Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Fransa’da “askerî vaiz” krizi: Bir paraşütçü alayının hafızası ve tarihin ironik kıvrımları

Fransa’da “askerî vaiz” krizi: Bir paraşütçü alayının hafızası ve tarihin ironik kıvrımları

Fransa’da bir askerî vaizin paraşütçülere verdiği radikal sağ tonlu vaaz ülkede krize dönüştü. Vaizin “yerimizi başkaları alır” sözleri ve solcuları hedef alan ifadeleri hakkında disiplin süreci başlatılırken, vaazın verildiği 3’üncü Deniz Piyade Paraşüt Alayı’nın Cezayir Savaşı’nda işkence tartışmalarına uzanan geçmişi, bugünkü krize tarihsel bir boyut ekliyor.
2

Fransa iki gündür Romain Ghandour adında bir askerî vaizin geçtiğimiz yılın ekim ayında Carcassonne katedralindeki “Saint-Michel” âyini kapsamında 3’üncü Deniz Piyade Paraşüt Alayı’na verdiği vaazı konuşuyor.

Ghandour’un verdiği vaazın yaklaşık 2,5 dakikalık bir kesiti, tam da Papa XIV. Leo’nun Fransa’ya yapacağı resmî ziyarete birkaç gün kala, haftalık hiciv gazetesi Le Canard Enchaîné tarafından yayımlandı. Söz konusu kısa kesitte Ghandour, günümüz radikal-sağın akla hayâle gelebilecek neredeyse tüm kalıp ve klişelerini sığdırmış.

Şöyle diyor askerî vaiz:

Katedralden çıktığınızda bazı isimler görürsünüz – Fransa’nın güzel bir ülke olması için savaşmış erkek ve kadınların isimlerini. Bunlar mimarların katedraller, bazilikalar, şehirler,  şatolar inşâ etmeye devam etmeleri için düşmüş isimlerdir. Fakat biz şövalyeler yerine, kâbiliyetsizleri öne çıkarıyoruz. Tohum yiyicilerini, ahlâkçılık yapanları, ideologları öne çıkarıyoruz. Fransa bu mudur? Ben sizi savaşmaya, – benim bu âyinde yaptığım gibi – kanaatlerinizi cesaretle özümsemeye çağırıyorum. Sizi, ‘sakin olun solcular, şşt! Burnunuzdan soluyun!’ demeye dâvet ediyorum. Bu cesaretinizi, bu imânı muhafaza edin. Aksi takdirde alaya alınırız ve güzel Fransa’mızla dalga geçilir. Ve yerimizi başkaları alır. En güçlünün yasası yerleştiğinde değerlerimiz başkalarınca ikâme edilir; tıpkı özgürlüklerimiz, kültürümüz ve toplumumuz gibi.

Ghandour hem rahip hem asker. Katolik Kilisesi’nin Fransız Silâhlı Kuvvetleri Piskoposluğu’na (Diocèse aux Armées) bağlı. Aynı zamanda da ordu disiplinine tâbi. Fransız Savunma Bakanlığı konuşmayı “uygunsuz” addedip, disiplin süreci başlatsa da toplumda en soldan liberal sağa değin yükselen tepkileri dindirmekte yetersiz kaldı.

Gerçekten de vaazın içeriği pek çok farklı yönden dikkat çekiyor. Fransa gibi katı-jakoben bir “laik” gelenekten gelen bir ülkede dinî motiflerin siyâsetle yan yana getirilmesi bile “hassasiyetleri kaşımaya” yeterken, üstüne bir de radikal-sağın çağdaş ideolojik yaklaşımlarının eklenmesi meseleyi “kriz”e dönüştürdü.

Örneğin “tohum yiyiciler” ifâdesi rastgele seçilmiş değil. Doğrudan vejetaryenleri/veganları, şehirli bohem-burjuvaları, fiziken (ve zihnen) “zayıf” solcuları küçümsemek için kullanılan bir formül.

Dahası, yazar Renaud Camus’nün kavramsallaştırdığı ve günümüzde küresel sağ-popülizmlerin “referans” parametresi mâhiyetindeki “Büyük İkâme” kuramına yapılan atıfları da “tesadüf” olarak değerlendirmek güç. Bilindiği üzere, Camus Avrupa’da “yerli-beyaz” karakterli halkın “başta Mağripliler olmak üzere yabancı halklarca ikâme edildiği”ni savunuyor. Vaizin de “yerimizi başkaları alır” ve “değerlerimiz başkalarınca ikâme edilir” söylemleri bu açıdan hâkim sağ anlatıyla müthiş bir uyum sergiliyor.

“Şövalyeler” imgesiyle Haçlı Seferleri’ne, “kanaatleri cesaretle özümsemeye” yapılan dâvetle ise “politik doğruculuk” tenkidine göz kırpılıyor. Velhâsıl, dört dörtlük bir “ideolojik hap”tan pekâlâ söz edilebilir.

Şahsen 1940-1944 aralığında Hitler Almanya’sıyla iş birliği yapan Vichy Hükûmeti’nden – ve belki biraz da Cezayir Savaşı’ndan – beridir Fransa’da bir Kilise bünyesinde icrâ edilmiş böylesine simge yüklü bir konuşma örneğine rastlamadım.

Vaazın “yeri” ve hitap ettiği “kitle” de pek masum sayılmaz.

Carcassonne son haftalarda Fransa gündemine sık sık geldi.

Son yerel seçimlerle birlikte sağ-popülist Ulusal Birlik’in yönetimine geçen 46 bin nüfuslu bu küçük şehirde bir hafta evvel ortaya çıkan başka bir videoda bir polis memurunun – ki, kendisinin de aktif bir Ulusal Birlik üyesi olduğu tescillendi – Müslüman göçmenleri kastederek, “şunlara bak, nasıl da hızlı gidiyorlar – değil mi? Dün deve üzerinde gidiyorlardı, bugün arabadalar” dediği açığa çıkmıştı.

Fakat bunla da bitmiyor. Aynı polis memurunun, “şehir merkezindeki şu kebap kokan keçilerden, zencilerden, Afganlardan bıktım. Clovis’le birlikte Hristiyan olduk, Macron’la birlikte Müslüman olacağız” ifâdeleri de tespit edildi.

Her ne kadar olayı müteakip Ulusal Birlik’in lideri Jordan Bardella şahsın partiden ihraç edildiğini duyurduysa da olan oldu bir kere.

Ghandour’un aynı şehirdeki vaazı ise bir nevî “kesişen dinamikler” bâbındaki portreyi tamamlıyor.

Bitti mi?

Hayır, dahası var.

Ghandour’un vaazı verdiği kitle, yazının başında da değindiğimiz üzere, 3’üncü Deniz Piyade Paraşüt Alayı.

Söz konusu Alay’ın tarihçesini gözden geçirdiğimizde ise bambaşka yeni bir “katman” daha keşfediyoruz.

Alay, 1948’de 3’üncü Sömürge Komando Paraşütçü Taburu olarak kuruldu. Çinhindi’de 1950-1952 yılları arasında ciddi kayıplar vermesinin akabinde dağıtıldı. 1955’te 3’üncü Sömürge Paraşütçü Alayı adını aldı ve Cezayir Savaşı’na katıldı. Nihâyet 1958 yılında ise güncel adını aldı.

Dolayısıyla Alay’ın Cezayir bağlantıları güçlü. Alay, vaktiyle 10’uncu Paraşütçü Tümeni’nin bünyesindeydi ve Cezayir Savaşı’nın en katı birliklerinden biriydi. 1957’deki Cezayir (şehir olan) Muharebesi’nde faaldi ve direniş liderlerinden Larbi Ben M’hidi’nin yakalanmasında görev aldı.

Komutanları arasında “karşı-ayaklanma” teorisyenlerinden Roger Trinquier vardı. Trinquier, terörizm ve işkencenin “faydaları” üzerine mürekkep dökmüş bir isim.

Şimdi sıkı durun.

1957 yılında Trinquier’le birlikte 10’uncu Tümen’in o dönemki vaizi olan Louis Delarue’nün kaleme aldıkları bir metin yayımlanıyor. Metnin başlığı, “Kent terörizmi üzerine bir rahibin düşünceleri” (Réflexions d’un prêtre sur le terrorisme urbain). Söz konusu metinde işkencenin belirli koşullarda ahlâken meşrulaştırılmasına yönelik bir muhakeme kuruluyor. Metnin basına sızması büyük bir skandala yol açmış ve her kesimden eleştiri oklarının hedefi olmuştu. Buna mukabil, başrol yine bir “askerî vaiz”e aitti.

Metin, bizzat Tümen Komutanı tarafından Tümen’in tamamına dağıtıldı. Peşinden ise “operasyonel pratik”le pekişme safhası geldi. 3’üncü Alay’ın Cezayir’de (bilhassa da “El Biar”, “Bouzaréah” vb. yerlerde) sorgu/işkence merkezleriyle ilişkilendirilmesi hususu çeşitli belgelerde bulunuyor.

Anlayacağınız, 3’üncü Alay’ın öncülü hem operasyonel olarak hem de ideolojik olarak (Tümen vaizi üzerinden) işkencenin savunusuna dâhil oldu.

Bugün Carcassonne’daki kışlanın önünde dönemin 3’üncü Alay Komutanı Marcel Bigeard’ın anıtı dikili olup, Alay’ın resmî tarih örüntüsünde Cezayir dönemi “Fransa’ya sunulmuş şanlı bir hizmet” olarak telakki ediliyor. Bu hafıza, aynı zamanda Ghandour’un vaazını alkış ve kahkahalarla bölen bugünkü Alay’ın hangi “düşünsel pınarlar”dan beslendiği konusunda bize bazı ipuçları sunuyor.

Avrupa’nın bir ucundan diğerine köpürtülen “anti-İslâm” argümanının kemikleştiği bir anda, bilhassa da sağ-popülizmlerin Kıta genelinde yakaladığı ivmenin gölgesinde, şüphesiz ki Carcassonne’daki hâdiseleri hafife almak kabil değil.

2027’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde gerek Fransa gerekse Avrupa’daki liberal müesses nizâmın “alarm zilleri”ni çalmasını da önemsemek gerektiği kanısındayım.

“Sağ-popülist” olgunun, tarihsel Avrupa milliyetçiliğin “küresel konjonktürün şart ve beklentileriyle uyumlandırılmış, bu uğurdaki ihtiyaca yönelik biçimlendirilmiş yapay bir versiyonu” olduğunu yıllardır yazıyorum. Vakıalar da sanırım her geçen gün beni biraz daha doğruluyor.

  Bu vesileyle tarihin bazı ironik kıvrımlarını saptamadan da edemiyor insan.

Ghandour’un bugün “tohum yiyiciler” şeklinde küçümseyici bir tarzla tarif ve tasnif ettiği vejetaryenlerle ilgili traji-komik bir paradoks var.

Bundan 80 küsur yıl evvel, 1944’te, 33’üncü Waffen-SS “Charlemagne” Tümeni kurulmuştu. Tümen, Fransız gönüllülerini “Avrupa’yı korumak” adına SS saflarına davet ediyor, savaşa katmayı amaçlıyordu. Savaşın sonlarında “Berlin Savunması”na bilfiil iştirak eden bu birlik, ne hikmetse, bir “tohum yiyici”nin – Hitler’in – emriyle zuhur etmiş ve aynı “tohum yiyici”nin yeraltı sığınağını korurken imha olmuştu.

Carcassonne’da böylesine komplekssizce bir çıkışa imkân veren temel çerçeve, Ulusal Birlik’in iktidarın kapısında durmasıdır. Ulusal Birlik ise – hatırlayalım – halefi “Ulusal Cephe”nin tasfiyesinden doğmuştu. Kurucularından biri (baba) Jean-Marie Le Pen, diğeri eski Waffen-SS Charlemagne’nın üyesi Pierre Bousquet olan Ulusal Cephe…

Kısacası bugün “milliyetçilik” oynayan vaiz, muhtemelen sandığı kadar “köklü” bir damarın bekçisi değil. Henüz 80 küsur yıl öncesini dahi doğru okumayı kotaramazken, asırlara yayılan “kadim” tarihsellik kavrayışının ne kadarını algılayabileceği bir muamma. Daha ziyâde, post-11 Eylül’ün sağ-popülizmlere ezberlettiği “düşman seti”nin kullanışlı diskuruna yaslanma durumu hâsıl.

Tarih bilmek önemli, kuşkusuz. Fakat daha belirleyicisi, tarihin hangi sahnesinin eşiğinde durduğumuzu bilmek bence.

Avrupa’nın önümüzdeki dönemde bu tür “karikatürvârî” sapmaların ana-akımlaşma tehdidini nasıl göğüsleyeceği ve savuşturup-savuşturamayacağı konuları artık en “yakıcı” gündem maddesidir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın