Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Bremen’deki bir avukat için Bornova’daki bir gazeteci nasıl gözaltına alındı?

Bremen’deki bir avukat için Bornova’daki bir gazeteci nasıl gözaltına alındı?

Tera’nın Almanya ve İspanya’daki şirketlerinin başına getirilen Sakine Gündoğ kim?İflas incelemeleri, milyonlarca avroluk borçlar ve fon skandalının yurtdışı bağlantılarını araştıran gazeteci Yiğit Uzun neden gözaltına alındı?
2

Fon skandalının hala gündemin ilk sırasında olmasının sebebi AK Partililerin ikna edilmemiş olması.

Çeşitli komplo teorileri deneniyor ama artık bunları kimse tabiri caizse yemiyor.

Muhafazakar kesimin bu sessiz direnişi toplumsal çürüme gibi içi boş öfkeli analizleri yanlışlıyor.

Dikkat çekici bir şekilde iktidara yakın medyanın büyük bir kısmı da bu skandal karşısında çok takdir edilmese de iyi bir sınav veriyor.

Yeni Şafak’ın en önemli isimleri, Hürriyet ve Sabah yazarları, Süperhaber, Ensonhaber gibi internet siteleri, bağımsız gazeteciler, Youtuberlar ilk günden beri kimseyi savunmuyor, hesap soruyor, soru sormaktan vazgeçmiyor.

Bu krizi de herkesten öne fırlamak için fırsat olarak gören birkaç troll ruhlu fırsatçı ve parasıyla herşeyi yapabilen troll hesaplar dışında kimse bu işin üzerine örtmek anlamına gelebilecek işlere tevessül etmiyor.

Skandalın başından beri takibini sürdüren isimlerden biri de Diriliş Postası yazarı Yiğit Uzun.

Uzun, esas olarak Fatma Betül Sayan Kaya ve annesinin mal varlıklarını ortaya çıkarmıştı. Bu yüzden hesabı birkaç kez erişime engellendi.

Sonra internete sızan Tera sızınlarını araştırıp yazmaya başladı.

Düne kadar bunlar için başına erişim engelinden daha fazlası gelmemişti.

1 Kasım gecesi saat 00.05’te Diriliş Postası sitesindeki “Tera’nın yurtdışı bağlantıları” başlıklı yazısını gece yarısı X’ten şöyle duyurdu:

“… Tera’nın yurt dışındaki şirketlerini incelerken aynı isim tekrar tekrar karşıma çıktı:

Sakine Gündog. Peki bu tercihin arkasında nasıl bir iş ilişkisi var?”

Almanya’nın Bremen şehrinde yaşayan Sakine Gündoğ adlı bir kadının Tera bağlantılarının izini sürmüştü.

Bu mesajdan iki saat sonra Bornova’daki evinde artık meşhur “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu”ndan gözaltına alındı. Hala gözaltında.

Peki neydi bu yazıyı birileri için bu kadar tedirgin edici yapan?

Ve kimdi bu Bremen’den Bornova’da gazeteci gözaltına aldıran Sakine Gündoğ?

Gündoğ, Alman şirket kayıtlarına göre 1968 doğumlu, Bremen’de yaşayan bir şirket yöneticisi ve avukat.

Ticaret sicillerinde en az 2015 yılından beri adına rastlanıyor.

O yıl Bremen’de 25 bin avro sermayeyle kurulan H&G Verwaltungs- und Beteiligungsgesellschaft mbH adlı şirketin ilk müdürlerinden biri oluyor.

Diğer müdürün adı tanıdık: Ahmet Hamoğlu.

Galatasaray çevresinin yakından tanıdığı, Türkiye’de iş dünyasında uzun yıllardır faaliyet gösteren Ahmet Hamoğlu.

İki isim, Bremen’deki aynı gayrimenkul şirketinin yönetiminde buluşmuş.

Gündoğ yaklaşık on yıl boyunca bu şirketin müdürlüğünü sürdürüyor.

5 Ağustos 2025’te görevinden ayrılıyor.

Gündoğ üç hafta sonra 25 Ağustos 2025’te yine Türk sahipli FGM Construction GmbH adlı inşaat şirketinin müdürü oluyor.

FGM, Fecri Koça’nın 2009’da İstanbul’da kurduğu, Almanya’da Bremen ve Berlin’de faaliyet gösteren bir inşaat ve gayrimenkul geliştirme şirketi.

Sakine Gündoğ hukuk işlerinden sorumlu isim olarak tanıtılıyor.

Satıştan sorumlu yönetici ise Zeynel Gündoğ.

Üstelik H&G ile FGM’nin Bremen’de kullandıkları adres aynı.

Bir başka deyişle Sakine Gündoğ, Tera’nın karşısına çıktığı 2026 yılına kadar Bremen’de Türklerin sahibi olduğu farklı gayrimenkul ve inşaat şirketlerini aynı adresten yönetmiş.

Bremenli Türk avukat, 2026’nın ilk aylarında birdenbire dört ayrı Peker GYO şirketinin başına geçiyor.

Peki Peker GYO nedir?

Peker Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, Hasan Peker’in kurduğu, Borsa İstanbul’da işlem gören halka açık bir gayrimenkul şirketi.

Türkiye’de İstanbul Maslak’taki Peker Tower gibi projeleri var.

Ama şirketin asıl dikkat çekici tarafı Almanya’daki gayrimenkulleri.

Düsseldorf’ta Northgate Hotel.

Solingen’de geliştirme arsaları.

Grevenbroich’ta konut projeleri.

İspanya’nın Malaga bölgesinde lüks villalar.

30 Haziran 2026 tarihli mali tablolarında yatırım amaçlı gayrimenkullerinin toplam değeri yaklaşık 11,94 milyar lira.

Bunun yaklaşık 6,35 milyar lirası Almanya’daki beş gayrimenkul kaleminden oluşuyor.

Yalnızca Düsseldorf’taki Northgate Hotel’in bilanço değeri 4,8 milyar lira.

Solingen’deki arsanın değeri 1,27 milyar lira.

28 Temmuz 2025’te Hasan Peker ile Tera Yatırım Holding arasında 20 milyon avroluk bir anlaşma yapıldı.

Tera, şirket sermayesinin yalnızca yüzde 6,3’ünü oluşturan A grubu imtiyazlı hisseleri devralacaktı.

Ama bu hisseler sıradan hisseler değildi.

Yönetim kurulunun bütün üyelerini aday gösterme imtiyazı taşıyordu.

Yani yüzde 6,3 hisseyle şirketin yönetim kontrolü ele geçirilebiliyordu.

27 Şubat 2026’da devir tamamlandı.

Böylece Emre Tezmen’in başında bulunduğu Tera grubu, Peker GYO’nun yönetimini ele geçirdi.

Yani 20 milyon avroluk bir işlemle yaklaşık 12 milyar liralık yatırım amaçlı gayrimenkul portföyü alındı.

Bu, varlıkların 20 milyon avroya satın alındığı anlamına gelmiyor. Gayrimenkullerin yanında şirketin borçları, diğer hissedarları ve yükümlülükleri de vardı.

Ama artık bu şirketlerin geleceğine ilişkin kararların merkezinde Tera bulunuyordu.

Daha ilginci, yönetim değişiklikleri Türkiye’deki hisse devri tamamlanmadan başlamıştı.

14 Ocak 2026’da Almanya’daki Peker GmbH’nin müdürlüğünden Hasan Peker ayrıldı, yerine Sakine Gündoğ geçti.

Şirketin adı Tera Real Estate Management oldu.

21 Ocak’ta Peker GYO Global GmbH’de aynı işlem gerçekleşti.

Hasan Peker gitti, Sakine Gündoğ geldi.

Şirketin adı Tera Bau & Development oldu.

19 Şubat’ta Blue Stone Investment GmbH’de aynı değişiklik yapıldı.

Yeni adı Tera Invest oldu.

Üç şirketin müdürlüğü, birkaç hafta içinde Hasan Peker’den Sakine Gündoğ’a geçti.

Ardından 28 Nisan 2026’da İspanya’daki Peker GYO Spain SL’nin tek yöneticiliğine de Sakine Gündoğ atandı.

Şirketin adı daha sonra Tera GYO Spain SL olarak değiştirildi.

Dört şirket.

İki ülke.

Aynı yönetici değişikliği.

Üstelik Alman sicilinde 12 Aralık 2025 tarihli bir ortaklar kurulu kararı bulunuyor.

Ama bu tarih, Peker GYO’nun yönetim kontrolünün Tera’ya resmen devredilmesinden iki buçuk ay öncesine denk geliyor.

Demek ki Almanya’daki şirketlerin yeniden yapılandırılması, Türkiye’deki resmi devirden önce başlamış.

Peki Sakine Gündoğ’u kim seçti?

Hasan Peker mi?

Emre Tezmen mi?

Yoksa Bremen’deki gayrimenkul çevresinden birileri mi?

Bu sorunun cevabı, Peker ile Tera arasındaki ilişkinin yalnızca hisse satışından mı ibaret olduğunu, yoksa daha kapsamlı bir şirket ve finansman devrinin mi planlandığını anlamak için önemli.

Şimdi dosyanın en çarpıcı bölümüne gelelim.

Tera Real Estate Management’ın eski adı Peker GmbH.

2024 sonundaki bilançosunda 90,92 milyon avro varlık bulunuyor.

Ama borçları da 90,77 milyon avro.

Şirketin özkaynakları tükenmiş; bilançosunda 2,67 milyon avroluk özkaynak açığı görünüyor.

2024 yılı zararı yaklaşık 3,05 milyon avro.

Diğer şirket Tera Invest’in de 2024 sonunda 26,36 milyon avro borcu bulunuyor.

Bu iki şirketin borçları, Tera’nın Peker GYO’yu devralmasından önce oluşmuş.

Yani Tera, mali açıdan ciddi yükümlülükler taşıyan bir gayrimenkul grubunun yönetim kontrolünü satın almış.

Peki neden?

Daha da önemlisi, bu borçlar devralma sırasında nasıl değerlendirildi?

Bu şirketlere kim para vermişti?

Borçların ne kadarı bankalara, ne kadarı ortaklara, ne kadarı grup içindeki diğer şirketlereydi?

Çünkü eski Peker GmbH’nin ortaklara olan borçlarında da dikkat çekici bir artış görülüyor.

2022 sonunda 3,81 milyon avro olarak aktarılan ortaklara borç, 2023 sonunda 34,29 milyon avroya çıkmış.

Gayrimenkul şirketlerine kim, neden bu kadar büyük miktarlarda borç verdi?

Ve bu borçların alacaklıları bugün kim?

Bir de 26 Haziran 2026 tarihli başka bir işlem var.

Peker GYO’nun Almanya’daki bir başka iştiraki Tera Real Estate GmbH, Hollanda merkezli DHB Bank’tan 31,2 milyon avroluk kredi kullanmak üzere sözleşme imzaladı.

Peker GYO da bu krediye garantör oldu.

Bu şirket, hakkında iflas incelemesi başlatılan Tera Real Estate Management GmbH ile aynı şirket değil.

Ama aynı gayrimenkul grubunun finansman yapısının bir başka parçası.

Bir tarafta on milyonlarca avroluk eski borçlar.

Diğer tarafta yeni banka kredileri ve halka açık ana şirketin verdiği garantiler.

Bütün bunların ortasında yönetim kontrolü el değiştirmiş.

Ve 12 Ekim 2026’da Düsseldorf mahkemesi, üç Tera şirketi hakkında geçici iflas yöneticileri atamış.

Yani Sakine Gündoğ’un başına getirildiği Alman şirketleri, birkaç ay sonra iflas incelemesine konu olmuş.

İşte Peker GYO’nun Tera’ya devrini sıradan bir şirket satın almasından çıkaran tablo bu.

İspanya tarafı da ilginç.

Peker GYO’nun İspanya’daki şirketinin sermayesi yalnızca 3 bin avro.

Ama Malaga bölgesinde iki lüks villa projesi var.

Benalmádena’daki Villa Aliento.

Mijas’taki Villa Mia.

İki villa için istenen toplam satış bedeli 2 milyon 870 bin avro.

Ocak 2025’te inşaatlarının tamamlandığı ve satışa sunulduğu açıklanmış.

Şubat 2026’da yaklaşık 3 milyon avroluk gelir beklentisi dile getirilmiş.

Fakat Haziran 2026 bilançosunda villalar hâlâ yatırım amaçlı gayrimenkul olarak duruyor.

Yani beklenen satış geliri henüz gerçekleşmemiş.

Buna karşılık ana şirketin İspanya iştirakinden finansman niteliğinde yaklaşık 122,5 milyon lira alacağı var.

Bu ne demek?

Türkiye’deki halka açık şirketin kaynakları, İspanya’daki gayrimenkul projesinin finansmanında kullanılmış.

Para bir projeye bağlanmış, ama proje henüz nakde dönmemiş.

Tera’nın satın aldığı şirketin bilançosunda milyarlarca liralık gayrimenkul bulunuyor.

Ama gayrimenkullerin değerli olmasıyla nakit üretmesi aynı şey değil.

Bir otelin bilanço değeri 4,8 milyar lira olabilir.

Fakat o otelin üzerinde ne kadar ipotek var?

Hangi kredilere teminat gösterilmiş?

Geliri borçlarının faizini karşılıyor mu?

Satılsa kasaya gerçekte ne kadar para girecek?

Asıl sorular bunlar.

Peki bu hikâyenin Türkiye’deki fon skandalıyla ilişkisi ne?

Tera yalnızca Peker GYO’nun yönetimini ele geçirmedi.

SPK’nın 19 Ekim tarihli kararından öğreniyoruz ki Tera Yatırım Holding, Tera Yatırım Menkul Değerler, Tera Portföy Yönetimi ve Tera Portföy’ün çeşitli yatırım fonları da Peker GYO hisselerine sahipti.

Hatta SPK, Tera’nın zorunlu pay alım teklifi yükümlülüğünü yerine getirmemesi üzerine bu kuruluşların oy haklarının 16 Eylül itibarıyla donduğunu açıkladı.

Bu listede, tasfiyesine karar verilen Tera fonları da vardı.

İşte bu çok önemli.

Çünkü Peker GYO, yalnızca Tera’nın kontrolünü aldığı bir şirket değil, Tera grubunun fonlarının da hisse sahibi olduğu bir şirket.

Yani aynı yapının bir tarafında halka açık şirketin yönetim kontrolü, diğer tarafında o şirketin hisselerine yatırım yapan fonlar bulunuyor.

Fon skandalı açısından incelenmesi gereken ilişki tam da bu.

Şöyle bir mekanizma düşünün.

Önce bir şirketin yönetim kontrolünü sağlayan imtiyazlı hisselerini satın alıyorsunuz.

Şirketin bilançosunda milyarlarca liralık gayrimenkul var.

Ardından aynı finans grubuyla bağlantılı fonlar bu şirketin hisselerini satın alıyor.

Fon alımları yeterince büyükse hisse fiyatını yukarı taşıyabiliyor.

Hisse fiyatı yükselince fonların portföyünde değer artışı ortaya çıkıyor.

Fonların performansı iyi görünüyor.

Ama bu kazanç gerçek ekonomik faaliyetlerden mi kaynaklanıyor, yoksa aynı grup içindeki alımların yarattığı fiyat hareketlerinden mi?

Daha önemlisi, yükselen hisse fiyatları üzerinden kimler satış yapıp nakde geçiyor?

Kimler hisseleri yüksek fiyattan alıp elinde tutuyor?

Fon yatırımcılarının parası hangi aşamada, kimin kazancına dönüşüyor?

Peker GYO dosyasında bunlara bir soru daha ekleniyor.

Borsadaki bu hareketlerin arkasında gerçek değeri, borç yükü ve nakit üretme kapasitesi ayrıca incelenmesi gereken yurtdışı gayrimenkuller bulunuyor.

Acaba bu gayrimenkuller, hisselerin değerini yükseltmek için kullanılan bir bilanço hikâyesinin parçası mıydı?

Acaba fonlar, grubun kontrolündeki şirketin hisselerine alıcı yaratmak için mi kullanıldı?

Acaba bazı yatırımcılar yüksek fiyatlardan çıkarken zarar fonlarda mı kaldı?

Dosyanın bir de yurtdışı para boyutu var.

Fonların Peker GYO hisselerini almasıyla doğrudan Almanya’ya para gönderilmiş olmaz. Bunun için ayrıca bir finansman işlemi gerekir.

Fakat Peker GYO’nun yurtdışı iştiraklerine kaynak aktardığını, bu iştiraklerin banka kredileri kullandığını ve ana şirketin garantör olduğunu biliyoruz.

Dolayısıyla iki ayrı para trafiği aynı anda incelenmeli.

Birincisi, Tera bağlantılı fonlarla Peker GYO hisseleri arasındaki borsa işlemleri.

İkincisi, Peker GYO ile Almanya ve İspanya’daki iştirakleri arasındaki kredi, alacak, teminat ve sermaye hareketleri.

Bu iki trafik arasında bağlantı varsa, fon skandalının yalnızca Türkiye’de hisse fiyatlarını şişirmekten ibaret olmadığı, yurtdışı gayrimenkul finansmanıyla da ilişkili olduğu ortaya çıkabilir.

Hasan Peker, 30 Eylül’de yaptığı açıklamada Tera’yla hisse satışı dışında devam eden bir ortaklığı veya ticari ilişkisi bulunmadığını söyledi.

Peker şirketlerinin başına Sakine Gündoğ’un geçirilmesi, isimlerinin Tera olarak değiştirilmesi, Tera grubunun Peker GYO hisselerinde ve fonlarında aynı anda bulunması, tek bir hisse satışından çok daha geniş bir yeniden yapılanma tablosu ortaya koyuyor.

Üstelik SPK, Tera’nın kontrol devrinden doğan zorunlu pay alım teklifini yerine getirmediğini de tespit etti.

Yani yönetim kontrolü devralınmış, fakat diğer hissedarlara tanınması gereken çıkış imkânı sağlanmamış.

Bu da Peker GYO’nun küçük yatırımcıları açısından doğrudan sonuçları olan bir mesele.

Şimdi bu tabloya bir daha bakın.

Yüzde 6,3 hisseyle ele geçirilen bir şirket.

Yaklaşık 12 milyar liralık yatırım amaçlı gayrimenkul portföyü.

Almanya’da on milyonlarca avroluk borçlar.

Hakkında iflas incelemesi başlatılan üç iştirak.

İspanya’da henüz satılmamış villalar.

Aynı grubun hem şirket yönetiminde hem şirket hisselerini taşıyan fonlarda bulunması.

Ve bütün yurtdışı şirketlerinin başına getirilen, Bremen’deki gayrimenkul çevresinden gelen Sakine Gündoğ.

Peker GYO’nun gayrimenkul varlıkları, Tera bağlantılı fonlarda tutulan hisselere ekonomik bir hikâye sağlamak için kullanılmış olabilir.

Fonların yaptığı alımlar bu hisselerin fiyatını desteklemiş, yüksek değerlemeler de bu alımlara gerekçe oluşturmuş olabilir.

Yurtdışındaki şirketlerin borçları ve likidite sıkıntıları ise bu hikâyenin kamuoyuna yeterince görünmeyen tarafı olabilir.

Bu senaryo doğruysa, mesele yalnızca hangi hissenin kaç liraya yükseldiği değil; hangi yatırımcının parasının, hangi şirketin borcunu ve hangi kişinin çıkışını finanse ettiği meselesidir.

Tera’nın sahibi Emre Tezmen, Türkiye tarihinin en büyük finans dolandırıcılığı dosyasından tutuklu. Soruşturmada Borsa İstanbul yöneticisi çıkar amaçlı suç örgütü üyeliğinden tutuklandı. Takasbank Genel Müdürü şüpheli oldu.

Yani bütün bu iddiaların incelenmesi gerekiyor.

Yiğit Uzun da bunu yapmış.

Ve tuhaf son; Bremen’deki bir avukatın adını yazınca Bornova’da bir gazeteci geceyarısı evinden gözaltına alındı.

Bu karmaşık ekonomik dolandırıcılık hikayesini kritik yapan ne?

Hangi tehlikeli taşın üzerine basmış gazeteci Uzun?

Türkiye’de yüz binlerce yatırımcının parasının akıbeti tartışılırken bu bağlantıların peşine düşmek gazetecilik değilse nedir?

Halkı yanıltıcı bilgi vermek iddiası için gece yarısı eve polis gönderiliyor ama halkı dolandırmak suçlamasında şüpheliler bile ifadeye çağrılıyor.

İşte tam da yüzden görmezden gelinse de erişim engelleri kararları verilse de gazeteciler gözaltına alınsa da fon skandalı gündemden düşmüyor.

Fonlarla ilgili ya da ilgisiz halkın gözünde bu skandal bir ahlaki sınava dönmüş durumda.

İktidarın sınavı fon krizinde paraları geri verip vermemek değil, bu ahlaki sınavı geçip geçememek.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın