor. Ben ilk kez İzmir’de başlatılan “Askeri Casusluk” soruşturmasıyla ilgili derli toplu bilgileri onun yazısından öğrendim. (“Bir ‘kumpasın’ hikâyesi”) Şimdi çoğumuzun “hakikaten neydi o” diye tam hatırlayamadığımız, zamanında Türkiye’yi sallayan “Kafes” eylem planıyla ilgili ayrıntıları onun köşesinde okudum (“Nasıl ‘kafes’lendik?”) Soruların çalındığı gerekçesiyle İptal edilen Temmuz 2010 KPSS sınavına dair çarpıcı rakamları o yazdı. (“279.889 kişinin hakkına girmek…”) Ortaya bir resim çıkıyor…Zamanında hepimizin derece derece kuşkulandığı, odaklandığımız öncelikler nedeniyle üzerinde durmadığımız, ucunu sınırını bilmediğimiz bir gerçeğe dokunuyoruz. Ve bunu büyük ölçüde “tutarsız, kullanışlı, yandaş!”  bir gazeteciye borçluyuz. Ona sataşan “İlkeli ve vicdanlı” aydınlara değil…Bende gittikçe güçlenen kanaat, toplumun geçtiğimiz dönem yaşadığı aydınlanmaya çok güçlü bir karartmanın da eşlik ettiğidir. Buna isterseniz “kirli aydınlanma” diyebilirsiniz.Evet, devlette çok etkili bir suç çetesi vardı. Askerin odakta olduğu karanlık bir yapı siyasete her türlü kriminal yöntemle müdahale ediyordu. Bir kısım paşalarımız da darbe provalarına soyunmuştu. Darbe girişimi de Ergenekon da bu ülkenin ürkütücü gerçekleridir. Bunun ortaya dökülmesi aydınlanmadır. Arınmadır. Fakat giderek anlaşılıyor ki bu gerçeğin bir yüzüdür. Öteki yüzünün tam boyutlarını bilmiyoruz. Ama her geçen gün, devlette boşalan derin katların fethedilmesi amacına odaklanmış bir yapının parmak izlerine rastlıyoruz. Davaların bu amaçla keyfi olarak genişletildiği, rakip görünenlerin olmadık yollarla tasfiye edildiği, her türlü yöntemin mubah sayıldığı karanlık bir stratejiye maruz kalmış olduğumuz kuşkusu güçleniyor.Yıldıray’ın yazdıkları cevap bekliyor. Gölcük’te bulunan 5 No’lu hard diske başka bir bilgisayardan daha sonraki bir tarihte dosya aktarılarak yapılan müdahale cevap bekliyor. Bir dönem sadece Alper Görmüş’ün üzerinde durduğu, yaşadığı her şeyi kayda geçiren Özden Örnek’in günlüklerinde Balyoz’un izine rastlanmamasına rağmen “dijital delillerde” bulunan eylem planıyla darbe sanığı yapılmasının inandırıcılığı cevap bekliyor. Hanefi Avcı olayı cevap bekliyor.“İlke ve vicdan” sahibi olanların, konunun üstüne gidenleri “tutarsız, yandaş, kullanışlı” olarak nitelemekten öteye söyleyecek sözleri olması beklenir.Ben bu noktada artık Tarafı ayırıyorum. Ondan böyle bir beklentim yok. Taraf’ın tutumu, Balyoz ve Ergenekon’un görünen gerçeğinin ardına sığınıp ortalığı galiz küfürlerle terörize ederek, görünmeyen gerçeği karartmaya çalışan bir panik izlenimi veriyor. “Kullanışlı aptallar” yazısı sıradan bir polemiğe benzemiyor. Hedefe oturttuğu YıldırayOğur’un “Plan semineri darbe girişimi değildir” demediğini bile bile bütün sözünü bu söylenmeyen sözü çürütmek üzerine kurmak, okuyucuyu ahmak yerine koyan fazla telaşlı bir aklın ürünü gibi geldi bana. “Plan semineri” ile, olayı bütün komutanları içine katacak şekilde genişleten “Balyoz bavulu”nu aynı şeymiş gibi gösteren “kurnaz” bir kalemden çıkmış yazı. Fehmi Koru da “TÜBİTAK sizin bavulun içinden bir delil sahte çıktı diyor, neden bu konuda tek satır yazmıyorsunuz? diye sorduğu için almış hakaretlerden payına düşeni!Evet, Taraf’ın tutumu üzerine tüy diken bu yazı, bizim neden gazeteden tasfiye edildiğimizi anlamayan gözlere de umarım ışık tutar. Taraf’ı bir yana bırakalım.Asıl sözüm; “bu AKP’nin politik manevrasıdır” tespitinden “Darbeciler AKlanıyor”a sıçrayan muhalif aydınlara.Siyasetin ne yapmaya çalıştığıyla ilgilenmeye kimsenin söyleyecek sözü olamaz.Peki pragmatizmin bütün inceliklerine tanık olduğumuz kriz, gözümüze bilmediğimiz olguları sokmaya başlamışsa buna kör kalmak hangi ilkeyle açıklanacak?Siyasi tutumlarını paylaşmadığımız bir gazeteci, kendisine “kullanışlı aptallık” sıfatını da yapıştırmaktan sakınmayarak ciddi cevaplar bekleyen soruşturmalara girişmişse; bize kestirmeden tepkiler vererek, ona geçmişini hatırlatarak, yakışıksız nitelemelerle saldırmak mı düşer?Yoksa onu cesaretlendirmek mi?Hakikaten düşünelimVicdanımız ne diyor?

Önceki İçerikGüncel olaylar
Sonraki İçerikİstanbul’da taş, kan ve zaman