Grönland’ın fethi: Ya Trump Sultan karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimizse?

Trump, Maduro ve Venezuela’dan sonra gözünü Danimarka Krallığı’na bağlı Grönland’a çevirdi. Kendini dünyanın kralı olarak gören ABD başkanı, Grönland’ı satın almak, Danimarka kabul etmezse işgal etmek istiyor. Danimarka’nın sistematik asimilasyon politikaları altında yıllardır sömürülen Grönland halkı ise Trump’ın başlattığı bu küresel yangını bir fırsata çevirip bağımsızlıklarını ilan etme derdinde. 57 bin Grönlandlı, bu kaosu tarihi bir fırsata çevirirse bu tüm dünyaya örnek bir strateji dersi olabilir. Ne de olsa Trump karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimiz.

28 yaşındaki Aki-Matilda Høegh-Dam, geçtiğimiz sene Ekim ayında Folketing yani Danimark Parlamentosu kürsüsüne çıktığında oldukça duygusaldı. Danimarka hükümetinin, Grönland’da işlediği korkunç bir insanlık suçundan bahsedecek; çok değil sadece 70 sene önce Danimarkalı yetkililerinin Grönlandlı yerli 4,500 kadın ve kız çocuğunu nasıl zorla kısırlaştırdığını anlatacaktı. Danimarka Krallığı’na bağlı olsa da iç politikada geniş bir siyasi özerkliğe ve kendi meclisine, hükümetine sahip Grönland adasının bağımsızlığını savunan milliyetçi bir genç olan Aki-Matilda, aynı zamanda Folketing’in tek dil politikasına tepki göstermek için konuşmasını anadilinde yapmayı tercih etmişti.

Kürsüdeki genç hatip, önce meclis yönetimi tarafından uyarıldı; konuşmasının meclisin resmi dili Danca da yapması istendi.

Aki-Matilda bu talebi siyasi bir mesaj vermek amacıyla reddedince ise kürsüden inmesi istendi. Genç siyasetçi geçen senelerde de aynı eylemi yapmış, bu eylem neticesinde gelen tepkiler üzerine meclis içtüzüğünü değiştirmiş ve Danca çevirisinin hemen yapılması karşılığında Grönland yerel dilinde konuşma yapılmasına izin vermişti. Genç kadının mücadelesi sonucu anadili meclis için “bilinmeyen bir dil” olmaktan çıkmıştı.

Aki-Matilda ve Grönland milliyetçilerine göre, bu küçük jest de sistematik bir asimilasyon politikasının sadece bir parçası. Aki-Matilda bu yüzden konuşmasını temsil ettiği özerk bölgenin resmi dilinde yaptığını ve bu resmi bölgeyi temsil eden iki özel vekilden biri olduğunu belirtti ve Danca konuşma yapmayı reddetti. Danca ve Grönlandca arasında bir hiyerarşinin olmadığını, çeviri zorunluğununun doğru olmadığını söyledi.

Milliyetçi Grönlandlılar için Danca ve Danimarka’nın hiyerarşik üstünlüğünün kabul edilmesi geçmişten bugüne süren büyük bir sömürünün devamı. Aki-Matilda’nın kendi anadilinde yaptığı konuşmada da anlattığı üzere, Grönland’ın tarihi zorla kısırlaştırma, adada kurulan Amerikan askeri üsleri için köylerin boşaltılması, yerel Inuit çocuklarının sosyal deneyler kapsamında ailelerinden koparılması ve Danimarkalı ailelere verilmesi gibi sistematik asimilasyon politikalarıyla dolu.

Tarihin cilvesine bakın ki Danimarkalıların düne kadar ABD ile yakın ilişkiler uğruna sömürü dozunu arttırdığı Grönlandlıların kendilerini aynı nobranlık ve vahşilikle sömürmek isteyen yeni talipleri var.

Trump yönetiminin Venezuela’dan sonraki açık hedefi Grönland. Beyaz Saray Sözcüsü resmi olarak askeri harekatın masada olduğunu kabul etti bile. Danimarka ve Avrupalı devletlerin resmi cevabı ise bir zamanlar ABD’nin öncüsü olduğu kurallara dayalı dünya düzenini ve uluslararası hukuku hatırlatmak oldu.

Fakat Danimarka’nın ve Avrupa’nın kendine siper ettiği mevcut “müesses nizam” yerine daha adil bir alternatif konmadıkça sadece Grönlandlıların değil, tüm dünyanın Trump karşısında elinde sadece zincirlerinin kalması kaçınılmaz.  

Blok P’nin kaderi

Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasıyla, geçmişte kapalı kapılar ardında yaşanan her türlü pazarlık artık gözlerimizin önünde. Grönland da bu açık pazarlığın ilk başladığı yerlerden biri. Trump yönetimi, hem adanın jeopolitik konumu dolayısıyla Rusya ve Çin’e karşı Kutuplar’da askeri açıdan hem de zengin yeraltı kaynakları nedeniyle de ekonomik açıdan önemli bir kazanım elde edeceğini düşünüyor. ABD’nin Grönland’ı satın almaya yönelik teklifler sunması yeni bir gelişme değil, fakat hükümetin bu adanın Amerikan hakimiyetine geçmesi için askeri seçenekleri değerlendirmesi, Avrupa’yı sert gücüyle tehdit etmesi, NATO üyesi bir ülkenin toprağına göz dikerek NATO’yu dağıtma noktasına getirmesi bugünlerin bize hediyesi.

Trump yönetimi, tıpkı geçmişte Danimarka’nın yaptığı gibi 57 bin nüfusa sahip Grönland’ı salt pragmatik çıkarları için kullanabileceği bir ganimet olarak görüyor. Fakat önemli bir fark var. Danimarka, adanın yerli halkını asimile edip doğal kaynaklarını sömürürken “medeniyet ihraç etmek”, adanın yerel halkını “ehilleştirmek, modernleştirmek” gibi söylemleri kullanmış, hatta adalıları yaşadıkları geleneksel evlerden alıp zorla modern büyük konut projelerine yerleştirmişti. Doğum kontrolü, çocuklara yönelik eğitim politikaları, anadili unutturma ve yerel kıyafetler yerine modern Danimarka kent yaşamının özendirilmesi de bu sürecin bir parçasıydı.

Belki de Danimarka’nın bu bakış açısının en iyi şekilde anlatan “modern projelerinden” biri de Blok P’ydi. Danimarka yönetimi bir sosyal deney yaparcasına geleneksel köylerinde yaşayan yüzlerce Inuit yerlisini 64 daireden oluşan büyük yekpare bir apartmana zorla yerleştirmiş, birçok Grönlandlı kalın eskimo kıyafetlerinin küçük dolaplara sığmadığı, ev yapısının aile yapısıyla özdeşmediği bu modern konutta adeta “kapana kısılmıştı”. Ada nüfusunun bir zamanlar %1’nin oturduğu bu büyük yapı, bugün yok. Oturan kişilerin şikayetleri üzerine konut sakinlerine alternatif konut sağlandı, ardından da merkezi yönetiminin üsten bakışını temsil eden bu yapı yerel yönetimin kararıyla yıkıldı.

Trump yönetiminin ise Danimarkalılar gibi nobranlığını veya vahşiliğini maskeleyecek, kılıflayacak bir hikayesi yok. Grönlandlılara kendisinin de inanmadığı veya uymadığı bir “steril modernleşme” hikayesi pazarlama derdi de yok. Ne istiyorsa açıkça söylediği kapkaranlık bir sahicilikleri var.

Nobran bir emlak tüccarı edasıyla “parası neyse veriririm, kabul etmezseniz de zorla alırım” diyor, önce teklifini ardından da sopasını gösteriyor.

İşte tam da bu noktada Danimarka ve ABD arasında pinpon topu gibi gelip gitmekten korkan Grönlandlılar tarihi bir fırsat görüyor, ortalığı kasıp kavuran bir ejderha edasıyla dünyayı yakan Trump’ın ateşinde zincirlerini yakmak için fırsat kolluyor.

28 yaşındaki Aki-Matilda Høegh-Dam gibi zeki Grönlandlılar için Trump’ın karşısında Danimarka’nın düştüğü çaresizlik tarihi bir eşik. Bu kişilere göre, Grönland tartışmalar alevlenirken bağımsızlığını ilan etmeli ve ada halkı bağımsız bir devlet olarak ABD ile masaya oturmalı. Trump’ın mevcut müesses nizamı sarsarken Grönlandlılar bu sarsıntıyı lehlerine çevirip Danimarka’nın kendilerini savunamayışı karşısında tarihi bir kazanım elde etmenin derdinde. Hem Amerika hem Danimarka’ya karşı güçlü bir bağımsızlık referandumunun kendilerini “nesneleştiren” bu büyük tartışmaya iyi bir yanıt verebileceğini düşünüyorlar.

57 bin Grönlandlı’nın üzerine atlamaya çalıştığı fırsatın benzerleri, belki pek kimse farkında değil ama aslında tüm dünyanın önüne çıkmış durumda.

Trump’ın yangınına ne atmak istersiniz?

Trump’ın karşısında “müesses nizamı” ve uluslararası hukuku hatırlatmak, eski kurumları kutsamak; Grönlandlıların bir zamanlar “modernlik” uğruna zorla taşındıkları Blok P binasını övmek gibi.

Blok P belki kağıt üzerinde oldukça iyi bir plandı. Fakat bu modern toplu konut projesi, yerel kıyafetleri için daha büyük dolaplara, balıkçılıkla uğraştıkları için sık sık ıslanan giysilerini kurutmak için geniş balkonlara, yaşlı anne babalarıyla yaşadıkları için çok daha kişinin sığabileceği geleneksel evlere ihtiyaç duyan Grönlandlıların adeta “mezarı” olmuştu. İşte Trump karşısında Avrupalıların, Demokratların hatırlattığı “müesses nizam” da adeta Blok P binası gibi. Geçmişte kapalı kapılar ardında yürütülen kirli pazarlıkların, kolonizasyonun, sömürünün, dış destekli darbelerin gölgesinde inşa edilen “kurallara dayalı” dünya düzeni, aslında hiçbir zaman gerçek anlamda kurallara dayalı değildi.

Bu kurallar yeri geldiğinde Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da ve bu kurallara kutsayan Biden döneminde dünyanın gözleri önünde Gazze’de çoktan ayaklar altına alınmıştı. Bu kurallar zaten Çinliler, Ruslar, Afrikalılar, Müslümanlar için geçerli değildi. Trump’ın son bir senedir yaptığı şey halihazırda ayaklar altına alınan bu kuralları ayağının tersiyle kenara itmek oldu. Bir de belki kalan birkaç parçasının da üzerinde hırsla zıplamak.

Avrupalılar yakın geçmişte başkalarının servetleri, acıları üzerine kurdukları “müesses nizamın”, henüz daha dün İsrail’e karşı girdikleri “sessizlik” yarışının, dünyadaki her türlü katliam karşısında “endişeyle izliyoruz” basmakalıp tepkisizliklerinin bedelini Trump’ın elinde ödemeye mahkum duruyorlar. Trump’ın sadece birkaç senede müesses nizamı yerle bir edebilmesinin de sırrı işte bu müesses nizamın aslında pek de sağlam olmayan kökenleri.

Bu nedenle Trump’ın Grönland’ı tehdit etmesi karşısında ne Danimarka’da ne de Grönland’da binlerce kişi sokağa çıkıp ülkelerini, hukuku, hakkaniyeti savunmuyor. Filistin için sokağa çıkan binlerce insanın gündeminde bile değil bu konu. Danimarka Krallığı’nın liderleri Trump’a verecekleri yanıtı tartıştıkları toplantılarda birbirleriyle kavga ediyor, Grönlandlı siyasetçiler Danimarklı mevkidaşlarının tavırlarını “üstencil” buluyor, ortak bir mekanizma kurmak istemiyor. Bu süreci izleyen dünya ise içinden sessizce “oh olsun” diyor.

Trump halihazırda gündelik hayatın, gerçek sorunların derdini çözmekte zorlanan, çarpık bir yapıda kurulan, hakkaniyet ve adaletin es geçildiği bir düzene yönelik öfkeyi arkasına alarak elinde balyozla ortalığı yıkıyor, parçalıyor.

Trump’ın çıkardığı yangın çok büyük. Bu yangının Trump’a rağmen söndürülmesi için en az onun kadar güçlü bir lider ve ülke şart. Ekonomik, askeri ve siyasi açıdan böyle bir güç veya güç birliği ise maalesef yok. Bu noktada her ülkenin, gücün Trump’ın çıkardığı bu küresel yangını fırsat bilmesi, hazır dünyanın her yerinde kartlar yeniden karılırken bu yangına hoşuna gitmeyen başka bir “eski dünya” hikayesini atması kaçınılmaz.

57 bin Grönlandlı yangına su taşıyan karınca sabrı, kaosu fırsat bilen ağustos böceği sinsiliğiyle, Trump’ın çıkardığı yangına Danimarka Krallığı’na olan zoraki bağlılıklarını atmaya, bu kaostan bağımsızlıklarını kazanmaya çalışıyor.

Trump’ın ateşi, Grönland’ın çocuklarını zorla kısırlaştıran, ailelerinden koparan buzdan krallığını eritip yeni bir hikaye yazmasını sağlayacak mı, yoksa başka bir krallığın arka bahçesine mi çevirecek meçhul.

Fakat Trump karşısında yaralı bereli, işlevini yitirmiş, belki de hiçbir zaman iddiasına kavuşamamış, ele ayağa düşmüş tatsız ve gri bir müesses nizamı, yeri geldiğinde İsrail uğruna askıya alınan sahte değerler manzumesini savunmak yerine, Trump’ın yarattığı kaos karşısında gerçekten sığınabileceğimiz, hakkaniyet ve adaleti tesis edebilen, gündelik hayatın derdini taşıyan, daha öngörülür, eşitlikçi yeni bir hikayeyi yazmaya başlamak gerektiği kesin.

Cesur olmakta, Trump’ın başrol olduğu bu yarı komedi yarı vahşi sit-com’da reaksiyoner izleyici olmak yerine belki daha küçük ama sahici bir hikayenin kalemi olmakta fayda var.

Ne de olsa Trump karşısında kaybedeceğimiz tek şey zincirlerimiz. Ve belki de zaten bizi yarı yolda bırakmış, tam anlamıyla işlemedikleri için Trump’a yol vermiş müesses nizam, kurumlarımız, ağızda buruk bir tat bırakan o eski hikayelerimiz.

Trump’ın ateşi, elimizdeki kalemi de yakmadan yazmak şart.

Yoksa çok değil 1-2 sene sonra bu yangın söndüğünde elimizde sadece “müesses nizam” diye taptığımız bir avuç kül kalacak ve sil baştan başka yine sadece izleyicisi olduğumuz başka bir sistematik kaosun parçası olacağız.

Önceki İçerikSüper Kupa Fenerbahçe’nin oldu
Sonraki İçerikHalep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?