Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Ankara kararsız: Ucu kime dokunursa mı, dokunan yanar mı?

Ankara kararsız: Ucu kime dokunursa mı, dokunan yanar mı?

Fon soruşturmasında görüntüler ve ifadeler saklı, siyasi bağlantılar cevapsız, herkes koltuğunda.Ankara hâlâ kararını veremedi: Ucu kime dokunursa mı, dokunan yanar mı?
5

Başlık Meclis yeni dönem açılış resepsiyonu için gittiğim Ankara’daki fon havasını anlatıyordu.

Ama iktidarın son 15 günkü fon skandalı performansını açıklamak için önce Mersin’e gitmeliyiz.

Mersin’deki Vahap Seçer ve kent uzlaşısı ile seçilmiş belediye dışındaki diğer merkez ilçe belediyelerine yönelik şafak operasyonundaki bir görüntü herkesi günlerdir haklı olarak ayağa kaldırdı.

Operasyonda gözaltı talimatı verilen evlerden birine sabah karşı giden polisi kapıyı şortlu gecelikli kıyafetiyle bir kadın açtı, kıyafetinin müsait olmadığını söyleyerek çekilmemesini rica etti, polis bunun adli bir prosedür olduğunu söyledi.

Polisin gözaltı ve ev baskınları sırasında kötü muamele ve benzer iddialar için yaptığı çekimi birkaç saat sonra sosyal medyada izledik.

Aileyi korumak için T24 sitesini paldır küldür kapatmış devletin ailenin mahreminim korunmasına olan bu duyarsızlığına gün boyu çok sert tepkiler geldi.

Görüntünün servis edilmesine tepkiler üzerine İçişleri Bakanlığı yetkilileri isimsiz olarak bazı gazetecilere “biz servis etmedik” diye açıklama yaptı.

O halde kim servis etmişti. Geriye sadece soruşturmayı yürüten savcılık cephesi kalıyor.

Özgür Özel, Adalet Bakanlığı’nın gazetecilere soruşturmalarla ilgili bilgi, belge görüntü gönderen whatsapp grubunu işaret etti dün.

Peki bunun fon soruşturmasıyla ilgisi ne?

Bir belediye operasyonunda kapıyı gecelikle açmış bir kadının görüntüsünü bile medyaya servis eden mekanizmanın 15 günlük fon operasyonu performansı fazlasıyla soruşturmanın gizliliği ve lekelenme hakkı konusunda duyarlı İsveç ketumluğunda sürüyor.

Fon soruşturmasında 65 kişi tutuklandı.

İki katı kişi gözaltına alındı. Sayısı bilmediğimiz kadar kişi de ifadeye çağrıldı.

Ama soruşturmayla ilgili adli kaynaklar bilgi, fotoğrqf, video, ifade paylaşmakta ketum.

500 bin kişinin doğrudan, en az 2 milyon kişinin ise dolaylı olarak dolandırıldığı Türkiye tarihinin en büyük dolandırıcılık skandalının aktörlerini şafak baskınında pijamalı kapı açarken, belediye dosyalarındaki gözaltı alınan başkanlar gibi tek sıra kelepçeli dizilmişken, Deniz Göktaş gibi arkadan kelepçelenip yürütülürken ya da uyuşturucu operasyonlarında alınan sanatçılar gibi otobüse tek sıra haline yürürken görmedik.

Çok sınırlı sayıda ismin gözaltı görüntüsü düştü.

Tera’nın sahibi Emre Tezmen ve yöneticisi Emre Alkin’i arkadan kollarında bir polis varken kısa süre yürürken gördük.

Hem de gözaltı alınmalarından bir gün sonra.

Evlerinden nasıl alındıklarını, kapıyı açtıklarında üzerlerinde ne olduğunu bilmiyoruz.

Tek resmi kamerayla çekilmiş çok kısa süreli görüntüler medyaya servis edildi. Gazeteciler gözaltını çekmek üzere de çağrılmamıştı.

Görüntüler de özenle seçilmişti. Tezmen karanlıkta kolunda polis bir kapıdan içeri giriyordu, yüzü bile tam görülmüyordu.

Emre Alkin’i ise sadece arkadan yine bir kapıdan kolunda polisle girerken gördük. Emre mi Kerem mi olduğu haberlerde karıştırıldı. Çünkü yüzü görünmüyordu.

Tera YK üyesi Kerem Alkin’in ise hiç bir gözaltı görüntüsü düşmedi.

Tıpkı Pusula’nın yöneticisi Muhammed Yarız gibi. Onun arabalarını, jetini, teknesini gördük ama gözaltına alınışıyla ilgili tek kare görüntü görmedik.

Katılımevi’nin sahibi Serdar Turhan’ın ise yine resmi kamerayla çekilip servis edilmiş, yine yüzünün çok az göründüğü, bir polis aracına kelepçesiz giriş ve yine arkadan bir emniyet binasına giriş görüntüsü var elimizde.

Evinde nasıl gözaltına alındı bilmiyoruz. Gazetecilerle hiç karşılaştırılmadı.

Bu soruşturmada gözaltısının gözümüze sokulduğu tek istisna Tera Yatırım CEO’su Emir Münir Sarpyener ile Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel gözaltına alınışı.

Daha doğrusu ikinci kez gözaltına alınışları.

İlkinden sadece gözaltına alınan isimlerden olarak haberimiz olmuştu. Ama serbest bırakıldıklarını duymadık bile.

Bu kadar üst düzey Tera yöneticileri neden serbest bırakılmıştı peki?

TİP milletvekili Ahmet Şık, bu tuhaflığı sorguladıktan bir gün sonra Erdin Özel ve Emir Sarpyener yeniden gözaltına alındılar. Gözaltına alındıklarını görmemiz istenmiş olacak ki, elleri kelepçeli görüntüleri medyaya özel olarak servis edildi.

Yine gazetecilerle karşılaştırılmadılar, yine medya özel görüntü çekemedi.

Ve tabii bu iki kişinin neden önce gözaltına alınıp bırakıldığını ve daha sonra neden yeniden gözaltına alındıklarını da öğrenemedik.

Çünkü ortada ifadeleri de yok.

Başka soruşturmalarda neredeyse ifade yazılırken medyaya servis edilme uygulaması Stockholm Başsavcılığı standartlarında yürütülen bu soruşturmada terk edilmiş durumda.

Emre Tezmen, Serdar Turhan ve Alkinlerin tam metin olmayan servis edilen ifadelerini okuyabildik. Muhammed Yarız’ın ne dediğini bilmiyoruz.

Yine de bu isimlerin gözaltılarıyla ilgili bir miktar bilgi sahibi olduk.

Mesela Bulls Portföy’ün üç ortağından Kemal Akkaya ve Enver Çelik’in gözaltına alınıp serbest kalmalarıyla ilgili tek bir kare fotoğraf yok. İfadeleri yok, fonlarından 15’i tasfiyeye düşmüş, mal varlıklarına tedbir konmuşken neden serbest kaldıklarını da bu yüzden anlayamadık.

Tabii bir de aynı oranda Bulls Portföy’e ortak olan üçüncü ortağın neden gözaltına alınıp, serbest dahi bırakılmadığını, neden mal varlığına tedbir listesinde adının geçmediğini bilmiyoruz.

Bütün medyanın bildiği tek şey o üçüncü ortağın adının geçtiği tüm haberlere erişim engeli kararlarının getirilip, gazetecilerin X hesaplarının hızlıca uçtuğu.

(Bakalım bu yazının başına ne gelecek?)

Yine hakkında yakalama kararı çıkarıldıktan sonra gelip teslim olan ve tutuklanan Tera’nın manipüle ettiği Özata Denizcilik’in yöneticisi İskender Balcı’nın da tek kare gözaltı görüntüsü yok.

İfadesi de yok.

Bu yüzden eski BDDK Kurul üyesi ve halen BDDK Etik Komisyonu üyesi babası Mustafa Balcı’nın ve kayınpederi Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in kendisini bu yanlış kararından dolayı uyarıp uyarmadığını da bilmiyoruz.

Belki de en azından gözaltı ya da ifadesinden bir görüntüsü olmamasını sağlamıştır bu güçlü aile bağları.

Aynı hassasiyet MSB eski bakanı Vecdi Gönül’ün oğlu SPK eski başkanı İbrahim Ömer Gönül şüpheli sıfatıyla ifade verdiğinde de görüldü.

Adliyeye ne zaman geldiğini, geliş anını ve ifadesini görmedik. Sadece öncesinde bir gazeteciye yaptığı ukalaca açıklamalarını öğrendik. Gayet rahat görünüyordu.

Halbuki, SPK fon skandalı sonrası 18 Eylül açıklamasında “Mayıs 2026 tarihinde Kurulumuz Başkanlığında yaşanan değişimden sonra…” diyerek fon tedbirlerinin ancak Gönül’ün ayrılmasının ardından hayata geçirildiğini neredeyse ihbar etmişti.

Ama en azından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldığını öğrenebildik.

Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın ifade verdiğini öğrendiğimizde hakkında konan mal varlığına tedbir de kaldırılmıştı.

Haber çıkar çıkmaz adalet resmen hız denemesi yaptı ve tedbir kararını kaldırıp, bunu da herhalde lekelenmeme hakkına olan saygı gereği hemen medyayla paylaştılar.

Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın Adil Katılım diye bir bankası olduğunu, bir yıl önce BDDK yönetiminden istifa etmiş Murat Yönaç ile bu bankada ortak olduklarını da bu sayede öğrenmiş olduk.

Yönaç’ın bir yıl önce yönetiminden ayrıldığı BDDK, bir yıl sonra banka kurmasına izin vermişti.

Bunların nasıl mümkün olduğunu ise bilemiyoruz. Çünkü alındığı söylenen ifadeler de yok. Servis edilmedi. Aylardır ekmeklerini o ifadelerden çıkaran akşam tv tartışma programlarında o yüzden yük olmamak, yük almak edebiyatı sürüyor.

150 milyonu 2 milyar olan Fatma Betül Sayan Kaya’nın şu ana kadar gördüğü tek negatif durum mal varlığına tedbir konması ve AK Parti Whatsapp gruptan atılmak. Günler geçti ama ifadeye çağrılmadı. Böylece onun bu fon işine nasıl dahil olduğunu da öğrenemeyeceğiz. Ve tabii ana para olan 150 milyonu nereden bulduğunu da….

Yine neyse ki gazeteciler var da Cumhurbaşkanı eski danışmanı Ertan Aydın’ın da Tera’da yönetici olduğunu, arkadaşların tavsiyesiyle bu görevi kabul ettiğini, sonra şüphelenip, yüksek makamlara bilgi vererek ayrıldığını öğrendik.

Kimin tavsiye ettiğini, kime bilgi verip neden ayrıldığını bilmiyoruz. O da ifadeye çağrılmadı.

Başka adları geçen insanlar da var.

Herkes adları açıklansın diyor ama galiba Ahmet Şık ve Yeni Parti ve CHP sözcüleri dışında kimse onları da merak etmiyor.

Erdoğan, konuşmasında bu işlere karışmış olanlara veda edeceklerini net biçimde söyledi ama AK Parti içinde bu konuda bir disiplin soruşturması yürüyor mu onu da bilmiyoruz.

İlginç bir biçimde adli soruşturma, ekonomik tedbirler ve AK Parti’nin kendi iç soruşturması birleşmiş gibi görünüyor.

Bunu da nereden biliyoruz?

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ikinci kez Beştepe’de toplanan Fon Kurulu’ndan servis edilen tek kare fotoğraftan.

Kurulla ilgili hiçbir resmi açıklamada ve AA dahil haberde toplantıya kimler katıldığı yazmıyor.

Ancak bir kısmının görünmediği bir kare fotoğraftan tanımaya çalışabiliriz.

Cevdet Yılmaz ortada Akın Gürlek, Mehmet Şimşek ve yüzü görünmese de Mustafa Çiftçi masanın bir tarafında oturuyor. Arada bir bakan daha olmalı ama yüzünden tanımak zor.

Tam karşılarında masanın diğer ucunda ise AK Parti’nin en üst düzey üç kurmayı var: Efkan Ala, Abdullah Güler, Mustafa Elitaş.

Diğer isimler bürokratlar. Merkez Bankası Başkanı Hakan Karahan, yüzü yarım çıkan Borsa İstanbul YK başkanı Erişah Arıcan, BDDK başkanı Şahap Kavcıoğlu, yüzü görünmese de herhalde SPK Başkanı Mahmut Sütçü, Varlık Fonu başkanı galiba biri de…

Diğerlerini en azından açıklanmadığı için bürokrasiyi tanımayan birinin bilmesi imkansız.

Ama toplantıdan siyasi ve adli soruların cevapları değil, teknik bir fon açıklaması çıktı.

Net yatırım tutarının hesaplanması, ara ödemelerin takvimi, ikincil düzenlemeler, Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılacak değişiklikler…

Çünkü iktidara göre esas olarak çözülmesi gereken bir “fon krizi” var.

Bunun aynı zamanda siyasi bağlantıları ve büyük denetim zaafları olan bir “fon skandalı” olduğunu henüz kabul edebilmiş değiller.

Bunu soruşturmadaki aşırı ketumiyet, siyasi bağlantılı isimlerin ifadeye dahi çağrılmaması gösteriyor.

Fon skandalıyla ilgili şu ana kadar Betül Sayan Kaya dışında da kimse koltuğunu kaybetmedi.

Tutuklanan Özata Denizcilik yöneticisi İskender Balcı, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı.

Çelik hâlâ görevde.

Balcı’nın babası Mustafa Balcı ise eski BDDK Kurul üyesi, halen BDDK Etik Komisyonu üyesi.

O da görevde.

Bir yıl önce Mehmet Şimşek’in farkındayız dediği manipülasyona karşı bir yıldır tedbir almamış olan SPK, BDDK ve Borsa İstanbul’da herkes koltuğunda oturmaya devam ediyor.

Hatta bu isimler krizle mücadele masasındalar.

Önceki günkü resepsiyona kısa süreliğine uğrayan Ali Babacan’ın itirazı tam olarak buydu:

“Bu işi yöneten kurumların başındaki insanların acilen bu işi bırakması lazım. SPK’ymış, Borsa İstanbul’muş, bunlar kaza yapan şoförler hepsi. Kaza yapan şoföre araba kullandırılmaz.”

Ama bir haftanın sonunda Ankara’nın buna pek niyetli olmadığı görülüyor.

TBMM’nin yeni yasama yılı resepsiyonuna da bu tedirginlik ve kafa karışıklığı damga vurmuştu.

Ankara’nın en önemli siyasi resepsiyonlarından biri neredeyse boştu.

Erdoğan, Özgür Özel, Tuncer Bakırhan, Kemal Kılıçdaroğlu yoktu.

Dervişoğlu, Babacan ve Arıkan kısa süre uğrayıp ayrıldılar.

Sadece Bahçeli oradaydı. Bakanlardan da sınırlı katılım vardı. Öcalan’a selam gönderen Bahçeli fon konusunda yorum yapmadı.

Ama salondaki fil belliydi.

AK Partililer üzgün, tedirgin ama söyleyecek şeyleri de çok az.

“Ucu nereye giderse gitsin” cümlesini söylemek de riskli. Ucunun nereye gideceği belirsiz çünkü.

İktidar milletvekilleri de isimleri muhalefetten ve Ahmet Şık’in tweeterinden izliyor.

Mersin’de gecelikli kadını çekip servis eden ‘irade’, fon soruşturması için Ankara’da görünmüyor.

Ankara kararını henüz veremedi:

Ucu kime dokunursa mı?

Yoksa dokunan yanar mı?

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın