Ana SayfaHaberlerGündemOscar’a bir kala

Oscar’a bir kala

 

2020 Oscar ödülleri 9 Şubat pazar günü Los Angeles’ta 17.00’de başlayacak ödül töreni ile sahiplerini bulacak. Türkiye’de ise birçoğumuz pazartesi sabahı ödül kazanan film ve sanatçıları öğrenecek, en çok ilgi çeken kategoriler olarak en iyi film, en iyi erkek ve kadın oyuncular hakkında yorumları duyacağız.

 

Oscarlar dışında sene boyunca dünyada birçok sinema ve oyunculuk ödülü veriliyor. Cannes, Berlin, Locarno, Venedik Film Festivalleri, BAFTA (İngiltere), Sundance, European Film Awards, Golden Globes ödülleri dünyanın en prestijli olanları. Sanat anlayışı ve sinema zevki açısından hangi ödülün daha değerli olduğu konusunda sinemaseverlerin elbette çok farklılaşan fikirleri var.

 

Oscar ödülleri ve kısaca ‘Akademi’ olarak adlandırılan Amerikan Film Sanatları ve Bilimleri Akademisi her şeyden önce büyük Hollywood sinema endüstrisinin çıkarlarını korumakla özdeşleşen bir yapı. Akademi yapısı ve Oscarlar fazla beyaz, kadınları arka plana iten, zencilere ayrımcılık yapan, yabancı filmlere veya direktörlere ödül vermekte zorlanan, özellikle en iyi film kategorisinde ana akım ideolojik tercihlerinin dışına çıkmayan, muhafazakâr bir camia olmakla itham edilir. Öte yandan dünyanın en çok ilgi çeken sinema ödüllerinin Oscarlar olduğuna dair bir iddiada bulunmak da pek mümkün değildir.

 

An itibariyle kimlerin ve hangi filmlerin Oscar aldığı belli. Sonuçlar sadece yarışmanın denetimini yapan PricewaterhouseCoopers şirketinin iki ortağı tarafından biliyor. Ünlü zarfların ödül töreni sahnesinde açılıncaya dek başka kimse ile paylaşılması yasak. Kazananların belirlenmesi ise belli bir aday gösterme ve oylama sistemi dahilinde yapılıyor. Adayları, Akademi üyeleri seçiyor; her kategori için o kategori dalının üyeleri tarafından adaylar belirleniyor; oyuncu üyeler oyuncuları, film editörü üyeler film editörlerini aday gösteriyor gibi.. En iyi film adaylarını belirleme hakkına ise tüm üyeler sahip. Internet üzerinden yapılan ödül oylamalarında ise tüm kategoriler tüm üyelere açık. Adayların açıklandığı Ocak ayı ortasından birkaç hafta sonra yani Şubat ortası ödüller veriliyor.

 

Bu senenin adayları açıklandığında kendi kendime bir Oscar maratonu yapmaya karar verdim. Ödüller açıklanana kadar en iyi film kategorisinde aday olan tüm filmleri seyretmek gibi bir niyetim vardı. Oscarların açıklanmasına iki gün kala aday gösterilen 9 filmin 6 tanesini seyretmiş durumdayım, seyretmediğim 3 filmden ikisi henüz dolaşıma girmedi, 1 tanesine de zaman kalmadı.

 

Yapılan tahminlere baktığımda en iyi film kategorisinde Once Upon a Time… in Hollywood, Joker ve 1917 öne çıkıyor. Quentin Tarantino’nun yönetmenliğini yaptığı Once Upon a Time…in Hollywood hem sinema dünyasının tuhaflığına ve gerçekliğine ışık tutmasıyla hem de Hollywood sinemacılarına şapka çıkartmasıyla güçlü adaylar arasında gösteriliyor. Joker ise 1951’in orijinal Joker karakteri üzerine kurulan bir psikolojik gerilim hikâyesi. Travmatik bir geçmişe sahip ve toplum tarafından dışlanmış genç bir adamın hayatını merkeze alırken toplumsal dejenerasyon üzerine taşıdığı mesajlarla da güçlü bir aday. 1917 ise Sam Mendes’in yönettiği bir savaş filmi; Birinci Dünya Savaşı’nda iki genç İngiliz askerinin kahramanlığına odaklanan destansı bir hikâye. Hollywood’un büyük yapım tarih ve savaş filmlerine olan daimî beğenisi göz önüne alındığında şansı yüksek görülüyor.

 

Tabii Irishman de güçlü bir aday ama yukarıdaki üçü kadar ismi sık geçmiyor. Son zamanların en başarılı aktörlerinden Adam Driver ve Scarlet Johansson’un oynadığı Marriage Story ise orijinal hikayesi ile beğeniliyor, “olursa sürpriz olur ama güzel olur” diye bakılan bir film.  Joon-ho Bong’un çektiği Parasite yönetmenin modern bir başyapıtı olarak değerlendirilse de Bong güney Koreli olduğu için – daha doğrusu yabancı olduğu için – ödülü almasına düşük ihtimal veriliyor.

 

Milyonlarca insanın seyrettiği bir yarışmada en iyiyi seçmek ve ödüle layık görmek zor iş. Ben kendi maratonum sonunda bile – üç tanesini seyretmemiş olmakla beraber – seçim yapmakta zorlanıyorum. Ama tüm dış faktörleri bir kenara bıraktığımda, yani Akademi, ideoloji, verilen mesaj, yerli yapım, yabancı yönetmen vs, beni en çok içine alan ve baştan sona her açıdan beğenerek izlediğim film Marriage Story oldu.

 

Ünlü bir yaratıcı yazarlık hocasının hikâye ve roman üzerine yazdığı bir kitapta şu tanımlamayı okumuştum: herhangi bir hikâyenin iyi olabilmesi okuyucuya “canlı ve kesintisiz bir hayal” sunabilmesindedir. Okuduğumdan beri bu tanımlama benim sinema ve edebiyata bakışımda önemli bir kıstas haline geldi, yani aslında beğenimi bu kıstas ile ölçmeye başladım. Benim açımdan Marriage Story bu ölçütü en tatminkâr şekilde karşılayan film. Ama tabii bu tamamen kişisel bir beğeni, Oscar’ın bu filme verileceğine dair bir tahmin değil.

 

En iyi kadın ve erkek oyuncu kategorilerinde Judy (Garland) rolüyle Renée Zellweger, Joker rolü ile Joaquin Phoenix zor rollerin hakkını vermeleri açısından açık ara en kuvvetli adaylar olarak öne çıkıyorlar. Ve bence de ödülü hak ediyorlar. Yine de Marriage Story’nin baş rolü Adam Driver ödülü alırsa ayrı bir memnuniyet duyacağımı söylemeden geçemeyeceğim.

 

Oscar sonrası görüşmek üzere..

- Advertisment -