Suskunluk perdesi yırtılınca (*)

Türkmen’den, ailesinin tuttuğu avukatı kabul etmemesi istendi. Ona bir avukat gönderildi. Avukatı kimin görevlendirdiği açığa çıkmadı. Gazetecilerin bu konuya ilişkin sorularına avukat “Sizi ilgilendirmez” diyerek cevap verdi.

21.02.2020 12:22
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

Geçtiğimiz yıl Şubat ayında altı kişi birden sırra kadem bastı. Aileleri onların güvenlik güçleri tarafından ve siyah Transporter araçlarla kaçırıldığını söyledi. Dokuz ay boyunca kendilerinden hiçbir haber alınamayan bu altı kişi, Kasım 2019’da Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde ortaya çıktı. Bir kişi ise Ağustos ayında ortadan kayboldu ve ailesi bugüne kadar onun izine rastlamış değil.

 

Dokuz ayın ardından Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde bulunan altı kişi mahkemeye çıkarılıp tutuklandı. Bu kişiler, dokuz ay boyunca başlarına gelenlere dair tek bir kelime etmedi. Konuşmamaları, olan bitenlere dair ağızlarından tek bir lâf kaçırmamaları için çok ağır bir tehdit altında oldukları belliydi.

 

Ancak bu “Omerta Yasası”nın (Suskunluk Yasası) da hükmü de bir yere kadardı. Kaçırılan altı kişiden biri olan Gökhan Türkmen, 10 Şubat 2020’de Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıktı ve verdiği ifadede yaşadıklarını ilk kez ayrıntılarıyla anlattı. 7 Şubat 2019’da polis yelekli ve kendilerini polis olarak tanıtan üç kişi tarafından kaçırıldığını söyleyen Türkmen, 4-5 saatlik bir yolculuktan sonra ulaştıkları ormanlık alanda kıyafetlerinin çıkarıldığını ve ayaklarına kelepçe takıldığını söyledi:

 

“271 gün tutuklu kaldım, fakat ben 271 gün olduğunu bilmiyordum. Bunu daha sonra ailem söyledi, çünkü bulunduğum yer karanlıktı, başımda bere, gözümde bant vardı, ellerim kelepçeli idi. Ayağımda da zincirler vardı. Açlık ve susuzlukla ağır işkencelere maruz kaldım. Aşırı uykusuzlukla uyutulmadan, yani ayakta bekletildim. Saatlerce ama süresini bilmiyorum. Bir süre yoktu, düşünce bitiyordu. İnsani olmayan muamelelere tabi tutuldum. İlaç verildi, ailemle tehdit edildim, tacize uğradım.”

 

“Kırmızı Pazartesi”

 

Dokuz ayın sonunda Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine getirilen Türkmen’den, ailesinin tuttuğu avukatı kabul etmemesi istendi. Ona bir avukat gönderildi. Avukatı kimin görevlendirdiği açığa çıkmadı. Gazetecilerin bu konuya ilişkin sorularına avukat “Sizi ilgilendirmez” diyerek cevap verdi. Türkmen, mahkeme salonunda tanımadığı bu avukatı azletti. Hayati tehlike altında olduğunu belirttiği ailesi ve kendisi için koruma talep etti, bundan böyle savunmasını kendi tutacağı avukatla yapacağını söyledi.

 

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Türkmen’in yaşadıklarını TBMM Genel Kurulu’na taşıdı. Türkmen’in ortadan kaybettirildiği dönemde 25-30 kilo zayıfladığını belirten Gergerlioğlu, OHAL döneminde Türkiye’de 28 kişinin kaçırıldığını ve bunlar hakkında hiçbir araştırma yapılmadığını söyledi. 

 

“2019 yılında 7 kişi kaçırıldı. Bunlardan 6’sı ortaya çıktı ve 5’i 7-8 ay ortada olmamalarına rağmen eşleri onlara neredeydin diye sorduğunda konuşmadılar. Bu insanlar için hiçbir araştırma ve açıklama yapılmadı. İç hukuktan umudunu kesen aileler, AİHM ve Birleşmiş Milletlere gittiler. Orada da bir açıklama yapılmadı. Kolektif bir şekilde ‘Kırmızı Pazartesi’deki gibi herkes her şeyi bildiği halde hiç kimse hiçbir şey yapmadı.”  

 

Beyaz Toros’lardan siyah Transporter’lara

 

Ankara Barosu da, zorla kaybettirilen bu yedi kişiye ilişkin bir rapor hazırladı. Halen bulunamayan bir kişinin yakınları tarafından yapılan başvuru kapsamında etkili soruşturma yapmayan savcı ve kolluk kuvvetleri hakkında suç duyurusunda bulunan Baro, kayıp yakınlarının başvurularının araştırılmadığını, MOBESE görüntülerinin incelenmediğini, uluslararası standartlara uygun bir soruşturmanın yürütülmediğini belirtti.

 

Baro, beş ile dokuz ay arasında kayıp kalan ve yakınlarının başvurularından sonra emniyet birimlerinde ortaya çıkan kişiler hakkında da etkin bir soruşturma yürütülmediğini tespit etti:

 

“Devletin zorla kaybettirmeye ilişkin yaşam hakkını koruma ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü ile bir suç ile itham edilen herkesin avukatı ile gizli görüşebilme hakkı, kendi seçtiği müdafinin yardımından yararlanma hakkı, derhal hâkim karşısına çıkarılma hakkı ve özgürlüğü kısıtlanan kişinin hekime erişim hakkı sağlama yükümlülükler ışığında, kamu denetimine açık ve mağdur yakınlarının sürece katılımının sağlandığı bir soruşturma yürütülmediği hususları tespit edilmiştir. Süreç, uluslararası insan hakları hukuku standartlarına uygun yürütülmemiştir. İhlâl iddialarının ciddiyeti dikkate alınmak suretiyle soruşturmanın derinleştirilmesi için başvurulara ilişkin tüm belge ve tutanaklarla birlikte ihbarda bulunmaktayız.” (Gazete Pencere, 15.02.2020)

 

Velhasıl-ı kelâm, suskunluk perdesi yırtılınca, son dönemlerde Türkiye’nin birçok alanda olduğu gibi insan hakları alanında da ne kadar büyük mevzi kaybettiği bütün çıplaklığıyla görünür oldu. 1990’larda insanları beyaz Toros otomobillerle adam kaçıran devlet, bugünlerde aynı işi siyah Transporterlarla yapıyor. Otuz yılda beyaz Toroslardan siyah Transporterlara geçmek, pek matah bir şey olmasa gerek!

 

 

 

(*) Kürdistan 24, 19.02.2020.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.