Dünyada cehennemi yaşayanlar

İtiraf ediyorum. Bazı şeylere geç kalmak gibi bir huyum var... Herkesle aynı anda uyumlanamadığım zamanlar gibi...

23.08.2019 11:11
Sevil-Özdemir

sevilozdemir1@gmail.com

Planlasam da ertelediğim ve çok alakasız zamanlarda işte şimdi tam zamanı dediğim şeyler var, bu bazen yazmam gereken bir yazı, okumam gereken bir kitap, spoilera maruz kalmamak için takip ettiğim diziyi tam sezonunda günü gününe izlemek gibi (çok nadirdir günü gününe izlediğim) bazen de daha sinemaya gelmeden fragmanını görüp, bu filmi mutlaka izlemeliyim dedikten yaklaşık bir sene sonra izlediğim "Kafernahum" (Capharnaüm) gibi. 

Pişman mıyım? Genelde hiç olmam... Yakın bir arkadaşımın ısrarlarını dikkate almadığım için artık espriye çevirdiği 'zamanı değilmiş' lafımın arkasındayım, çünkü bana göre; bir türlü başlanamayan kitabın da, herkesin görüp senin daha gidemediğin o yerlerin de, henüz izleyemediğin aklındaki o filminde, bir türlü bir araya gelemediğin o arkadaş toplantılarının da bir zamanı var.

Çünkü her şey olması gerektiği zamanda olur. En iyi şekilde anlayacağın, tam da ihtiyacının olduğu, iyi ki öyle olmuş diyeceğin zamanlarda...

Lübnanlı küçük Zain'in hikayesinin içimi acıtması da bu zamana denk gelmeliymiş... 

Lübnan/Fransa ortak yapımı filmin yönetmen koltuğunda, tam bir kadın hikayesi diye tanımlayabileceğim, hem yönetip hem başrolünde oynadığı 'Karamel' filminde hayran olduğum Nadine Labaki var. Cannes'dan ödüllerle dönen film, bu seneki yabancı dilde Oscar adayıydı...

Ailesini mahkemeye veren küçük Zain'in 'anne ve  babana neden dava açtın' sorusuna 'beni dünyaya getirdikleri için' diyaloğuyla başlayan film, Lübnanlı yönetmenin bizi mahkeme salonundan alıp, Zain'in başına gelen her şeyi, en gerçek ve dokunaklı haliyle yaklaşık 2 saat boyunca, işte siz evinizde rahat rahat oturur ve her şeyden şikayet ederken, buralarda hayat hep böyle diye içimize işleye işleye, nefesimizi tutarak, bazen utanıp, bazen öfkelenip, bazen acıyarak, Zain'in yüzündeki duyguları ta içimizde hissettirerek sunuyor, bize ise söyleyecek hiçbir söz bırakmıyor...

Bazılarına göre film; çok klişe, klasik Ortadoğu, alın size Araplar işte, niye sadece bu hayatlar var neden biraz da buna neden olanlar anlatılmıyor, ne var bu kadar abartılacak vb...

Görsel ve sanat adı geçen her şey insan üzerinde etkili ve tabii ki görecelidir... Bunu dine, kültüre, cahilliğe her şeye yorabilirsiniz, taraflı bulabilir, ajitasyon diyebilir, batıyı kurtarıcı gösteriyor, tam onların istediği tarz bir film diye de düşünebilirsiniz, görmek istediklerinizi görüp diğerlerini yok sayabilirsiniz ama ben yine de orada geçen konu o kadar insani ki etkilenmemek çok zor diye düşünenlerdenim...

Hala izlemeyen kaldı mı bilmiyorum ama biraz filmin konusundan bahsedelim;

Filmin kahramanı Lübnanlı 12 yaşındaki Zain, hem ailesine, hem sokaklara, hem insanlara karşı mücadele içinde Zain. Okula gitmesi gereken yaşta ailesine yardım için yaşından ve vücudunun kaldıracağından kat kat fazla işler yaparak, ne çocukluğunu ne insanlığını yaşayabilen, sadece ona biçilen hayattaki görevini yerine getirmek için çabalayan bir birey, daha yeni ergenliğe giren kız kardeşi başlık parası karşılığında mahallenin bakkalına verilmesin diye bütün gücüyle uğraştığı mücadeleyi kaybedince evi terk ediyor, sonrasında karşısına çıkan Etiyopyalı mülteci Rahil ve oğlu  Yonas ile kader ortaklığı başlıyor gururlu, akıllı, inatçı, savaşçı Zain'in...

Oyunculuk kökenli yönetmen Nadine Labaki bu filminde de kendine avukat rolünü seçmiş, ortaya çıkan performanslarda oyuncu/yönetmen olmasının çok etkili olduğunu düşünüyorum. Üstelik oyuncuların profesyonel olmaması, hem bu düşüncemi hem de filmin etkisini daha da artırıyor, 1.5 yaşındaki bebekten bile muhteşem performanslar çıkaran yönetmen ve ekibini takdir etmemek mümkün değil...

Bir şehrin arka sokaklarındaki yoksulluk, göçmenlik, işsizlik, adaletsizlik, çocukluk, aile, sevgi gibi evrensel kavramları işleyen filmin olağanüstü oyuncusu Zain Al Rafeea gerçekte de Suriyeli mülteci bir ailenin çocuğuymuş, belki de yaşadığı sıkıntıları bu denli iyi oynaması tesadüf değildir...

Filmin başından sonuna kadar anne ve babaya kızıyorsunuz ama sonunda herkesle empati kurabiliyorsunuz. Filmin en önemli özelliğinden biri bu olabilir. Bence diğer bir özelliği, her yönden başarılı çekimlerle yoksul mahallelerin en derinine inerek, tıpkı Zain'in annesinin mahkemede dile getirdiği gibi "benim yaşadıklarımı asla yaşamadınız, kabuslarınızda bile yaşamayacaksınız. Bu yüzden beni yargılamaya kalkmayın" sözlerindeki çaresiz, yok sayılmış hayatlara tanıklık ettiriyor. Oradalar ve yaşıyorlar biz görsek de görmesek de... Yönetmen ön yargılarımıza bir ayar çekiyor ve ekrandan vicdanımıza sesleniyor...

"Kafernahum" iyi performanslar, duygu dolu sahneler, gerçek hisler, mekanlar, yaşamlar için izlenebilir ama en çok da bizden uzak görünen aslında hiç de uzak olmayan yaşamlara biraz daha yakından bakmak, Zain gibi çocukları daha iyi anlamak için izlenmeli... 

Belki geç de olsa siz de benim gibi doğru zamanı bekleyenlerdensinizdir, belki de dünyaya bir de cesur, vicdanlı, savaşçı Zain'in gözünden bakma zamanıdır…

 

Sevgiyle,

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.