Sömürgecilik rüzgârlarının sert estiği 1920’lerin ilk demlerinde, Britanyalı arkeolog ve Mısırbilimci Howard Carter Mısır’ın Krallar Vadisi’nde Tutankhamun’un mezarını keşfetti. Mezarın ve dahi tabutun itinayla korunmuş (“bozulmamış” da denebilir) hâlde bulunması, dahası tabutun göz kamaştırıcı nitelikle altına boğulmuş olmasından mülhem adeta “parlaması” ciddi bir medya saplantısı tetikledi.
Kuşkusuz 3000 yıl yaşında bir mezar-tabutun neredeyse “el değmemiş durulukta” keşfedilmesi gerek arkeoloji gerekse tarih dalları için muazzam bir hâdisedir ve her türlü takdirin üzerindedir. Lâkin mesele bu değil. Mesele, dönemin uluslararası medya tekellerinin (ki bunların başını da İngiliz The Times çekiyordu) dünya kamuoyuna pompaladıkları yeni “Tutankhamun çılgınlığı” idi.
Gerçekten de söz konusu “aşırı coşku” kısa sürede medya mecralarından taşıp, kültür ve tüketim sahalarını kuşattı.
Neler olmadı ki?
Tutankhamun markalı parfümler mi piyasaya sürülmedi, sigara paketleri mi pazarlanmadı, caz besteleri mi yapılmadı, uygun makyaj modası mı devşirilmedi, “lânet” söylentileri mi mitleştirilmedi… Daha neler, neler.
İşin tuhafı, bu akım dönemin ruhunda sıkışıp kalmadı.
Günümüzde, 2025 yılında, Tutankhamun hâlâ hakkında en çok belgesel, film, dizi, kitap ve sergi üretilen Antik Mısır figürü olmayı sürdürüyor. Öyle ki, 2019 yılında Londra ve Paris’te kapalı gişe rekorları kıran “Altın Firavun’un Hazineleri” dünya turnesi, milyonlarca insanı saatlerce kuyrukta bekleterek tarihin en çok ziyâret edilen sergisi unvanını almıştı. Görsel medya planında ise Discovery’den Netflix’e kadar uzanan bir yelpazede, “Tutankhamun: Kayıp Mezar” veya “Hazinelerin Sırrı” vb. yeni yapımların ardı arkası kesilmiyor.
Tam bu noktada sormamız gereken o “harlı” soru beliriyor: Neden Tutankhamun?
Bilimsel ve nesnel perspektiften irdelendiğinde Tutankhamun, Tarih’in akışını değiştirecek askerî bir dehaya, devrimci bir idâre anlayışına yahut derinlikli bir kültür istidâdına vâkıf değildi. Hâl böyleyken, onu dün ve bugün adeta bir “ikon” (hatta “fetiş”) mertebesine taşıyan hususiyet nedir?
Son 2 yıldır amatör ve fakat neredeyse “adanmış” bir ilgiyle yaptığım onlarca kitap ve makale okuması (konunun uzmanı Mısırbilimcilerle doğrudan temaslarımla/yazışmalarımla birlikte) şu kanımı pekiştirdi: Tutankhamun isminin bir yandan perdelemeye, diğer yandan da meşrulaştırmaya yaradığı bir “şeyler” var.
Firavun Tutankhamun’un çocuk yaşta oturduğu ve yaklaşık 8-9 sene kadar kaldığı taht serüvenindeki belki en “belirleyici” eylemi kendinden önceki (“geçiş” dönemindeki kısa ömürlü Neferneferuaton ve Semenkhare iktidarlarını saymazsak) melik olan Akhenaton’un tektanrıcı dinî-siyâsî-kültürel-içtimâî inkılâplarını hışımla tasfiye etmesidir. Öyle ki, doğumunda “Tutankhaton” olan isminden dahi, sondaki -aton ekini -amun’la değiştirmek sûretiyle, vazgeçmiştir.
Hayata gözlerini “IV. Amunhotep” (Amun’un râzı olduğu) olarak açan melik ise, sonraları ölümüne değin kullanacağı “Akhenaton” (Aton’un hizmetkârı) ismini alacaktı. Akhenaton’un “Aton” adını verdiği ve güneş kursuyla simgelediği “Tek Tanrı” inancı, yalnızca dinî bir paradigma değişimi değil, aynı zamanda Amun rahiplerinin bin yıllık teo-bürokratik vesâyetine (ve imtiyazlarına) indirilmiş en ağır darbeydi.
Akhenaton putlardan, antropomorfik/zoomorfik tasvirlerden ve katı rahipler hiyerarşisinden arındırılmış, doğrudan Aton’un şahsında temsil ve kaynak bulan “Nûr”a yönelen bir inanç nizâmı inşâ etmeye soyundu. Bu doğrultuda; Amun ve diğer tanrıların tapınaklarına kilit vurduğu, bilhassa “Amun” yazılarını-tasvirlerini-heykellerini kazıttığı ve yıktığı, Aton inancını tek meşru ve evrensel inanç konumuna getirdiği, Aton inancından damıttığı ilhamla bir sanat ve estetik devrime öncülük yaptığı, ülkenin başkentini Teb şehrinden Aton’un şânına ithaf ettiği yeni Akhetaton (Amarna) şehrine taşıdığı ve burada tek-tanrıcı yeni dinini kurumsallaştırdığı tarihî buluntular sâyesinde biliniyor.
ABD’deki George Mason Üniversitesi’nden değerli araştırmacı ve Amarna dönemi uzmanı Jacquelyn Williamson, şubat ayındaki sohbetimizde hususen şunları söylüyordu:
“Akhenaton’dan evvel eski Mısırlılarda ‘tek ilâh’ fikrinin yanı sıra ‘tek ben konuşuyorum’ şeklindeki bir hitap tarzı yoktu. Akhenaton’da bunlar çok otoriteryen bir şekilde ele alınıyor. Özgün yenilikler. Örneğin Amarna’daki Sınır Stelleri’nde başkenti Teb’den taşırken, ‘kim ne derse desin ve neye inanırsa inansın (danışmanlarını, vezirlerini kastediyor), Amarna’ya gidiyoruz – Aton böyle istiyor!’ minvalinde yazılar var. Bu da sonraları Akhenaton’un Aton’dan doğrudan ve kişisel bir ‘ilâhî buyruk’ almış olabileceği tartışmalarını harladı.”
Elbette Tutankhamun’a münhasıran ayrılan sahne ışıkları kadar göz kamaştırıcı olmasa da Antik Mısır’ın “Akhenaton sayfası” Mısırbilimciler, tarihçiler ve entelektüeller-âlimler için “bâkir bir alan” sayılmaz.
20’nci yüzyılın başlarında İngiliz Mısırbilimci Arthur Weigall[1] kendi Hristiyânî bakış açışıyla Akhenaton’u Hz. İsa’nın (as) bir çeşit “öncülü” şeklinde telakki etmişti. Amerikalı Mısırbilimci James K. Hoffmeier, 2015 tarihli kitabında[2] Akhenaton’un tarihsel tektanrıcılığın en müşahhas örneklerinden biri olduğunu hararetle savunur. Keza 2024 yılında vefât eden Alman Mısırbilimci Jan Assman kaleme aldığı iki müthiş eserde[3] Akhenaton’un “gerçek” ve “sahte” ilâhlar arasında çektiği radikal ayrımla birlikte devrimci tektanrıcılığın unutulmuş ve fakat “kilit” bir şahsiyeti olduğunu vurguluyordu. Nihayet İsviçreli Mısırbilimci Erik Hornung, 1999’da yayımladığı kitabında[4] Akhenaton’un tektanrıcılığının, “ancak İslâm’ın bazı formlarında bulunabilecek türde bir kesinlik ihtivâ ettiği”nin altını çiziyordu.
Tabii olarak, Müslüman âlimlerden de Akhenaton’a kayıtsız kalmayanlar oldu. Seyyid Kutub ve Ebu’l-A’lâ Mevdudî bunların başını çekti. Kutub, harikulâde Kur’an tefsiri Fî Zılâl’i-Kur’ân’ında Akhenaton’la ilgili şu notları düşer:
“Tarihte Mısır’da tanrıların sayısını bire indiren ve güneş kursu ile o bir tanrıyı sembolize eden ve kendini ‘Akhenaton’ diye adlandıran ‘dördüncü Amunhotep’in (…).”
“Eski Mısır’da Akhenaton, tevhid inancına ulaşmıştı.”
“Öyle ki, tarihte yaşanmış herhangi bir cahiliye dönemini incelerken, peygamberlerin getirdiği tevhidin izine rastlayacak olurlarsa – eski Mısır dinlerindeki Akhenaton inancındaki tevhidî özellik gibi (…) – peygamberlerin getirdiği tevhidin etkisini görmezlikten gelmeyi tercih ederler. Oysa Akhenaton Mısır’da Hz. Yusuf döneminden ve onun tevhid inancını tebliğ etmesinden sonra gelmiştir.”[5]
Yine Mevdudî, Tefhimu’l Kur’an eseri kapsamında Tâhâ Sûresi’nin tefsirinde şöyle yazar:
“Firavun, yaklaşık 150 yıl kadar önce Akhenaton tarafından askerî güç kullanılarak gerçekleştirilen bir din devrimini de hatırlamıştı. Bu devrim, kral ve ailesi tarafından tapınılan tek ve evrensel bir tanrı olan Aton dışındaki tüm ilâhları ilgâ etmiş idi. Bu din devrimi daha sonra başka bir kral tarafından tersine çevrilmiş olsa da etkisi hâlâ sürmekteydi ve Firavun, Musa’nın henüz başka bir devrime daha yol açmasından dehşetle korkuyordu.”[6]
Daha sonraları, Müslüman havzada Akhenaton’u Hz. İbrahim[7] (as) ve Hz. Zülkarneyn’le[8] (as) özdeşleştiren âlim ve düşünürler de tebârüz etti.
Akhenaton-tektanrıcılık/tevhid ilişkisi bağlamında en sıra dışı ve en ezber bozucu yorumlardan birini ise hiç kuşkusuz 1939 yılında[9] Sigmund Freud yaptı. Freud, Akhenaton’u Hz. Musa’nın (as) öncülü olarak değerlendirirken, tektanrıcılığı çoktanrılı düzenin zorla bastırılmasıyla açığa çıkan kolektif bir “travma” olarak kavradı. Freud’e göre dünya, Akhenaton’un ve onun ardılı addettiği Hz. Musa’nın (as) temsil ettiği o tavizsiz, somutlaştırılamayan ve mutlak egemenlik sahibi “tek Tanrı” fikrinden gizli bir nefret (ve korku) duymaktadır.
Belki de bu korkuydu aslında post-Akhenaton döneminde Tutankhamun eliyle Akhenaton’a ve Aton’a dair ne varsa ezilip, – kelimenin tam anlamıyla – imhâ edilmesini mümkün kılan dinamik. Nitekim Freud ile Mevdudî’nin “korku” imgesinde kesişmesi bir tesadüf değil. Amarna mabetleri uzmanı Fransız Mısırbilimci Robert Vergnieux’yle geçtiğimiz ekim ayında 2025 tarihli eseri[10] üzerine yaptığımız bir sohbette, kendisi bana şu cümleyi kurmuştu:
“Akhenaton döneminde Amarna’da kullanılmış, sonrasında ise Karnak’a taşınmış taşlarda secde pozisyonunda resmedilen bazı Amarna elitlerinin – ki, bu secdenin Kral’a mı yoksa doğrudan güneş kursunun şahsında Aton’a mı yapıldığı hâlâ tartışmalıdır – yüzleri çekiçle vurulmuş ve bunlar çok hedefe yönelik darbelere benziyor.”
Freud’e göre bu “travma”, “bastırılanın geri dönüşü”ne (return of the repressed) dair bir teyakkuz hâlini kışkırtır. Akhenaton’un vazettiği saf tek-Tanrı fikri, çoğunluğun nefsini ve rahip-bürokratlar sınıfının konfor alanını öylesine sarsmıştır ki, bu fikrin bir daha asla “hortlamaması” için kolektif bir savunma mekanizması devreye sokulmuştur.
Nitekim Vergnieux’nün Karnak tapınaklarında müşahede ettiği o “yüzleri hedeflenerek parçalanmış seçkinler” tasvirleri, bu teyakkuzun bir nevî tarihsel suç mahallidir.
Freud’un saptamasını “geçerli” addettiğimiz anda karşımızdaki manzara biraz daha berraklaşır. Gerçekten de o zaman Tutankhamun figürü bir tarihsel şahsiyet olmaktan çıkar ve bir “fetiş” nesnesine dönüşür. Freudyen çizgide “fetiş”, bastırılan travmatik hakikatin yerine konan “ikâme nesne”dir. “Tehlikeli” olanın yokluğunu temin eden, ama onun izini de “örtük” biçimde taşıyan bir ikâme.
Dolayısıyla günümüze değin sürekli allanıp-pullanan Tutankhamun’un altın maskesi, Akhenaton’un tek-tanrıcı hakikatinin (yâni “bastırılanın”) – çok-tanrıcı/pagan (İslâmî terminolojide “müşrik” ve “putperest” de denebilir) gelenek eliyle – tekrar yüzeye çıkmaması için üzerine dökülmüş “altın bir mühür” hükmüne benziyor.
Bu koşullarda Tutankhamun özelinde ihtimamla örgülenen “hayranlık kültü”nü masumâne görmek kabil değil. Başka bir deyişle, aslında modern “efendiler”in Tutankhamun’a olan ilgisi, Akhenaton’a duyulan bastırılmış “korku”nun ters yüz edilmiş hâlini cisimleştirmeye çok yatkın. Bir tür “restorasyon kutlaması”na atıf yapmak mümkün.
Akhenaton’u İbrahimî kronoloji içinde illâ “şuraya” yahut “buraya” oturtma çabası bana ilginç-esaslı gelmiyor. Çoğu araştırmacı onu Hz. Musa’dan (as) önceye, bazıları ise sonrasına yerleştiriyor. Bu tartışma kuşkusuz akademik olarak cezbedici olsa da İslâm’ın “Vahiy” anlayışı açısından belirleyici bir ağırlıktan yoksundur.
Ancak Akhenaton, Kutub’un da altını çizdiği üzere “tevhide ulaşmış” olması hasebiyle, Tarih defterinde bir “eşik” – hatta özgül ağırlığıyla bir “referans” noktası şeklinde kabul ediliyor. Akhenaton’un “parlak çocuk” Tutankhamun karşısında “biçimsiz, deli, radikal hükümdar” olarak takdim edilmesi tam da bu “ayırt edici” vasfının sonucu olsa gerek.
Son tahlilde Sanayi Devrimi’nden bu yana her geçen gün artan bir şiddetle “kontrollü sekülerleşme”ye tâbi tutulan dünyamızda Tutankhamun’un “geçer akçe” olması “acayip” bir durum değil. Genel eğilim, çok uzun süredir (hatta belki ezelden beri), Nûr’un yakıcılığına altının konforunu tercih etmek üzerine işliyor.
Ve belki de temel düğüm, Howard Carter’ın 1922 yılında neyi “bulduğu” değil, bizim o parıltının altında neyi “gömmeye” çalıştığımızdadır.
[1] Bkz. WEIGALL, Arthur, The Life and Times of Akhnaton, Pharaoh of Egypt, Edinburgh, William Blackwood and Sons, 1910.
[2] Bkz. HOFFMEIER, James K., Akhenaten and the Origins of Monotheism, Oxford, Oxford University Press, 2015.
[3] Bkz. ASSMANN, Jan, Moïse l’Égyptien. Un essai d’histoire de la mémoire, Paris, Aubier, 2001. & ASSMANN, Jan, Le Prix du monothéisme, Paris, Flammarion, 2003.
[4] Bkz. HORNUNG, Erik, Akhenaten and the Religion of Light, Ithaca – London, Cornell University Press, 1999.
[5] https://archive.org/details/fizilalilkuranpdf_202002/mode/2up (erişim tarihi 27.12.2025), s.2386, s. 555 ve s. 1268.
[6] Bkz. https://www.alim.org/quran/tafsir/maududi/surah/20/60/ (erişim tarihi 27.12.2025).
[7] Bkz. https://tariq-library.com/%D8%AA%D8%AD%D9%85%D9%8A%D9%84-%D9%83%D8%AA%D8%A7%D8%A8-%D8%A3%D8%AE%D9%86%D8%A7%D8%AA%D9%88%D9%86-%D8%A3%D8%A8%D9%88-%D8%A7%D9%84%D8%A3%D9%86%D8%A8%D9%8A%D8%A7%D8%A1-pdf-%D9%84%D9%80-%D8%B3%D8%B9/ (erişim tarihi 16.02.2026)
[8] Bkz. AL-JOHANI, Hamdi Bin Hamza. Unlocking the Secrets of Dhul-Qarnain (Akhenaten) And Gog and Magog, Riyadh, Dar Al Ta’leef Publishing, 2008.
[9] Bkz. FREUD, Sigmund, L’Homme Moïse et la religion monothéiste, Paris, Gallimard, 1993.
[10] Bkz. VERGNIEUX, Robert, Amarna. La cité solaire d’Akhénaton et Néfertiti, Paris, CNRS Éditions, 2025.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.