Oral Çalışlar
Diyarbakır Cezaevi’ni müze yapacaktık
Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül askeri darbesinin zulüm odağıydı. Burada tutuklu olan siyasiler, anlatamayacağımız eziyetler, işkenceler çekti. Yıllar geçti aradan, başka bir cezaevinden çıkan mağdur siyasetçi Tayyip Erdoğan başbakan oldu. Diyarbakır Cezaevi’ni müze yapacağını ilan etti. İki gün önce Diyarbakır’daydım.
Diyarbakır: Zerzevan Kalesi’nin ihtişamından perişan Suriçi’ne…
Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin korumak isterken canını verdiği dört ayaklı minarenin sokağından Suriçi’ne giriyoruz. Hançepek Mahallesi'ndeyiz. Çatışma öncesi dönemde, Diyarbakır’a kayyum atanmadan önce bu sokağın adı Mıgırdıç Margosyan’dı. Ancak, eski Suriçi yok olup gitmiş. Margosyan sokağı da kalmamış. Sokağın gerilerinde bombalanarak yıkıntı haline gelmiş evlerin duvarlarını görüyoruz. Bir kısmı gecekondu, bir kısmı tarihi taş ev olan Surp Giragos Kilisesi'nin yanındaki sokak, geniş bir bulvara dönüşmüş.
Pandeminin ardından Diyarbakır
Kanlı bir süreç yaşandı. Güvenlik güçleri en kıymetli elemanlarını kaybederken, buralarda eline silah verilen yüzlerce genç hayatını kaybetti. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’yi de bu çatışma ortamında dört ayaklı minareyi korumaya çalışırken başına isabet eden bir kurşunla yitirdik. Suriçi de nasibini alanlardandı.. Tarihi bölge yandı, yıkıldı. Belli bir tamir sürecinin ardından Suriçi yeniden açıldı. Şimdi Diyarbakır’dayım.
Adalet Bakanlığı’nın açıklaması… İHD’nin talepleri
Türkiye’deki hapishanelerin Türkiye’de faaliyet yürüten insan hakları örgütleri tarafından ziyaret edilerek incelenmesine Adalet Bakanlığı izin vermiyor. Bakanlık içeride faaliyet gösteren insan hakları kuruluşlarına kapattığı cezaevlerinin sanki dışarıdakilere açık olduğu izlenimini veriyor. Bakanlığa göre; Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) tarafından ziyaret edilerek denetleniyor. Bunun da yeterli olduğu belirtiliyor. Halbuki cezaevlerini ziyaret eden CPT temsilcisinin 2016 yılı raporunun açıklanmasına hükümet izin vermemiştir. Ocak 2021’de CPT’nin Türkiye ziyaretinden sonra hazırladığı rapor hâlâ açıklanmamıştır.
Cezaevlerini unutmamak gerek
İşkencecilere arka çıkan, kollayan bir tavır içine girilince alt kadrolar cesaretlendi. Son iki yılda gözle görülür bir artış söz konusu.” Mazlum-Der Genel Koordinatörü Nuri Yılmaz’a sordum: “İşkence yaygınlaşıyor mu?” “Öyle oluyor diyebilirim. Karakollarda onlara göre kötü muamele bize göre işkence artıyor. Kötü muamele denilerek işkence suçu basitleştirilmiş oluyor. Böylece suç işleyen kamu görevlisini koruyup kollayan bir mekanizma işliyor. Tabii cezaevlerinde neler oluyor tam bilemiyoruz."
Babacan’ı yuhalamak… ve ODTÜ’lü olmak
Peki sosyalistten demokrat oldu mu? Ya da olmadıysa neden olmadı? Yüzde 50+1 gereken bir seçim sistemi söz konusu. Daha önce yüzde 50 oy alan iktidar partisinden kopuşlar var. İktidar partisinin çoğunluğu kaybetmesi, ancak bu kopuşlarla mümkün olabilir. Üstelik kopanlar partide etkisi olan isimler.
HDP’nin PKK’yla ilişkisi
Kürt meselesi silahtan arındırılmalı ve siyaset alanında konuşulan, tartışılan bir mesele haline dönüşmeli. HDP bu açıdan bir seçenek. Kürtler, özellikle Türkiye Kürtleri, silahın susmasını, siyasetin konuşmasını istiyorlar. HDP’ye ısrarla destek vermeleri ve sahip çıkmaları, bunun için. Yasal, meşru seçeneğin ayakta kalması, çözüm için olmazsa olmaz.
6’lı ittifak neden bozulmaz?
Ekonomi önemli. Önümüzdeki seçimlerde, artan yoksullaşma, hayat pahalılığı, etkili olacak. Bunu şimdiden gözleyebiliyoruz. Bununla birlikte, “Seçmen yalnızca cebine bakar” demek, seçmeni küçümseyici bir yaklaşım olur. Örneğin 2019 yerel seçimlerinde en çok belirleyici olan konu herhalde ekonomi değildi. Büyük şehirlerdeki kitleler, yönetim tarzına dair genel bir uyarı yapmak istediler.
İslamcılık nereye?
Din ve inanç istismarının yol açtığı sonuçları, İslami kesimdeki duyarlı insanlar, bizzat içeriden yaşıyor ve dayanılmaz buluyorlar: “Ama asıl sorunu Türkiye’deki İslamcıların değer üretmemesi, ürettiği kadarını da iktidarı pekiştirmek için kullanmakta hiç sakınca görmemesi olarak özetlemek gerekir.” İslami kesimdeki toplum mühendisliğinin ve din istismarının yol açtığı yozlaşmayı ve anlam kaybını tartışmaya daha yeni başlıyoruz.
Beyoğlu’nu Araplar mı bastı?
Gerçekten de Türkiye’ye gelen turistler içinde Ortadoğu ülkelerinden gelenler çoğunluğu oluşturuyor. Hepsine toptan “Araplar” dense de içlerinde İranlılar, Kürtler, Türkmenler, Filistinliler gibi değişik milliyetler bulunuyor. Bir de savaşla birlikte turist sıfatıyla gelenler var. Ruslar Putin’den, Ukraynalılar işgalden kaçıp geliyor. Rus ve Ukraynalılara lüks kafelerde, restoranlarda daha çok rastlıyoruz.
CHP, tarihindeki en büyük savrulmayı mı yaşıyor?
Kılıçdaroğlu, betonlaşmış, demokrasiden uzaklaşmış yapıyla uzun bir hesaplaşma arayışına girdi. Partinin kilit noktalarındaki tutucu devletçi isimler birer ikişer değişti. Eski zihniyetin hakimiyeti giderek azaldı. Kürt meselesi, diğer partilerle ittifaka yönelik yeni bir dil arayışı, muhafazakâr seçmene güven vermeye gayret eden birlikçi denemeler öne çıktı. Tabii Kılıçdaroğlu bir günde bu noktaya gelmedi. Tereddütleri, kararsızlıkları, cesaretsizlikleri…
Hançepekli, Heredanlı, Anadolulu Mıgırdıç Margosyan
Her yanından sular fışkıran köyün adı şimdi olmuş Kırkpınar. Mıgırdıç, Anadolulu. Bu toprakların acıları içinde yetişmiş, önemli bir yazar. Güçlü kalemi olan bir aydın. Onun öyküleri, denemeleri, yazıları, bir toplumun, yaşadığımız toprakların görmediğimiz, göremediğimiz gerçekleriyle bizi yüzleştiriyor. O Anadolu’nun sıradan insanlarını anlatırken, Diyarbakır Suriçi’ndeki yandaki Yahudi mahallesini öğrenirken, bir yakın tarih okuması yapıyoruz.
Taşların altında Yahudi aramak, bulamazsan NATO
Kaplan’ın tanımlaması sayesinde, dünyadaki her türlü kötülük, basit formüllerle açıklanabiliyor: Yahudiler, İngilizler ve onların birlikte kurdukları NATO. Türkiye’ye yönelik komploların arkasında da NATO var: “Bütün darbeler NATO tarafından yapılmıştır ve NATO darbeleri laiklik ve irticayı önlemek adına yapılmıştır.”
Aydın Engin ve İlhan Selçuk..
Aydın, bir tiyatro oyuncusu ciddiyetiyle anlatmaya başladı: “İlhan abi, bu yeni program, köşe yazısı yazma programı. Belli başlı verileri veriyorsun, senin yerine yazıyı o yazıyor.” İlhan Abi heyecanlandı, “Nasıl yani?” Aydın, ayağa kalktı: “Abi, örneğin İlhan Selçuk yazısı yazmak istersen, “cumhuriyet”, “aydınlanma”, “Atatürk”, “milli mücadele”, “laiklik” gibi temel sözcükleri veriyorsun, bu program sana kısa süre sonra bir İlhan Selçuk yazısı çıkarıyor.” İlhan Abi inanmış gibi yaptı. Sonra gülmeye başladı.
Aydın Engin
O telefonun başına geçti. Biz de paralelden Aydın’ın Oya ile konuşmasını dinlemeye durduk. Aydın “Bak Oya bu gece Beyoğlu’na gidip hard bir gece yaşayacağım beni bekleme…” dediğinde Oya’dan gelen cevap kısa ve netti: “Sen yine kime poz yapmak için böyle konuşuyorsun, paralel telefonda kim var?”
Aydın Engin
Aydın ve ben, 28 Şubat döneminde, Cumhuriyet'in sivri isimleriydik. 28 Şubatçılar, gazeteden atılmamızı istemişlerdi. İlhan Selçuk bunu geri çevirmişti. Aydın, dünya tatlısı esprili bir adamdır. Onunla çalışmak eğlencelidir. Musa Kart'a, başka gazetenin karikatürünü gösterir, "Senden daha iyi yapmış" der, mizahı başlatırdı. Musa da, bir köşe yazarını okur, "ne güzel yazmış, bizim gazetede böyle biri yok" diyerek karşılık verirdi.
Hayati Yazıcı’dan yargı formülü
Gönül istiyor ki hukuk devletini yeniden benimseyecek adımlar atılsın. Yargıya güven yeniden canlansın. Bu adımlardan ilki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarını uygulamak olabilir. Osman Kavala yargılamasında kararın bir ay sonraya bırakılması, bu açıdan bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
Rus gençleriyle ada vapurunda sohbet…
Putin karşıtı Ruslar, Türkiye’nin gösterdiği bu açık kapı siyasetine çok teşekkür ediyor. Bu kapı sayesinde dünyanın her yerine gitme imkanları bulunuyor. “Peki bir karar verdiniz mi?” diye sordum. “Önce burada iki ay kalma iznimiz var. Onu kullanacağız. Sonra Rusya’ya girip çıkacağız ve bir ay daha kalma şansımız doğacak.” Moskova’dan gelmişler. Ülkelerinden ayrılmak istemiyorlar.
Avrasyacılığın işgal karşısındaki hali…
Rusya’yı değişik gerekçelerle haklı bulan, müdahalesini bin dereden su getirerek “makul” diye yorumlayan bazı askeri yorumcular işte bu otoriter ve müdahaleci kültürün tipik temsilcileridir. Tabii işin ilginç belki de komik olan yanı her belanın arkasında Batı parmağı arayan solcumuz sağcımız, siyasi bakımdan başı derde girdiğinde ya da ülkeyi terk etmek zorunda kaldığında Çin’i, Rusya’yı ya da İran veya Suudi Arabistan’ı tercih etmiyor. Kapağı bir an önce Avrupa’ya atmak için çareler arıyor.
Avrupa’da ne kadar faşist varsa Putin’in yanında
Putin’in Avrupa’daki faşist dostları, sıkıntılı. Ukrayna’nın işgaline yönelik yükselen öfke onları da tepki göstermeye zorluyor. Fransa’nın, İtalya’nın, Almanya’nın, Hollanda’nın, Avusturya’nın, Macaristan’ın aşırı sağcı ve ırkçı partilerinin tamamı, Putin ile dost. Temel meselelerde Rusya ile birlikte hareket ediyorlar.
Sol adına ağır bir hüzün…
ABD emperyalist de Rusya sosyalist mi? Onun yaptığı zulüm, karşısında NATO ya da ABD var diye haksızlık, zorbalık meşru mu sayılacak? Yıllarca sosyalistler, Rusya’da, Çin’de ortaya çıkan baskıcı rejimleri, o ülkedeki katliamları, tek parti rejiminin farklı sesleri bastıran uygulamalarını görmezden geldiler. Hatta çoğu zaman desteklediler. Sosyalizmin ortaya çıkış gerekçesinden, iddiasından büyük ölçüde vazgeçen yeni ideolojiler ürettiler.
Sviatlana direniyor… Belaruslular, Ukrayna saflarında…
Sviatlana’yı dinlerken, Putin’in neden acımasızca Ukrayna’nın tepesine çöktüğü ortaya çıkıyor. Eskiden dünya, Sovyetler Birliği’nin egemenliğindeki sosyalist blokla, ABD yönetimindeki NATO kampı arasında bölünmüştü. Sovyetler, silahlanma yarışında ekonomik olarak iflas etti ve dağıldı.
Yani’ye Meryem Ana Kilisesi’nde veda
Dostumuz, arkadaşımız. Kilisenin kapısında gelenleri karşılayanlardan biri, Koço Kalfa’nın oğlu Niko. Kuaför Niko. Mavi Marmara ekibinden AK Parti Adalar İlçe Başkanı Sina Şen… Yücel ve Fatma, şehirden gelmişler. “Bir yıldır tedavi görüyordu. Çok acı çekti babam” diye anlattı kızı Christina. Eşi Alexandra, “Yani’miz yok artık, nasıl dayanacağım?” diyor. Birbirimize sarılıyoruz.
Devlet hâlâ erkek…
Erkekler, kendilerine karşı gelen, itiraz eden kadınlara, şiddetle karşılık veriyor. Çıkarılan kanunlar ve uygulamadaki zaaflar kadınları kırılgan hale getiriyor. Devlet, bütün kurumlarıyla erkek egemen kültürün uygulayıcısı ve devam ettiricisi durumunda. Yani devlet hâlâ erkek. Kendi tecrübemizden biliyoruz, demokrasi gerilerken kadın hakları da geriliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden erkek eliyle çekildik.
Solculardan işgale destek…
Sosyalizmle, solculukla, Putin’in işgalci rejimini desteklemek arasındaki bağı anlamak istiyorum. Putin, komünist ya da sosyalist değil. Lenin’i Ukrayna’nın ayrı bir ülke haline gelmesine sebep olduğu iddiasıyla suçluyor ve Lenin’e hakaret yağdırıyor. Putin, tam anlamıyla bir despot. Çarlık Rusyası'ndaki ya da Sovyetler Birliği dönemindeki sınırları yeniden ele geçirmek istiyor. Dışarıda yayılmacı, içeride zorba.
Yeni saflaşma: Rusya, Çin, Kuzey Kore… Biraz İran
Bir ülke, bir halk, kendi iradesini ezmek için üzerine yürüyen bir kabadayıya karşı direniyor. Dünya hop oturup hop kalkıyor. Bir anlamda kader savaşı veriliyor. Bizler buna sessiz kalabilir miyiz? Ya da eşkıyayı haklı gösterenleri destekleyebilir miyiz? Bir düşünün isterseniz...
Ukrayna direnişçileri hesapları bozdu…
Bir ülke tanklarla ezilirken, bir halk direnirken, “Ama onlar da NATO’ya yönelmeselerdi” diyerek işgalciyi mazur göremeyiz. Direnişçilerin siyasi görüşleri, istilacıların bahanesi olamaz. Putin, işgal konuşmasında Ukrayna’yı Çarlık Rusyası’nın bir bakiyesi gibi sayıyor. “Öyle bir millet, öyle bir devlet yok” diyor. Kendi “hakimiyet alanı” içinde gördüğü devlete, “Ya silahı bırakırsın, ya da seni tepelerim” diye saldırıyor.
En büyük erkek Putin mi?
Ortada mazlum bir halk ve mazlum bir ülke var, işgal edilen onların ülkesi. Bazılarımız, siyasi ihtiraslarımızın ötesine geçemeyip, işgalcilerin safına düşebiliyoruz. Avrupa’ya kızanlar “İç işlerimize karışıyorlar, bağımsızlığımızı çiğniyorlar” diyorlardı. Şimdi içlerinden bazıları bir ülkeye tankla tüfekle girilmesine alkış tutabiliyorlar. “Çin ve Rusya’daki otoriter rejimlerin dinamiklerini anlamayan Batılı ülkeler Ukrayna’nın işgaline karşı koyamadılar.
Alevilik ve İslamcılığın sınavı
Cemevleri, bir kültür, bir geleneği sürdürme, hepsinden önemlisi ibadet etme yeri olarak yeni şehir hayatında giderek yaygınlaştı. Sivas katliamının ardından Alevilerin talepleri yeni baştan Türkiye’nin gündemine oturdu. Türkiye, bir demokrasi sınavıyla karşı karşıyaydı.
Sünni fetvasıyla Aleviliği tanımlamaya kalkarsanız…
Açılım yıllarında, üstü kapatılmış meseleler açılıyor, tartışılıyor, konuşuluyordu. İktidar, bu meselelerin geçmişte devlete egemen olan zihniyet tarafından bastırıldığını söylüyor, değiştireceğini iddia ediyordu. Ancak “değişimcilik” farklı bir mezhebin meşru kabul edilmesine gelince yolda kaldı.