Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / PSG muhteşem kazandı

PSG muhteşem kazandı

Hansi Flick, PSG karşısında doğru taktiği bulmaya çalışırken Barcelona’nın kendi oyunundan vazgeçti. Maçın asıl hikâyesi buydu. Üstelik vazgeçtiği oyunun yerine koyduğu plana oyuncularının ne ölçüde ikna olduğunu da yeterince hesaplayamamıştı.

Rodri’siz başlayan bir Barcelona’nın ne yapacağını merak ediyordum. İlk on dakikanın ardından Flick’in düşüncesi belirginleşti: Oyunun agresyonunu merkezden kanatlara taşımak. Baskının ağırlık merkezi değişecekse Rodri ve Pedri ikilisinden vazgeçmek ilk bakışta anlaşılabilir bir tercihti. Fakat bir taktiğin kâğıt üzerindeki doğruluğu, sahadaki uygulanabilirliğinin garantisi değildir.

Luis Enrique’nin PSG’si, rakip savunmaları önce gitar teli gibi enlemesine geriyor. Genişlemeye zorladığı savunmanın bağlantıları gevşediğinde iç koridorlara kat ederek dengesini bozuyor ve ardından öldürücü darbeyi indiriyor. Flick, bu hücum mekanizmasını kaynağında durdurmak istedi.

Solda Gordon ve Cancelo’yu art arda dizerek bir barikat kurdu. Sağda Lamine Yamal’ı biraz daha geriye çekip Xavi Espart ile birlikte Kvaratshelia’nın yarattığı dinamizmi sınırlamayı tasarladı. Böylece PSG’nin genişlik üzerinden kazandığı hücum üstünlüğünü yine kanatlarda yoğunlaşarak kıracaktı.

Ne var ki bu tercih, Barcelona’nın kendi oyun geometrisini bozdu.

Çünkü Barcelona’nın geleneksel gücü, oyuncularının sahaya nasıl dağıldığından çok, birbirlerine hangi mesafelerde bağlandığıyla ilgilidir. Flick, rakibin genişliğini kontrol etmek isterken kendi takımının kompaktlığını kaybetti. Kanatlar güçlenmedi; merkezle ilişkileri zayıfladı.

Üstelik futbolun zirvesinde bile insan psikolojisi, taktik tahtasının mutlak hâkimiyetine izin vermez. Lamine Yamal’ın etkisizliği, Gordon’un oyuna bir türlü yerleşememesi, taktik görevlerin zihinsel karşılık bulmadığını düşündürüyordu. İki kanadı da sorun yaşayan bir takımın merkezde güçlü kalması zaten kolay değildir.

Solda Cancelo ile başlayan ritimsizlik Gordon’a sirayet etti. Raphinha’nın sürekli derinliğe kaçması ise takımın birlikte hareket etme kapasitesini daha da düşürdü. Flick, onu son vuruşlardaki becerisi için sahada tutarken Barcelona’nın baskı için ihtiyaç duyduğu geometriden ödün verdi.

Oysa ne Flick’in ne de Enrique’nin futbolu gol ve asist istatistiklerine indirgenebilir. İki teknik adamın asıl meselesi, doksan dakikalık sürecin kontrolüdür. Gol bir sonuçtur; o sonucu mümkün kılan şey, oyunun sürekliliğidir. Baskı arttığında mesafelerini kaybeden takım, yetenekli oyuncularını da giderek etkisizleştirir.

Bu nedenle Rodri’nin yokluğu basit bir kadro tercihi olarak görülemez. Sakatlık gibi zorunlu bir gerekçe bulunmadığı sürece, oyun bağlantılarını kuran bir futbolcuyu yan taktik uğruna feda etmek, Barcelona’nın kendi aklından vazgeçmesi demektir.

Nitekim Raphinha’nın çıkışından sonra mesafeler kısalmaya, takım kompaktlaşmaya ve yüksek presin koşulları yeniden oluşmaya başladı. Bildiğimiz Barcelona savunması nihayet işbaşı yaptı. Daralarak savunan, birlikte öne çıkan ve baskıyı dalgalar hâlinde rakip sahaya taşıyan o tanıdık takım geri dönüyordu.

Ama geç kalınmıştı.

PSG’nin muhteşem galibiyetini değerli kılan da buydu. Luis Enrique, rakibinin kendisine karşı aldığı önlemleri aşarken kendi oyununun temel ilkelerinden uzaklaşmadı. Flick ise PSG’yi durdurmak için Barcelona’yı değiştirdi. Oyuncularının önemli bir bölümü de bu değişimin gerektirdiği davranışlara uyum sağlayamadı.

Sonuçta iki ayrı teknik direktörlük anlayışı değil, iki ayrı taktik sadakat karşı karşıya geldi.

Enrique, rakibini kendi oyununa mahkûm etmeye çalıştı. Flick ise rakibinin oyununa cevap verebilmek için kendi takımını alışık olmadığı bir düzene mahkûm etti.

PSG, Barcelona’yı kendi oyunundan uzaklaştırdığı ölçüde kazandı. Flick’in yenilgisi ise rakibine karşı geliştirdiği taktiğin kendi takımına karşı işlemeye başlamasıydı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın