Dijital imzalar kurumadan..

Bundan sonra Türkiye, kendi sürecini kurtarmaya bakmalı. Bunun için de acil olarak kendi vatandaşı olan Kürtlerle konuşan liderlere ihtiyacımız var. Şu anda esas olarak Türkiye’deki Kürtlerin ülkeye bağlılık hissinin tazelenmesi gerekiyor. Bunun için çok fazla duygusal yatırım yaptıkları Suriye’de Kürtlerin haklarının garantisi olacağını gür sesle söyleyen bir Ankara’yı duymak isteyeceklerdir. Her şeyin askeri ve istihbari çözümü yok. Rojava ve SDG deneyimi bunun en son örneği oldu. Devlet yönetme sanatının temeli rıza kazanmaktır. Ankara’da herkes bunu birbirine hatırlatsa iyi olur.

Bundan iki gün önce bu köşede son yazı çıktığında Şara ve Abdi arasında bir anlaşma imzalanmıştı.

Ama tuhaf bir imza töreni olmuştu bu.

Şara önce ABD Suriye Özel Temsilcisi Barrack ile görüşmüş, sonra da kameraların karşısına geçip SDG ile entegrasyon mutabakatını tek başına imzalamıştı.

Ama belgenin altında SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin de imzası vardı.

10 Mart Mutabakatı’nın epey altında bir metindi mutabık kalınan. SDG bireysel olarak Suriye ordusuna katılacak, özel statü verilen Haseke vilayetine vali atanacak, bütün petrol ve su kaynakları ve sınırlar Suriye devletine geçecekti.

Şara, toplantıdan sonra gazetecilere “Abdi’nin hava muhalefeti yüzünden Şam’a gelemediğini”, metni dijital olarak imzaladığını duyurdu.

Özerklik olacak mı sorusuna ise “Kesinlikle hayır, sadece bu bölgelerde polis ve askerlerin bölgenin evlatlarından seçilecek” dedi.

Uzun bir süre Abdi cephesinden bir açıklama gelmedi. Yalanlama ya da itiraz.

Sonra mutabakatın Erbil’deki Barzani-Abdi- Barrack buluşmasnda masaya getirildiği anlaşıldı.

Nitekim Barzani’nin evsahipliğinde yapılan ve gergin yüzlerin videolardan göründüğü toplantıda ne konuşulduğuyla ilgili kimse bir açıklama yapmamıştı.

Barrack, oradan Şam’a geçti. Haberlere göre yalnız olarak.

Şara ile görüştü, ardından Şara anlaşmayı duyurdu. Barrack da anlaşma için memnuniyetini bildirdi.

Ama hemen ardından SDG çevrelerinden direniş çağrıları gelmeye başladı.

Bu çağrılara rağmen Mazlum Abdi yeniden Şam’a gitti, Barrack’ın katıldığı beş saatlik bir görüşme yapıldı.

Ve görüşmenin sonunda anlaşmazlıkla Şam’dan ayrıldı ve ipler atıldı, çatışmalar başladı.

Bu beş saatlik görüşmede ne yaşandığıyla ilgili elde iki anlatı var.

Biri Suriye cephesinden:

“Toplantı, Savunma Bakanı ve Dışişleri Bakanı’nın da katılımıyla 5 saat sürdü.

Mazlum Abdi, Mesud Barzani’nin desteklediği anlaşmadan vazgeçmesi için PKK liderlerinden yoğun baskı altında.

Cumhurbaşkanı Şara, Abdi’ye Savunma Bakan Yardımcılığı görevini teklif etti. Haseke valisi olarak atanacak bir aday göstermesini istedi.

Mazlum Abdi, Haseke’nin tamamen SDG ve sivil kanadının yönetimi altında kalmasını talep etti.

Şara, anlaşmanın tamamlanmasını İçişleri Bakanlığı güçlerinin Haseke’ye girmesini şart koşarak reddetti.

Mazlum Abdi, SDG yönetimiyle görüşmek için 5 günlük bir süre talep etti.

Şara, tanınan süreyi reddetti ve gün sonuna kadar nihai bir cevap istedi; aksi takdirde uluslararası taraflara Mazlum Abdi’nin anlaşmadan çekildiğini ve Suriye devletinin Haseke sorununu güç kullanarak çözeceğini bildireceğini söyledi.”

Diğeri ise görüşmeye katılan YPJ Komutanı Rohilat Efrin’in versiyonu:

“Bize ‘Haseke ve Kobani’yi derhal boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın’ dediler.

Bunu bir oldu bittiye getirmek istediler ki belli ki önceden planlanmıştı. Bu teslimiyet dayatmasını kabul etmedik.

Barrack, daha önce SDG’nin birleşik kalacağına ve Kürt özerk yönetiminin devam edeceğine dair söz vermişti ama bu güvencelerini yerine getirmedi.

Uluslararası Koalisyon sessiz kaldı.

SDG, konseyleri ve komuta kademesiyle istişare etmek için makul bir süre daha talep etti, ancak bu talep reddedildi.”

Abdi masadan ayrıldıktan sonra Trump ve Şara telefonda görüştü.

Bu arada SDG, koalisyonun kendilerine destek vermemesini eleştiren bir açıklamayla IŞİD’lilerin yakınlarının tutulduğu El Hol Kampı’ndan çekildiğini, güçlerini Kamışlı’daki direnişe kaydırdığını açıkladı.

Fakat Koalisyon’a ve Suriye hükümetine devretmeden kamptan çekilme nedeniyle birkaç saatliğine bir otorite boşluğu ortaya çıktı. Şam, SDG’yi sorumsuzlukla suçladı.

Bu arada sahada Arap aşiretleri SDG’den Şam yönetimine doğru saf değiştirmeye devam ettiler.

SDG içindeki en büyük Arap milis grubu olan Senadid güçlerinin bağlı olduğu Haseke merkezli Şammar aşireti de Şam yönetimine katıldı. Böylece 2015’de YPG’nin SDG olmasını sağlayan Arap milisler SDG’den koptular ve geriye sadece YPG kaldı.

Haseke’de ilerleyen Suriye ordusunun Kamışlı ve Kobani gibi Kürt şehirlerine girmeyeceği açıklandı.

Ve akşama doğru Suriye yönetimi SDG ile yeni anlaşmayı duyurdu:

“Ortak bir anlayışa varıldı. Sayın Mazlum Abdi, SDG’den Savunma Bakan Yardımcılığı pozisyonu için bir aday, Haseke Valiliği pozisyonu için bir aday, Halk Konseyi’nde temsil edilecek kişilerin isimleri ve Suriye devlet kurumlarında istihdam edilecek kişilerin listesini önerecek. Haseke için ayrıntılı bir idari ve askeri mekanizma geliştirmesi için 4 gün süre verildi. Suriye güçleri, Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine ve Kürt köylerine girmeyecek.”

Ve nihayet finali ise Tom Barrack yaptı. 2014’den beri ABD’nin YPG’ye verdiği ve Türkiye ile ilişkilerini geren desteğin miadının dolduğunu ilan etti:

“Bugün ise tablo köklü biçimde değişti. Suriye artık uluslararası alanda tanınan bir merkezi yönetime sahip ve 2025’in sonlarında IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu’na 90. üye olarak katıldı. Bu, Batı’ya yönelen bir çizgiye ve ABD ile terörle mücadelede iş birliğine işaret ediyor. Böylece ABD-SDG ortaklığının dayanağı değişmiş oldu: SDG’nin sahadaki temel IŞİD karşıtı güç olma rolü büyük ölçüde amacını tamamladı; çünkü Şam yönetimi artık güvenliği devralmaya hem istekli hem de muktedir, buna IŞİD tutuklularının bulunduğu cezaevleri ve kamplar da dâhil.

Son gelişmeler, ABD’nin SDG’nin ayrı bir yapı olarak kalmasını uzatmak yerine bu geçişi kolaylaştırdığını gösteriyor:

Suriye Hükümeti ve SDG liderliğiyle kapsamlı temaslar yürüttük; 18 Ocak’ta imzalanan entegrasyon anlaşmasını sağladık ve bunun zamanında ve barışçıl biçimde uygulanması için net bir yol haritası oluşturduk.

Anlaşma, SDG savaşçılarının bireysel olarak ulusal orduya entegre edilmesini (en tartışmalı başlıklardan biri), petrol sahaları, barajlar ve sınır kapıları gibi kritik altyapının devrini ve IŞİD cezaevleri ile kamplarının kontrolünün Şam’a bırakılmasını içeriyor.

ABD’nin uzun vadeli askeri varlıkta ısrarı yok; önceliği IŞİD kalıntılarını yenmek, uzlaşmayı desteklemek ve ayrılıkçılık ya da federalizm dayatmadan ulusal birliği güçlendirmek.
Bu durum Kürtler için benzersiz bir fırsat yaratıyor: Yeni Suriye devletine entegrasyon, tam vatandaşlık hakları (daha önce vatansız bırakılanlar dâhil), Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürü için anayasal güvenceler (örneğin Kürtçe eğitim, Nevruz’un ulusal bayram olması) ve yönetime katılım anlamına geliyor. Bu, iç savaşın kaosu içinde elde edilen yarı-özerklikten çok daha ileri bir kazanım.

Suriye’de Kürtler için bugün en büyük fırsat, Devlet Başkanı Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni hükümetle birlikte başlayan Esad sonrası geçiş sürecinde ortaya çıkıyor. Bu dönem, Kürtlerin birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyonu için bir yol açıyor: vatandaşlık hakları, kültürel güvenceler ve siyasal katılım.”

Yani özetleyecek olursak: ABD SDG’ye seninle işimiz bitti, Şara hükümeti Kürtler için bir şans, onunla anlaşmalısın dedi.

Nitekim dün Trump da Rudaw muhabirinin “Suriye’deki Kürtler saldırı altında. Kürtlere destek verecek misiniz” sorusuna “Kürtleri seviyorum. Kürtlere muazzam miktarlarda para ödendi, petrol ve başka şeyler verildi. Bunu kendileri için yaptılar esas olarak” diyerek rengini belli etti, yine Şara’yı övdü, “Suriye Cumhurbaşkanı çok sıkı çalışıyor. Dün onunla görüştüm; hapishaneler ve orada neler olup bittiği hakkında konuştuk” dedi, sonra da Suriye’yi telefonda Erdoğan’la görüştü.

Bazıları hala çeteci, IŞİD’çi, soykırım, komplo demeye devam etse de artık herşey çok açık.

2012 yılında Suriye iç savaşı sırasında kaosta bir fırsat olarak ortaya çıkan, savaş içinde ittifaklarla korunan 2014’ten beri ABD koruması altında yaşayan Rojava özerk bölgesini mümkün kılan şartlar artık yok.

Esad gitti, İran çekildi, ABD desteği bitti, YPG’yi SDG yapan Arap aşiretler taraf değiştirip kendi bölgelerini YPG’den kurtardı ve böylece geriye Kamışlı ve Kobani’de YPG kalmış oldu.

10 Mart 2025 günü Suriye’nin üçte birin, petrol ve su kaynaklarını elinde tutan SDG’den geriye bu kaldı, mutabakat da buna göre yapıldı.

Suriye ordusu bu iki şehre girmeyecek, bu Kürt şehirleri özel bir askeri ve idari yönetimle Şam’a bağlanacak.

SDG, orduya dahil olup ortadan kalkacak. Savunma Bakan yardımcısı ve Haseke Valisi SDG kökenli olacak. Kürtlerin kimliksel ve kültürel hakları tanınacak.

10 Mart Mutabakatı’nın gerisinde ama yine de çatışmayı bitirecek bir çözüm bu.

Bunun alternatifi Kobani ve Kamışlı’da direnişe devam etmek ve İsrail’den destek beklemek.

Ama direnişin askeri olarak başarıya ulaşması imkansız.

SDG yöneticileri, ABD desteği kesilince İsrail’e yabancı basın üzerinden çağrılar yaptılar ama İsrail’in bu çağrılara karşılık vermesi ABD’nin pozisyonu bu kadar net iken, Suriye ile bir çatışmasızlık mutabakatına varılmışken ve Türkiye ile savaş riskini varken hiç mümkün değil.

Türkiye peki?

Bundan sonra Türkiye, kendi sürecini kurtarmaya bakmalı.

Bunun için de acil olarak kendi vatandaşı olan Kürtlerle konuşan liderlere ihtiyacımız var.

Mesela dünü Özgür Özel gibi konuşan:

“Suriye’de akrabalarımız olan Kürtler ve Aleviler için hassasiyet ve endişe duyuyoruz.

Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz.

İktidar medyası ve trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan ve onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz.

Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Aklınızı başınıza alın, Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi de Suriye’deki akrabalarını da incitmeyin.”

Tabii ki CHP bir türlü kabul etmek istemese de Suriye’de Sünni ve Arap akrabalarımız da var. Ülke nüfusunun yüzde 65’ini oluşturuyorlar. Ve Türkiye’de hala onları çeteci, IŞİD’çi olarak görenler olsa da dünya öyle görmüyor.

Suriye’de mesele laiklik de değil.

Şu anda esas olarak Türkiye’deki Kürtlerin ülkeye bağlılık hissinin tazelenmesi gerekiyor.

Bunun için çok fazla duygusal yatırım yaptıkları Suriye’de Kürtlerin haklarının garantisi olacağını gür sesle söyleyen bir Ankara’yı duymak isteyeceklerdir.

Her şeyin askeri ve istihbari çözümü yok. Rojava ve SDG deneyimi bunun en son örneği oldu.

Devlet yönetme sanatının temeli rıza kazanmaktır.

Ankara’da herkes bunu birbirine hatırlatsa iyi olur.

Önceki İçerikBahçeli: “DEM bir karar vermek durumundadır: PKK’nın kurucu önderinin yanında mı yoksa karşısında mıdır?”
Sonraki İçerik“Türkiye Cumhuriyeti buradayken kimsenin başka hami aramasına gerek yok”