SerbestiyetSerbestiyet
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Neden Enkaz Altında Kaldık? (4): Müteahhit çok, nitelik yok; ustalık kâğıtta kaldı!

Neden Enkaz Altında Kaldık? (4): Müteahhit çok, nitelik yok; ustalık kâğıtta kaldı!

Türkiye'de konut üretiminin çok büyük bölümü, sürekli teknik kadrosu bulunmayan küçük yap-sat müteahhitleri ve götürü bedelle çalışan ekipler eliyle yürütülüyor. Mühendislik çoğu zaman güvenliğin kurucu unsuru değil, dosyadaki imzaları tamamlayan bir masraf kalemi; ustalık ise sahada doğrulanan yeterlik değil, bir belge gibi görülüyor. Sorun para kazanma amacı değil; düşük maliyeti ödüllendirirken nitelik ve yaşam hakkını koruyacak karşı ağırlıkları kurmayan sistemdir.

Dizinin ilk yazısında insanların yalnızca çöken binaların değil, çöken bir sistemin altında öldüğünü söylemiştim (İnsanlar binaların değil, çöken bir sistemin altında öldü). İkinci yazıda binalarımızı bilmeden riski yönetemeyeceğimizi anlattım (Binalarımızı bilmiyoruz, kanlı piyangoyu bekliyoruz). Üçüncü yazıda ise riskin temel kazısından önce, imar kararıyla üretildiğini; depremde binalardan önce imar planlarının çöktüğünü tartıştım (Depremde binalardan önce imar planları çöktü!).

İlk şantiye şefliğimde beni altıncı kattan atmaya kalktılar.

Yıl 2000’di; ilk şantiye şefliği deneyimimdi. Bir döküm sırasında betona gelişigüzel su katılmasına karşı çıktım. Bu işlem yerleştirmeyi kolaylaştırsa da su/çimento oranını değiştirerek betonun dayanımını düşürecekti. Şantiye şefi olarak buna izin vermemem gerekiyordu.

Ustaların tepkisi teknik tartışma sınırında kalmadı; hakarete ve ardından fiziksel tehdide dönüştü: beni altıncı kattan aşağı atmaya kalktılar. Müteahhit, sorumluluk taşıyan şantiye şefini değil, işi götürü bedelle verdiği ustaları tercih etti. İşten ayrılmak zorunda kaldım.

Bu anıyı ustaları suçlamak için değil, şantiyedeki güç düzenini göstermek için anlatıyorum. Kâğıt üzerinde imalatı yönetme görevi şantiye şefindeydi; gerçek karar gücü ise usta ekibi ile onların arkasındaki müteahhitteydi. Mühendis sorumlu ama yetkisiz, usta etkili ama sistemde görünmezdi.

Aradan çeyrek asırdan fazla zaman geçti; yönetmelikler, belgeler ve elektronik kayıtlar geldi. Fakat mühendisi bürokratik imza, ustayı götürü bedelli üretim gücü, güvenliği de maliyet kalemi gören temel ilişki ne kadar değişti?

Müteahhitlik bir meslek mi, kayıt numarası mı?

Türkiye’de yapı müteahhitliği uzun yıllar, eğitim ve mesleki yeterlik gerektiren bir faaliyet olarak değil, ticaret odasına kayıt ve bir yetki belgesi numarasıyla yürütülebilen ticari iş olarak görüldü. 2019 tarihli Yönetmelik müteahhitleri ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliklerine göre gruplandırdı. Bu, önceki sınırsızlığa göre bir adımdı. Fakat giriş grubu olan H grubunda ilk başvuruda iş deneyimi ve iş gücü şartı aranmaması; yapı sahiplerine belirli koşullarda geçici yetki verilmesi ve yeterliğin büyük ölçüde yapılan iş miktarı ile mali kapasite üzerinden ölçülmesi, müteahhitliğin hâlâ gerçek anlamda yetkinlik esaslı bir meslek olmadığını gösteriyor (Yapı Müteahhitliği Başvuruları ve güncel mevzuat).

Bina yapabilecek paraya veya arsaya sahip olmak; deprem güvenliği, şantiye organizasyonu, malzeme, kalite güvence ve meslek etiğinde yeterlik sağlamaz. Buna rağmen sistem müteahhidi çoğu kez ‘işi finanse eden ve evrakı tamamlayan kişi’ olarak tarif ediyor. Oysa ürettiği yapı, depremde insanların hayatlarıyla sınanıyor.

6 Şubat öncesinde yaklaşık 450 bin müteahhitten söz ediliyordu. Vatandaş erişimi sonradan kapatılan YAMBİS’te 3 Haziran 2024’te gördüğüm sayı 646.364’tü. Bu, aktif ve bağımsız profesyonel müteahhit sayısını bire bir göstermeyebilir; farklı nitelikte kayıtları içerebilir. Fakat temel sicilin kaç aktif müteahhit bulunduğunu, performanslarını ve teknik kapasitelerini kamuoyuna açık biçimde gösterememesi zaten başlı başına bir yönetim zaafıdır (Depremden sonra müteahhit sayısı neden artar?).

Konut üretiminin yüzde 80’i: Tek tabanca yap-sat düzeni.

2025 yılı itibarıyla katkı sunduğum sektör çalışmasının saha bulguları, konut üretiminin yaklaşık yüzde 80’inin kendisinden başka sürekli çalışanı bulunmayan, proje bazında ekip kuran yap-sat müteahhitlerince gerçekleştirildiğini gösteriyor. Bu resmî bir TÜİK verisi değil, sektörün kurumsal yapısını gösteren bir saha bulgusudur. Üretimin omurgasını çoğunlukla bir arsa veya kat karşılığı sözleşme çevresinde kurulan küçük girişimler oluşturuyor.

Küçük müteahhit de nitelikli, büyük şirket de kusurlu iş yapabilir; ölçek güvenliğin otomatik ölçüsü değil. Asıl sorun, geçici örgütlenmenin risklerini dengeleyecek kuralların uygulanmamasıdır. Sürekli teknik kadro yoksa, şantiye şefi sahada değilse, usta yeterliği kâğıtta kalıyorsa ve geçmiş performans yeni iş alma hakkını etkilemiyorsa en ucuz çözüm sistemin doğal galibi olur.

TÜİK’in Yapı İzin İstatistiklerinde 2015-2024 döneminde konut amaçlı yaklaşık 8,2 milyon bağımsız bölüme yapı ruhsatı verildi. Bu, yılda ortalama 820 bin yeni dairenin daha kâğıt üzerinde üretim zincirine girmesi demek (TÜİK, Yapı İzin İstatistikleri). Buradaki 820 bin sayısı ‘iskân verilen’ değil, yapı ruhsatı verilen konut amaçlı bağımsız bölüm ortalamasıdır. Ayrım önemlidir; fakat riskin ölçeğini küçültmez. Her yıl yüz binlerce yeni konut üretiyor ve her yıl güvenli ya da güvensiz yeni bir yapı stoku oluşturuyoruz.

6 Şubat depremleri sabaha karşı oldu; insanlar evlerinde yakalandı. Can kaybının konutlarda yoğunlaşması tesadüf değil. AFAD raporu da konut ağırlıklı yapı stokundaki yaygın yıkımı gösteriyor (AFAD, 6 Şubat 2023 Deprem Raporu). Yılda ortalama 820 bin dairelik üretimde müteahhit ve usta yeterliği, milyonlarca insanın yaşam hakkını ilgilendiren bir risk yönetimi meselesidir.

Kâr etmek suç değil; güvenliği kâra karşı korumasız bırakmak suç kadar ağır bir sistem kusurudur.

Müteahhidin de götürü bedelle işi alan ustanın da amacı para kazanmaktır. Ticari faaliyetin doğasında kâr vardır. Devletin görevi, kâr güdüsünün yapı güvenliğini aşındırmasını engelleyecek karşı ağırlıkları kurmaktır.

Bu karşı ağırlıklar kurulmadığında mühendislik, güvenli yapının vazgeçilmez bilgisi değil, ruhsat için ödenen imza maliyetine dönüşür. Proje müellifinden istenen ‘ekonomik proje’ de çoğu zaman akılcı çözüm değil; daha küçük kesit, daha az demir ve daha düşük mühendislik ücretidir.

Paket program manipülasyonu bunun çarpıcı örneğidir. Bazı projelerde sabit olması gereken parametreler değiştirilerek deprem etkisi kâğıt üzerinde küçültülmüş, daha az donatılı çözümler üretilmiştir. İki bina incelemesinde uygunsuz ve doğru hesap arasındaki fark yaklaşık 1,42 ve 3,63 ton donatıydı: Dosya kontrolünde kolay fark edilmeyecek, maliyet hesabında ise tercih yaratacak kadar. Mesele yalnız yazılım açığı değil, mühendisi birkaç ton demir azaltabildiği ölçüde avantajlı kılan talep düzenidir (Paket programla mühendislik olur mu?).

Yapı güvenliği müteahhidin iyi niyetine veya mühendisin direnme gücüne bırakılamaz. Sistem doğru davrananı ticari olarak cezalandırmamalı, niteliksizlikle maliyet düşürenin rekabet avantajını ortadan kaldırmalıdır.

Şantiyede mühendisten değerli, sistemde görünmez: Ustalar.

Betonu kalıba yerleştiren, donatıyı bağlayan, etriyeyi sıklaştıran, filizi bırakan, duvarı ören ve tesisatı geçiren kişi ustadır. Projenin sahadaki gerçekliği onun eliyle oluşur. Nitelikli bir usta, güvenli yapı üretiminin vazgeçilmez unsurudur. Bu nedenle sorun ‘ustalar’ değildir; gerçek ustalığı eğitim, sınav, saha performansı ve sorumlulukla tanımlayamayan düzendir.

İnşaat sektörü niteliksiz işgücünü kolayca istihdam ediyor. Şantiyeye düz işçi giren biri, bir iki yıl sonra kendisini usta ilan edebiliyor; projeyi okuyup okuyamadığı ve deprem detaylandırmasını bilip bilmediği çoğu kez sorgulanmıyor. Tecrübe değerlidir; fakat tekrar edilen yanlış da tecrübe gibi görünebilir. Eğitim ve sınavla doğrulanmayan tecrübeyi yetkinlik sayamayız.

Yap-sat şantiyelerinde deneyimli kalıpçı veya demirci ustasının genç mühendisten daha fazla kazandığını ve müteahhit için şantiye şefinden daha vazgeçilmez olduğunu yıllardır gözlemliyorum. Sorun ustanın kazancı değil, genç mühendisin sorumluluğuyla bağdaşmayacak ölçüde değersizleştirilmesi. Kararı etkileyemeyen mühendis imza ve ceza sorumluluğu taşırken, işi fiilen yöneten ekip iz bırakmadan başka şantiyeye geçebilir.

Altı belgeyle bir şehrin bütün ruhsatları.

Depremden etkilenen illerimizden birinde yaptığım tecrübe paylaşımını dinleyen bir belediye başkan yardımcısı şu çarpıcı örneği anlattı: Ruhsat aşamasında usta belgesini şart koşmuşlar. Dosyalar incelendiğinde, şehirdeki bütün ruhsatların aynı altı ustaya ait belgeler kullanılarak alındığını görmüşler. Sonra “mecburen” belge aramaktan vazgeçmişler.

Dosyada usta belgesi bulunması, o ustanın şantiyede çalıştığını veya ilgili imalatı yönettiğini göstermez. Belge kişiyle, kişi şantiyeyle, şantiye belirli imalatla eşleştirilmedikçe yalnızca ruhsat dosyasındaki bir kâğıttır. Altı belgeyle bütün şehrin ruhsatı alınabiliyorsa, yetkili usta değil, yetki belgesi fotokopisi çalıştırıyoruz demektir.

Zorunluluk 2012’den beri vardı; gerçek takip hâlâ erteleniyor.

Yetki belgeli usta çalıştırılması yeni bir fikir değil. 16 Aralık 2010 tarihli Yönetmelik, yapı müteahhidine yetki belgeli usta çalıştırma ve belgelerin örneğini şantiye dosyasında bulundurma yükümlülüğü getirdi; düzenlemenin ana hükümleri 1 Ocak 2012’de yürürlüğe girdi (ÇŞİDB, 2010 tarihli Yönetmelik hakkında). İmar Kanunu’nun 28. maddesi de yapı müteahhidinin ve şantiye şefinin yetki belgesi olmayan usta çalıştıramayacağını düzenliyor.

4 Haziran 2025 tarihli Yetki Belgeli Yapı Ustaları Hakkında Yönetmelik, ustaların Şantiye-M sistemine kaydını düzenledi. Ancak 500 metrekarenin üzerindeki yapılarda fiilî çalışanların dijital takibi, yapı büyüklüğüne göre 2027, 2028 ve 2029 sonlarına kadar ertelendi; 500 metrekareyi geçmeyen işler bu yükümlülüğün dışında kaldı (İMO, Yetki Belgeli Yapı Ustaları Hakkında Yönetmelik). Sonuç olarak usta sicili yürürlüğe girmiş olsa da, hangi ustanın hangi şantiyede fiilen çalıştığını gösterecek işe başlama ve işi bırakma takibi henüz zorunlu değil.

Kâğıt üzerindeki zorunluluk on yılı aşkın süredir var; fakat hangi ustanın hangi şantiyede ve imalatta çalıştığını doğrulayacak izlenebilirlik hâlâ geleceğe bırakılıyor. Bir sonraki deprem geçiş takvimini beklemeyecek.

Şantiye şefi dosyada değil, şantiyede olmalı.

Usta yeterliğini izlemek için şantiye şefi de sahada olmalı. Şantiye şefliği, müteahhidin evraklarını imzalayan yarı zamanlı büro hizmeti değil; yapımı ve ustaların çalışmasını sürekli yöneten teknik görevdir. Bir şefin aynı anda birden fazla şantiyede görevlendirilebilmesi, özellikle küçük yap-sat işlerinde fiilî şefliği istisnaya, imzayı kurala dönüştürüyor. İMO da şantiye şefinin görevi başında bulunması ve her şantiyede bir şef olması gerektiğini yıllardır vurguluyor (İMO, Şantiye Şefliği hakkında açıklama).

Şantiye şefi müteahhide bağımlı, düşük ücretli ve birden çok işe imza atan kişi olduğunda, usta ekibi karşısında talimatının yaptırım gücü kalmaz. Depremden sonra sahada karar gücü bulunmayan mühendisin imzası dosyadan çıkarılır; müteahhidin kurduğu organizasyon ve idarenin buna neden izin verdiği ise çoğu kez tartışılmaz.

Devlet barınmayı piyasaya bırakabilir; yaşam hakkını bırakamaz.

Anayasa devlete bütün konutları bizzat yap demiyor; özel sektör elbette konut üretebilir. Fakat devlet güvenli barınmayı sağlayacak kuralları koyma, uygulama ve denetleme sorumluluğunu özel sektöre devredemez. Anayasa’nın 5. maddesi gerekli şartları hazırlamayı devletin temel görevi sayıyor; 17. madde yaşam ve vücut bütünlüğünü, 56. madde sağlıklı çevre hakkını, 57. madde konut ihtiyacını düzenliyor (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası).

Anayasa Mahkemesi 2024’te, yapı kayıt belgeli yapının depreme dayanıklılığı sorumluluğunu malike bırakan kuralı iptal ederken idarenin yapıları insan yaşamı yönünden denetleme yükümlülüğünün sürdüğünü ve devletin bundan kanunla dahi kurtulamayacağını belirtti (AYM, E.2023/74, K.2024/141 hakkında basın duyurusu). Bu ilke yalnız imar affı için değil elbette. Müteahhitliği niteliksizliğe açık bırakan, usta belgesini fiilî çalışmayla eşleştirmeyen ve şantiye şefini kâğıt üzerinde tutan düzenin sonuçlarından da idare ‘özel sektör yaptı’ diyerek sıyrılamaz.

Ne yapılmalı? Müteahhitlik yetkisi riskle ve gerçek yeterlikle eşleşmeli.

Yapı müteahhitliği; eğitim, sınav, deneyim, etik, sürekli gelişim ve geçmiş performans üzerinden yetkilendirilmeli. Yetki yalnız metrekareye değil; deprem tehlikesi, zemin, yükseklik, taşıyıcı sistem ve kullanım amacını birlikte değerlendiren risk sınıfına bağlanmalı. İlk kez iş alacak kişi, yüksek riskli bölgede yalnız ‘giriş grubu belgesi’ ile yüzlerce insanın yaşayacağı bina üretememelidir.

Kalıcı teknik kadro ve gerçek şantiye şefliği zorunlu olmalı.

Konut üreten müteahhidin risk ve iş hacmiyle orantılı sürekli teknik kadrosu bulunmalı. Personel ve ustalar iş süresince dijital olarak doğrulanmalı; şantiye şefi aynı anda tek işte fiilen görev yapmalı, kritik imalat onayları ve uygunsuzluk bildirimleri kaydedilmelidir.

Usta belgesi fotokopi değil, yaşayan bir mesleki sicil olmalı.

Ustalık belgesi uygulamalı sınav, periyodik yenileme ve sürekli eğitim içermeli. Her usta Şantiye-M üzerinden belirli şantiye ve imalata bağlanmalı; aynı tarihte fiilen bulunamayacağı sayıda şantiyede görünmesi engellenmeli. Kusurlar sicile işlenirken iyi işçilik de görünür kılınmalıdır.

YAMBİS kamuya açık bir güvenlik siciline dönüşmeli.

YAMBİS’te aktiflik, teknik kadro, tamamlanan işler, denetim bulguları ve yaptırımlar görülebilmeli; yeni şirketle kötü sicilden kaçış engellenmeli. Konut alıcısı binasını yapan müteahhit ve usta ekiplerinin geçmişini görebilmelidir.

Kâr ile güvenlik arasındaki denge kamusal kurallarla kurulmalı.

Sözleşme ve ödeme düzeni yalnız hız ve düşük maliyeti değil, doğrulanmış kaliteyi ödüllendirmeli. Kritik imalatlar doğrulanmadan kapatılamamalı; sorumluluk sigortası ve yapısal kusur güvencesi, denetimin yerine geçmeden hatanın mali sonucunu sorumlusuna taşımalıdır.

Deprem yargılaması, yapım organizasyonunu da araştırmalı.

Bir bina yıkıldığında yalnız ruhsattaki imzalar değil; müteahhidin teknik kadrosu, ustaların yaptığı imalat, şantiye şefinin fiilen bulunup bulunmadığı, maliyet baskısı ve idarenin denetimi araştırılmalı. Ceza sorumluluğu şahsidir; kusur ve nedensellik ayrı kurulmalı. Fakat yapım organizasyonu incelenmezse yine dosyadan birkaç imza seçer, enkazdan günah keçisi çıkarırız.

Bir sonraki depremden önce…

Müteahhit çokluğu üretim kapasitesinin, usta belgesi çokluğu nitelikli işçiliğin göstergesi değil. Kayıtla yetkinliği, belgeyle fiilî çalışmayı, imzayla gerçek sorumluluğu karıştırınca bir ‘mış gibi’ düzeni oluşuyor: Müteahhit kurumsalmış, usta eğitimliymiş, şantiye şefi sahadaymış, idare denetlemiş gibi davranıyor.

Bina da güvenliymiş gibi ruhsat ve iskân alıyor. Oysa deprem belgeleri değil, etriyeyi, donatıyı, betonu ve yapının projeye uygunluğunu okuyor; kâğıt üzerindeki unvanları birkaç saniyede sınava sokuyor.

Bir sonraki depremden sonra kimi yargılayacağımızı konuşmadan önce, bugün kimin hangi nitelikle bina yapmasına izin verdiğimizi sormalıyız. Yaşam hakkını koruyan sistem, enkazdan suçlu seçen değil; niteliksizliği ruhsattan önce durduran sistemdir.

Mühendisliği imzaya, ustalığı fotokopiye, müteahhitliği kayıt numarasına indirgemeye devam edersek, her yıl verdiğimiz yüz binlerce yeni ruhsatla yalnız konut değil, bir sonraki depremin yeni enkazlarını da üretmiş oluruz.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın