Ermenistan turuErmenistan turu
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Galatasaray skoru aldı, peki ya oyun?

Galatasaray skoru aldı, peki ya oyun?

Galatasaray sadece skor üstünlüğünü ele geçirdi. Henüz oyunun kontrolünü aldığı, rakibini kendi futboluna mahkûm ettiği söylenemez. Kaotik uzun vuruşlardan, gelişigüzel hücum girişimlerinden ve ön alan baskısının yarattığı hengameden başka belirgin bir taktik plan göremedik.

İlk 45 dakika Galatasaray’ın ürkütücü görünen ama futbol aklı bakımından pek de ikna edici olmayan hengamesiyle geçti. Tipik bir doğaçlama mahalle futbolu! Topu ileriye göndermek, rakibi kendi yarı alanında karşılamak ve ortaya çıkan karışıklıktan sonuç çıkarmak…

Galatasaray’ın ilk yarıdaki futbolu bundan çok daha fazlasını vaat etmedi.
Stuttgart ise bu atmosferin etkisinde kalmış, endişeli ve panik halinde oynuyordu.

Galatasaray’ın ön alan baskısından fazlasıyla ürkmüş olacak ki bu korkunun yerine akıllı bir oyun planı koyamadı. Oysa Galatasaray’ın en zayıf halkası, birinci bölgenin bittiği ve ikinci bölgenin başladığı geçiş alanıydı. Stuttgart’ın burada yoğunlaşması, topu ve oyuncuları bu bölgeye taşıması gerekiyordu.

Bunun yerine topu sürekli kenarlara yönlendirdiler. Yanlış bir oyun okuması! Çünkü merkezde ciddi boşluklar oluşuyordu. Deniz Undav’ın markaj altında tutulması, aslında Demiroviç için çok elverişli hareket alanları yaratıyordu. Ne var ki iki oyuncu da bu avantajı kullanmak yerine ya yan yana ya da birbirlerinin arkasında, aynı bölgelerde konumlanarak Galatasaray savunmasının işini kolaylaştırdı.

Stuttgart’ın asıl problemi, topla birlikte alan katetme becerisindeki yetersizlikti. Topun ve pozisyonun akış yönünde oyuncular uygun açılara, boşluklara ve bağlantı noktalarına hareketlenemiyordu.

Pozisyonların içinde açı üretmek yerine zaman tüketiyorlardı. Bir Alman takımından beklenen oyun disiplini ve pozisyon bilgisi de bu nedenle ortada görünmüyordu. Üstelik Stuttgart’ta oyunun ritmini belirleyen, takım arkadaşlarının hareketlerini organize eden bir oyuncunun eksikliği açıkça hissedildi.

Deniz Undav’ın Demiroviç’e attığı pas ise maçın en güzel hareketiydi. Gerçek bir hat kıran pas! Tek dokunuşla savunma düzenini geçersiz kıldı ve arkadaşını kaleciyle karşı karşıya bıraktı. Stuttgart’ın aradığı oyun fikri aslında tam da bu pasın içinde saklıydı: Topu dolaştırmak değil, doğru anda doğru açıdan savunmanın içinden geçirmek.

Defansif duran toplarda da Stuttgart’ın tuhaf bir tercihi vardı. Bütün topları kaleci kullandı. Üstelik bu vuruşlarda belirgin bir hedef, önceden düşünülmüş bir organizasyon da göremedik.

Galatasaray’ın 55. dakikada geliştirdiği atak ise maç boyunca futbol oyununa benzeyen ilk ve son ciddi organizasyondu. Bunun dışındaki görüntü, rakip yarı sahada çadır kurmaya çalışan bir takımın görüntüsüydü. Topa sahip olmakla oyuna hükmetmek arasındaki farkı Galatasaray bu maçta bir kez daha gösterdi. Skor tabelası başka, futbolun gerçekliği başka şeyler söylüyordu.

Osimhen meselesi de ayrıca tartışılmalı. Onu iki oyuncuyla marke etmek, çoğu zaman Okan Buruk’un işini kolaylaştırmaktan başka bir sonuç üretmiyor. Osimhen’in hareketlendiği alana doğru ve zamanında top gönderilmediğinde etkisi belirgin biçimde azalıyor. Ofsayt çizgisini ve savunma arkasındaki hareketliliği doğru kullanamadığı anlarda sıradanlaşıyor.

Hava toplarında da top doğrudan kafasına yönlendirilmediği sürece beklenen üstünlüğü kuramıyor. Teknik kapasitesi bakımından da önemli sınırlılıkları var. Dolayısıyla Osimhen’i iki oyuncuyla kovalamak yerine Galatasaray’ın pas bağlantılarını, orta saha geçişlerini ve hücum organizasyonlarını bozmak çok daha akıllıca bir savunma tercihi olabilir.

Stuttgart’ın toparlanması için öncelikle korkusunu bir oyun planıyla değiştirmesi gerekiyor. Galatasaray’ın uzun toplarına gereğinden fazla anlam yüklemeden, merkezdeki boşlukları değerlendirmeli; savunma ile orta saha arasındaki bağlantıyı kesmeli ve hücumda oyuncularını aynı bölgeye yığmak yerine farklı açılara dağıtmalı. Galatasaray’ın ön alan baskısı karşısında paniğe kapılmak yerine bu baskının arkasında bıraktığı alanları kullanmalı.

Barış Alper meselesine gelince… Stuttgart galibiyetini en çok onun kalbinin kırılması için istiyorum. Çünkü futbolun rekabet duygusu başka, rakibi incitmekten beslenen bir davranış anlayışı başkadır. Sahadaki mücadele ne kadar sert olursa olsun mertliğin yerini kabalık, rekabetin yerini hoyratlık alamaz. Futbolcu olmak, fiziksel güç kadar karakter ve davranış sorumluluğu da gerektirir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın