Ana SayfaYazarlarVirginia Woolf hadisesine bir aksiseda

Virginia Woolf hadisesine bir aksiseda

 

İthaki Yayınları’nın Virginia Woolf biyografisi konusunda kopan kıyamet, doğrusu güzel bir teorik tartışmanın fitilini ateşleyebilir. Tartışacağımız şey ne olacaktır peki? Elbette tabularımız.

 

Biz sevdiğimiz şeylere fazla bağlanan, ona toz kondurmayan, hattâ neredeyse ona tapan, cemaatçi bir toplumuz. Bizde bir şeyin çok sevilmesi demek, o şeyin direkt tabu haline gelmesi demektir. Dolayısıyla bu çok sevilen şeyler etrafında bilinçsiz bir övgü yağmuru yaratılır ve insanlar kendiliğinden bir tabu yarattıklarının farkına bile varmazlar. Örneğin Kemal Sunal’ı, Adile Naşit’i, Münir Özkul’u ve benzerlerini bizim ülkede herhalde sevmeyen, bu insanlarla duygusal bağ kurmayan vatan evlâdı mevcut değildir. Çeşitli ortamlarda, örneğin Adile Naşit’ten veya Kemal Sunal’dan zerrece hazzetmediğimi ne zaman söylesem, korkunç bir lince maruz kaldığımı tahmin edersiniz (siz de çok sevdiğiniz için, büyük ihtimalle). Oysa bu nefrete varan karşı çıkma huyunun altında basitçe bir çocuksuluk yatar. Biz sevdiğimiz şeyleri herkes sevsin isteyen bir çocuktan başka bir şey değiliz.

 

Bu anlamda, dindar olduğumuz da çok açık. Senin anlam dünyanda sorun yaratmayan kişilerle alay edildiğinde “ne var, adamlar dalga geçmişler işte” olur; ama biri gelip de senin için değerli olan kişilerle dalga geçerse yer yerinden oynar. Hazreti Muhammed’le alay eden karikatürler karşısında “biraz espriden anlamalıyız” denir; kalkıp birisi Atatürk’e etek çizecek olsa, “vay efendim, siz hangi hakla” olur! Maalesef bu konularda iyi sınav vermişliklerimizden söz edilemez.

 

İthaki’nin biyografilerinde, dikkat ederseniz, sadece Virginia Woolf sorunlu değil. Marquis de Sade da, Stefan Zweig da eleştirilerden nasiplerini almışlar. Bu da belli ki bunun bir “tarz” olduğunu ortaya koyuyor. Yayınevi kendi çapında bir anlayışla böyle bir olaya girmiş. Şimdi buradaki mesele eril dil kullanma, ölüyle alay etme meselesi olmamalı. Buna denebilecek şey, en fazla “beğenmedim” ile “benim tarzım değil” arasında gidip gelmeli. Fakat biz bunlarla yetinmek istemiyoruz. Bu yapılanın adının saygısızlık olarak konmasını, öyle anılmasını istiyoruz. “İthaki’nin yaptığı, intihar ederek hayatına son vermiş dünyaca ünlü bir yazara saygısızlıktır!” Biz bu cümlenin peşindeyiz, ama gerçekte o kadar ucuz mu bu işler acaba?

 

Emin olun, olaylara bu minvalde yaklaşırsak ortada konuşacak hiçbir şey kalmaz. Her birimiz edebiyat tarihinin ölmüş ruhlarının ahlâk zabıtası olup çıkarız. İthaki’nin Woolf biyografisini bu anlamda eleştirmekle olayı tamamen başka bir boyuta taşımayı başardık ve aslında topu taca attık. Ekşi Sözlük’ün, İnci Sözlük’ün, Twitter’ın, Caps kültürünün ayyuka çıktığı böyle bir dönemde, böyle bir metinle karşılaşmaktan daha doğal ne olabilir? Biz artık tam da böyle bir metnin içinde yaşıyoruz ve sanki o metin bizzat biz değilmişiz gibi, iş Woolf’a yansıyınca delleniyoruz. Bu insanların neden toplanıp böyle bir işe kalkıştığını hiç düşündünüz mü? Buna benzer bir şeyi aynı kişiler on yıl önce yapabilirler miydi sizce? Akıllarına bile gelmezdi; ama bugün aklımıza gelmesine gerek bile yok, çünkü zaten artık yaşadığımız dönem bunun bir yansımasından ibaret. Her şey hap gibi kısacık artık… Haberleri bile on parçaya bölüp öyle veriyorlar. İnsan yaşamının en çok satırbaşı yapılan dönemi yaşanıyor ve her şeyle dalga geçiliyor. Her bir şeyi dondurup altına bir slogan yapıştırarak âdetâ hayatta kalıyoruz. Bu bir Caps çağı… İthaki’nin böyle bir biyografi çalışmasına girmesi de tam olarak çağı yakalama çabasından kaynaklanıyor. Aslında İthaki’nin yaptığı bizzat yaşanmakta olanı yansıtmak, ama biz böyle bir şeye hazır olmadığımız için bağırıp çağırıyoruz. Maksimalist bir eleştiri yapıp tüm gemileri yakmaktansa, ahlâkçı olup saygı beklemektense, bu girişimin mantığını algılayarak eleştiri yapabilirdik. Örneğin benim bu projeye itirazım biyografilerin içeriğinden kaynaklanmıyor; bu konuda İthaki’nin — sevmesem de — prensip olarak yanındayım. Benim itirazım, bu farklı tarzdaki biyografilerin bizzat eserlerin başına konması. Cenaze töreninde tuvalet mizahı yapmak ne kadar anlamsızsa, yazarın eserinin başına komik biyografi koymak da bir o kadar absürd. Sorun ne eril dil, ne de ölüye saygı benim için. Sorun bu metinlerin kan uyuşmazlığına yol açması… Birileri çıksın, yazarların biyografilerini bu şekilde yazıp bir kitapta toplasın. Bu kadar basit.

 

İthaki’nin okura saygı duyup özür dilemesi anlaşılır bir durum, ama ben özür konusunda kendilerine katılmıyorum, çünkü özür bekleyenler — anlattığım gibi — yanlış yerden yüklendiler. Şimdi de büyük ihtimalle bu biyografi işinin yanlış bir hamle olduğunu düşünüp yayınevi olarak geri adım atacaklar. Oysa devam edilmeli. Emin olun, beğenen yığınla insan çıkacaktır bu tür projeleri; bu da tabu yıkma konusunda ufuk açacaktır. Biz edebiyatın tanrısına feci şekilde tapan, fazla dindar edebiyat müritleriyiz ve biraz reform hepimize iyi gelir aslında.

 

Son bir notla bitireyim. Ben Woolf biyografisini beğenmiş de değilim. Kesinlikle kalitesiz. Zerrece hazzetmedim. Ama daha iyisi neden yapılmasın? Milleti teşvik etmektense korkutuyoruz. Bırakalım birileri bir şeyler yazsın ve bizim tepkimiz de sadece “beğenmemek” olsun. 

 

- Advertisment -