Milletin tercihi… Hürriyet ekmekten önce gelir…

Üç yıl sonra yapılan seçimde millet, darbecilerin partisine itibar etmedi. Milliyetçi Demokrasi Partisi üçüncü sırada kaldı (yüzde 23.27). “Oy vermeyin” denilen Özal’ın partisi yüzde 45’le birinci parti oldu. Defalarca kanıtlanan sonuç: Seçmen kitlesi, mağdura, hakkı yenene, baskı gören partilere arka çıkıyor. Ekonominin etkilerini yok saydığım için söylemiyorum. Toplumun tek tercih kriterinin ekonomi olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

 “Tencere iktidarı devirir” sözünün Süleyman Demirel’e ait olduğu söylenir. En belirleyici olanın, hatta belki tek tayin edicinin ekonomi olduğunu varsayan araştırmacılar görüyoruz son dönemde. İktidar da bu değerlendirmelerden etkileniyor veya benzer saptamalar yapıyor olmalı ki çabasını ekonomik destekler üzerine yoğunlaştırıyor. Vatandaşın tepkilerini hafifletme gayreti içinde, her gün yeni bir paket açıklanıyor.

Ekonomik iyileştirmelerle seçmenin görüşünün değişeceği fikri oldukça yaygın. Ekonominin tek tayin edici olduğu fikri acaba gerçekçi bir saptama mı? Geçenlerde bir araştırma şirketi, ekonomiden çok siyasi tercihlerin seçim sonuçlarını etkilediğini savundu. Onların araştırmasına göre; sandıkta siyasi nedenler yüzde 66, ekonomik nedenler yüzde 33 rol oynuyor. Araştırmanın doğru verilere dayanıp dayanmadığını bilemem.

Benim izlenimime göre de seçimi öncelikle ve yalnızca ekonomik değil daha çok siyasi etkenler belirleyecek. Geçmiş seçimleri bu açıdan incelersek: Çarpıcı bir örnek, 15 Ekim 1961 seçimleridir. 27 Mayıs askeri darbesinin en kanlı günleridir… 16 Eylül’de, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, 17 Eylül’de de Başbakan Adnan Menderes, idam edilir. Çıt çıkmaz. Bir korku bulutu memleketi sarmıştır.

Seçmenin direnişi

Bir ay geçmeden idam sehpaları gölgesinde seçmen sandığa gider. Sonuçlara bakalım: Menderes taraflısı iki parti (Adalet Partisi yüzde 34.8, Yeni Türkiye Partisi yüzde 13.7) toplam oyların yarısına yakınını yani yüzde 48.5 alırken, darbeye destek veren CHP yüzde 36.7’de kaldı. Seçmenin yarısı, o ortama inat, oyunu idam edilenlere yakın partilere verdi. Tarihi bir direniş.

Halkı küçümseyen, korkak, sadaka düşkünü diye horlayanlarımız bu neticeyi bir düşünelim. Aynı tablo 12 Mart 1971 darbesinin ardından yaşandı. Bir önceki seçimde yüzde 52.9 oy alan Adalet Partisi, darbecilerle işbirliğinin bedelini ödedi. Oyları yüzde 29.8’e düştü. Bu kez darbeye karşı çıkan CHP’ydi. 14 Ekim 1973 seçimlerinde birinci parti Ecevit önderliğindeki CHP oldu (yüzde 33.3). 12 Eylül 1980 darbesinde de tablo değişmedi.

Üç yıl sonra yapılan seçimde millet, darbecilerin partisine itibar etmedi. Milliyetçi Demokrasi Partisi üçüncü sırada kaldı (yüzde 23.27). “Oy vermeyin” denilen Özal’ın partisi yüzde 45’le birinci parti oldu. Defalarca kanıtlanan sonuç: Seçmen kitlesi, mağdura, hakkı yenene, baskı gören partilere arka çıkıyor. Ekonominin etkilerini yok saydığım için söylemiyorum. Toplumun tek tercih kriterinin ekonomi olmadığını anlatmaya çalışıyorum.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN