Türkiye, Eylül 2026 ayından bu yana fon dolandırcılığıyla çalkalanıyor. Yatırımcılara bir miktar para ödense bile borsada sert düşüşler devam ediyor.
Hükümete desteği ile bilinen Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’ndan ciddi tonda “toplumsal çürüme” uyarısı geldi. Her kesimden insan bu fon krizi sonrası ortaya dökülen pis bağlantılara tepki gösteriyor.
Bu olay fon yöneticileri, fon şirketlerinin yatırım yaptığı şirketler, ve siyasi ve bürokratik elitlerle girift ilişkileri gözler önüne serdi.
Bu olayı oluşturan şartlara bakmadan, yalnızca görünen aktörlerine odaklanırsak, gelecekte bu gibi olayları önlemek mümkün olmaz.
Sorun; ekonomik kazancın üretimden ve firmalar arası rekabetten çok, siyasi ve bürokratik ilişkiler üzerinden elde edilmesine imkan veren ve bazı durumlarda isteyerek veya istemeyerek teşvik eden ahbap çavuş kapitalizmi.
Ahbap çavuş kapitalizmi, serbest piyasada üretici ile tüketicinin gönüllü alışverişine imkan sağlayan kapitalizmden çok farklıdır. Üretime, verimliliğe ve rekabette durumunu iyileştirmeye odaklanan firmalardan oluşan kapitalizm sağlıklı bir ekonomik yapı ortaya çıkarır iken, ahbap çavuş kapitalizmi ise hastalıklı bir ekonomik yapıya işaret eder.
Sermaye piyasaları sağlıklı bir ekonomide ne işe yarar?
Sermaye piyasalarının temel işlevi, tasarruf sahiplerinin birikimlerini tasarruf açığı olan, yatırım yapmak ve büyümek isteyen şirketlere ulaştırmaktır. Bir şirket yeni fabrika kurmak, teknoloji geliştirmek, veya üretim kapasitesini artırmak için finansmana ihtiyaç duyar. Tasarruf sahibi ise birikimini değerlendirmek ister. Finansal piyasalar bu iki tarafı bir araya getirerek kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlar.
Yatırım fonları da bu mekanizmanın önemli araçlarından biridir. Küçük tasarruf sahipleri, yatırım fonlarının sağladığı profesyonel yönetim aracılığıyla yatırım yaparlar.
Piyasa ekonomisinde risk ve başarısızlık da vardır. Ancak sistemin meşruiyeti, fiyatların ve getirilerin gerçek ekonomik beklentilerle ilişkisinin korunmasına ve kuralların herkese eşit uygulanmasına bağlıdır.
Peki ya bazı fonlar, şirketlerin üretken yatırımlarını finanse etmek yerine içi boş şirketlerin hisselerine sadece hisse fiyatını artırmak için ve bu hisse fiyatlarındaki artıştan para kazanmak için yönelirse?
Normal şartlarda böyle bir manipülasyon denetim kurumlarının radarına takılır, ayrıca bunun uzun sürmeyeceğini bilen yatırımcılar böyle fonlara para yatırmaz. Yani o kadar farklı aktör aynı anda kandırılamaz. Peki TERA ve benzeri fonlar nasıl uzun süre bu manipülasyonu sürdürebildi? 1) Denetim kurumları gözünü kapamayı tercih etmesi 2) TERA ile bağlantılı bazı siyasetçilerin bu fonlara yatırım yapıyor olması diğer yatırımcılara bu fonlar güvenli mesajını oluşturmak için kullanılmasıyla bu manipülasyon normalden çok daha uzun süre devam ettirildi.
TERA Portföy’ün yöneticisi Erdin Özel’in bu fon skandalını patlamadan birkaç gün önce elindeki hisseleri çok yüksek bedellerden elinden çıkaran Fatma Betül Sayan ve başka siyasetçiler ile çok sayıda toplantılarda fotoğraf vermesi o yüzden tesadüf değil.
Ahbap çavuş kapitalizmi nedir?
Ahbap çavuş kapitalizmi, ekonomik kazançların rekabet, verimlilik ve innovasyondan ziyade siyasi bağlantılar, kişisel ilişkiler ve kamu gücünden sağlanan ayrıcalıklar üzerinden elde edildiği hastalıklı bir düzeni anlatır.
Bu düzende bir şirketin başarısını ne kadar verimli üretim yaptığı, ne kadar yenilik geliştirdiği veya uluslararası rakipleriyle ne ölçüde rekabet edebildiği belirlemez. Siyasi karar vericilere erişimi, kamu kaynaklarından yararlanma imkânı, düzenlemelerin nasıl uygulanacağı üzerindeki etkisi ve kamu denetimini ne ölçüde engelleyebildiği gibi faktörler ekonomik performansını belirler.
Sorun, iş insanlarının siyasetçilerle görüşmesi değildir. Demokratik seçimlerle gelmiş bir hükümetin ve bürokratların iş dünyasının sorunlarına çözüm aramaya çalışması ve iş dünyası ile belirli bir teması doğaldır. Sorun, kamunun elinde ekonomiye yön veren araçların genel ve şeffaf kurallar yerine kişisel ilişkilere, siyasi yakınlığa veya ayrıcalıklı erişime göre kullanılmasıdır.
Bu tür bir düzende şirketler, kaynaklarını üretkenliği artırmaya ve rekabet etmeye ayırmak yerine, kendilerine avantaj sağlayacak siyasi ve bürokratik ilişkiler kurmaya yönelirler. Çünkü ihaleler, ruhsatlar, teşvikler veya düzenleyici kararlar üzerinden elde edilebilecek kazanç büyüdükçe, siyasi ve bürokratik bağlantıların ekonomik değeri de artar. Bu bağların kuvvetlendiği durumlarda, girişimciliğe gerek de kalmaz.
Burada devletin ekonomideki rolünü tartışmak gerekiyor. Türkiye’de kamu, ekonominin pek çok alanında sadece düzenleyici bir otorite değildir. Aynı zamanda önemli bir alıcı, yatırımcı, kamu bankaları aracılığı ile finansman sağlayıcı ve kaynak dağıtıcısıdır. Kamu ihaleleri, altyapı yatırımları, imar kararları, ruhsatlar, teşvikler, kamu bankalarının kredi politikaları ve düzenleyici kararlar, özel sektörün kazançlarını ise doğrudan etkiler.
Bir şirketin halka açılıp açılmamasına izin veren otorite olan SPK’nın takdir alanı genişse, halka açılmaya niyet eden bir şirketin rüşvet verme veya daha önceki dönem ekonomi bürokrasisinde çalışan kişileri şirkette işe alma gibi davranışlarla bu kararları etkilemeye çalışması kaçınılmaz olur. Böyle bir yapıda gayri ahlaki davranışların önüne geçmek çok da kolay olmaz.
Üstelik şirketler arasında öğrenme de çabuk olur. TERA’nın siyasi ilişkiler üzerinden iyi “performans” gösterdiğini gören PUSULA portföyün de TERA’nın adımlarını takip etmesi şaşırtıcı değildir.
Hiç istenmeyen durum ise, tek tek şirketlerin bu tarz tercihinin genele yayılmasıdır.
Ahbap çavuş kapitalizminin en büyük göstergelerinden biri de lobiciliğin yaygınlaşmasıdır. TERA portföye yatırım yapacak küçük yatırımcıların buna ikna edilmesi için hatırı sayılır kişilerin lobicilik faaliyetinde bulunduğunu tahmin etmek güç değil, yoksa 400 bin küsur mağdur nasıl ve neden buraya para yatırsın? TERA için lobicilik yaptığı iddiasıyla bazı etkili isimlerin tutuklanması da o yüzden şaşırtıcı değil.
Ahbap çavuş kapitalizminin başka tezahürleri nelerdir?
Yatırım teşvikleri emekleme aşamasında olan alanlarda kısa süreliğine uygulanırsa ülkede yatırımları artırıp ekonomik büyümeye neden olabilecekken, devamlı uygulandığında soruna dönüşebilir. Neden? Çünkü yatırım teşvikleri ile bürokrasiye bir firmaya milyonlarca lira teşviği alıp alamamasına karar verme yetkisi verilmiş oluyor. Bir şirketin teşvik alıp alamaması ve teşviki yanlış kullandığında nasıl bir yaptırımla karşılaşacağı şirketler için hayat ile ölüm kararları gibi büyük kararlar. Burada da yolsuzluğa neden olabilecek çok büyük bir gri alan var.
Aynı şekilde regülasyonlar tüketicileri korumaya yönelik de olabilir ama aynı regülasyonlar büyük firmalar tarafından küçük ölçekli ve bu regülasyonlara uymakta zorlanacak rakiplerini devre dışı bırakmak için piyasaya giriş engeli haline de getirilebilir. Çünkü küçük bir firma çok karmaşık regülasyonlara uyum sağlamak için gerekli avukatları istihdam edemeyebilir veya başka kaynak ayıramayabilir.
OECD’nin Türkiye ile ilgili raporlarında sık sık bu teşvik ve regülasyon mekanizmasının karmaşıklığının Türkiye ekonomisinde dinamizm kaybına neden olduğu belirtiliyor.
https://www.oecd.org/en/publications/oecd-economic-surveys-turkiye-2025_d01c660f-en.html
Ahbap çavuş kapitalizminin örneklerini 1990’lı yıllarda da görmek mümkündü. O yıllarda emekli üst rütbeli askerlerin savunma sanayi ile alakasız olsa bile önemli şirketlerin yönetim kurullarında yer alması yaygın bir uygulamaydı. Bu askerlere, askerî uzmanlıklarından ziyade sahip oldukları kurumsal nüfuz, kamu bürokrasisine erişim ve geliştirdikleri ilişkilerin ekonomik faydaya dönüştürelebileceği için buralarda kendilerine yer veriliyordu. Bu durum da ahbap çavuş kapitalizminin bir tezahürüdür.
Siyasetçiler ile iş dünyası arasındaki bu ahlak-dışı ilişkiler gelişmiş ülkelerde de kendini gösteren hususlardır. Ama bu sorun özellikle sermayenin az olduğu gelişmekte olan ülkeleri çok daha derinden etkiliyor. Çünkü bu gibi verimsiz iş pratikleri gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeler ile arasındaki farkı kapatamamasına ve ülkeye yabancı sermaye almakta zorlanmasına neden oluyor.
Ekonomik yapıda böyle ilişkilerin gelişmesi elbette üretimi desteklemez, böyle bir ekonomide fiyatlar da düşmez ve innovasyon da ortaya çıkmaz. Neticede aslında herkes kaybeder.
Peki bu sorundan nasıl kurtuluruz?
Söylemesi kolay yapması zor da olsa bu sorunla baş etmenin en birinci yolu ekonomik hayata dair kamu gücünün sınırlarının iyi çizilmesidir. Bunun için de yaygın olarak söylenenin aksine şirketlerin daha çok denetlenmesine ihtiyaç yoktur. Denetimin bağımsız olmasına ve bürokrasinin takdir hakkının kullanımının da gerekçeli ve itiraza açık olmasına ihtiyaç vardır.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.