Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Kızlar Reis istese bile evde kalır mı?

Kızlar Reis istese bile evde kalır mı?

Kadınlar çağlar boyudur çalışıyor. Tarım toplumunda ücretsiz aile işgücü olarak çalışırken, kimse kadınlar evde ayağını uzatıp çalışmasın demiyordu. Şimdi olan daha prestijli işlerde çalışmalarıyla aile içindeki güç dengelerinin değişiyor olması.
4

Muhafazakar sosyal medya hesapları tarafından paylaşılan “Evde kalsın kızlar ne olur Reis”, kadınların erkekleşmesi, çocuk istemeyişi, boşanmalar, aile çöküşü gibi temaları işleyen, yapay zekâ destekli bir videoydu.

Genel olarak video, laik kesimde ve kadın hakları savunucularında büyük tepki uyandırırken, muhafazakâr çevrelerde bazı kesimler tarafından desteklenirken bazıları tarafından eleştirildi.

Video ile ilgili ilk eleştirim kadın istihdamını aşırı bulanlar varsa dahi bu sorunun çözümünde muhatap olarak cumhurbaşkanının gösterilmesine dair. Diğer bir ifade ile videoda kadınlar doğrudan “muhatap” alınmıyor; onlar yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrı yapılıyor: “Evde kalsın kızlar ne olur Reis” diye ricada bulunuluyor. Bu tuhaf çünkü öneri kadınların kendi hayatlarını ilgilendiriyor ama sesleniş siyasi otoriteye yapılmış. Kadınları pasif nesne konumuna indirgeyip, karar mekanizmasını siyasi otoriteye bırakması açısından çözüme katkı sunmayacağı neredeyse kesin.

Videonun odağı kadın istihdamı olduğu için veriler kadın istihdamı ile ilgili bize ne söylüyor? Buradan başlayalım.

Şekil 1. 15 Yaş üstü Kadınlar için Temel İşgücü Göstergeleri

Kaynak: TÜİK

Şekil 1’de istihdam oranı verilerinde görüldüğü gibi 2005’te çalışmak isteyen her 5 kadından biri çalışıyor iken, 2025 verilerine göre kabaca her 3 kadından biri çalışmaktadır. Bununla beraber, işgücüne katılım oranı serisinde görüldüğü gibi her 100 kadından 36’sı da ya iş aramaktadır ve henüz iş bulamamıştır ya da çalışmaktadır. Yani videoda da vurgulandığı gibi kadınlar iş hayatında yıldan yıla daha çok yer almaktadır. Fakat bu rakamlar size bir gerçeği daha söylüyor, 2025 yılı itibariyle 12 milyon kadın ya iş arıyor veya çalışıyor, 10,7 milyon kadın da halihazırda çalışıyor. Yani bu kadar büyük bir kitleyi ve onların tercihlerini video veya propaganda ile geri dönüştürmek imkansız.

Şekil 2. İşgücüne Dahil Olmayan Kadınlar (bin kişi)

Kaynak: TÜİK

Şekil 2’ye baktığımızda ise 2025 yılında 21,4 milyon kadının işgücüne dahil olmadığını görüyoruz. 15 yaş üstü kadın nüfusun 2025 yılında 33,5 milyon olduğu verisi ile birleştirince aslında yine çok büyük bir kitle olan 22,4 milyon kadının çalışmıyor oluşu videodaki anlatımın abartılı olduğunu gösteriyor. Diğer bir ifade ile, her 3 kadından 2’si halihazırda zaten çalışmıyor.

Şekil 3’te türkiye’deki kadın iş hayatına katılma oranı çeşitli müslüman ülkelerle kıyası bulunuyor. Bu Suriye ve Irak’a ait veriler çok eski olduğu için grafiğe dahil edilmemiştir fakat 2020 yılında Irak’ta kadın istihdam oranının %11 Suriye’de %15 olduğunu dünya bankası veritabanından biliyoruz. Veriler Türkiye’deki kadın işgücüne katılım oranının diğer müslüman ülkelerle kıyaslandığında öyle çok da yüksek olmadığını gösteriyor. Endonezya ve Malezya bu konuda bizden fersah fersah önde! Can Azerbaycan herkesten önde 😊

Şekil 3. Kadın İşgücüne Katılım Oranlarının Çeşitli ülkelerle Kıyaslanması

Kaynak: Dünya Bankası

Kadın İstihdamı neden artıyor?

Kadın istihdamını artıran iki temel gerekçe var. Biri yumuşak biri sert gerekçe. Yumuşak gerekçe daha çok ev işleriyle ilgilenen kadınların yeterince takdir edilmemesi ile ilgili. Yemek yapmak, çocuk bakmak, çamaşır yıkamak, temizlik yapmak gibi faaliyetler ciddi zaman ve emek gerektiren işler. Fakat bu işler hep küçümsendi, “iş” olarak görülmedi. Hatta, kocanın işten döndükten sonra bütün gün evde yattın gibi ifadelerle ev hanımı olan karısını tahkir ettiğine dair birçok ev hanımının şikayetlerine denk gelmişsinizdir. Dolayısıyla bu işleri yapan kadınlar da her rasyonel insanın yapacağı gibi bu işleri yavaş yavaş terk etmeye başladı ve para kazanabileceği ve değer görebileceği işlere geçmeye başladı.

Fakat evdeki bu işler aslında Markistlerin çok önceden beri öngördüğü gibi işgücünün yeniden üretilmesi için yani ekonominin çarklarının dönmesi için gerekli idi. Bu işler atıl kalmaya başlayınca ve bir kısmı piyasalaşınca fiyatları da çok çok arttı. Videodaki kızların evde kalması için yalvarmayı, bu işlerin kıymetinin yavaş yavaş anlaşılması olarak görmek lazım. Bir örnek vereyim, eskiden ev içinde bakılan bir yaşlı huzurevine yatırıldığında büyükşehirlerde 70.000 TL gibi bir parayı gözden çıkarmak gerekiyor. Demek ki neymiş, ev işleri gayet kıymetliymiş.

İkincisi kadın istihdamındaki dönüşümün teknolojik gelişmelere bakan önemli bir tarafı da var. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, robot süpürge gibi teknolojik gelişmeler öncesinde ev içi emek çok daha ağırdı. Suyun taşınması, kaynatılması, çamaşırın elde ovulması ve kurutulması fiziksel olarak oldukça yorucu süreçlerdi. Tarihsel çalışmalar, çamaşır makinesi öncesi dönemde kadınların haftada neredeyse bir tam gününü yalnızca çamaşır yıkamaya ayırdığını gösteriyor. Bu dönemlerde kadının dışarıda çalışabilmesinin ihtimali yoktu. Elektrikli ev aletleri, hazır gıda ürünleri ve modern altyapı, ev içi emeğe duyulan ihtiyacı önemli ölçüde azalttı. Bu dönüşüm kadınların zamanını kısmen serbestleştirdi ve ücretli işgücüne katılımı artırdı.

Videoda atlanan en önemli husus kadınların çağlar boyudur aslında çalıştığı gerçeğidir. Tarım toplumunda ücretsiz aile işgücü olarak çalışıyordu o zaman kimse kadınlar evde ayağını uzatıp çalışmasın demiyordu, şimdi olan dönüşüm para kazanabilecekleri ve görece daha prestijli işlerde çalışmalarıyla aile içindeki güç dengelerinin değişiyor olması.

“Evde Kalan Kızların” Geçimini Kim üstlenecek?

İkinci mesele ise ekonomik gerçeklik. Kadınlar çalışmadığında geçimlerini kim üstlenecek? “Evlenirler” denebilir ama bu cevap da artık eskisi kadar kendiliğinden işlemiyor. Türkiye’de evlilik eğilimleri ciddi biçimde değişiyor. 2021 Aile Yapısı Araştırması verilerine göre erkeklerin önemli bir kısmı (%66) evlenmek istemediğini ifade ediyor. Bu sorularla yüzleşmeden yalnızca “kadınlar çalışmasın” demek, meselenin sosyal ve ekonomik boyutlarını göz ardı eden oldukça kolaycı bir yaklaşım olarak kalıyor.

Oysa meseleye biraz daha dürüst bakmak gerekiyor. Bugün milyonlarca insan — kadın ya da erkek fark etmez — ideolojik bir tercih yaptığı için değil, ekonomik zorunluluk nedeniyle çalışıyor. Sabahın erken saatlerinde yollara düşüp gününün büyük bölümünü bir şirketin, kurumun ya da patronun taleplerine göre geçirmek, çoğu insan için romantik bir özgürleşme hikâyesi değil; geçim derdinin sonucu. Çalışma hayatı insanın zamanını, enerjisini ve dikkatini piyasaya satması anlamına geliyor. Daha açık söylemek gerekirse, ekonomik imkanı yerinde olsa kaç kişi her gün sabah 8’de işe gitmek isterdi?

Bununla beraber, videonun eleştrilerinde haklı bulduğum bir nokta var. O da kadın istihdamının bir “prestij” göstergesi gibi sunulması. Devletin en üst makamları kadın istihdamını artırmakla övünüyor. Ayrıca, 12. Kalkınma Planı’nda (2024–2028) 2028 yılı sonuna kadar kadın işgücüne katılım oranının %40,1’e, kadın istihdam oranının ise %36,2’ye yükseltilmesi hedefleniyor. Erkek işgücüne katılım oranı veya istihdam oranı için hedef konmayıp kadınlar için hedef konmasını da sorunlu buluyorum. Elbette kadın istihdamının artırılmasının olumsuz tarafları da var, o da başka bir yazının konusu olsun.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın