Selim Kuneralp

İklim değişikliği konferansı ve Türkiye

Avrupa ve ABD ve genelde sanayileşmiş ülkelerde iklim değişikliğine karşı mücadele en azından Ukrayna savaşına kadar gündemin ilk sırasını işgal ederken, aynı şeyi Türkiye için söylemek mümkün değil. Kamuoyundan baskı gelmeyince sanayiciler, hatta bürokrasi ve iktidar da konuyla pek ilgilenmemektedir. Tersine Çin sermayesiyle inşa edilmekte olan termik santral Adana’da tabiri caizse tam gaz ilerlemektedir. Fakat G20’de kabul edilen bir taahhüt uyarınca Çin kendi toprakları dışında artık böyle santrallerin finansmanını ve inşasını üstlenmeyecektir.

Ekonomik küreselleşmenin sonuna mı geldik?

Küreselleşme hem Çin ile Rusya gibi totaliter yapılı ülkelerin, hem de şimdiye kadar hukuk kurallarına sadık kalmış olan demokrasilerin indirdiği darbelerin tehdidi altındadır. Küreselleşmenin bu yeni sınamanın altından nasıl kalkacağını zaman gösterecektir.

İran’da neler oluyor, neler olabilir?

Şaha karşı 1979’da başlatılan protestolardan farklı olarak günümüzdeki gösterilerin bilinen bir lideri veya lider grubu yok, kesin bir programları da mevcut değil. Dolayısıyla sırf gösterilerle rejimin değişmesi ihtimali yorumcular tarafından zayıf bir ihtimal olarak görülmektedir. Buna karşılık rejim içinde aykırı seslerin çoğalması ve bu suretle içeriden çökmesi ihtimali mevcut görülüyor.

Tek adam rejimleri: Netice?

Trump döneminde demokrasilerin yerlerini otoriter rejimlere bırakacağına ve onların daha iyi sonuç verdiğine dair yaratılan algı yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Demokratik seçimlerin her zaman istikrarlı neticeler vermediğini son dönemde Fransa, İtalya ve İsveç’te gördük. Ancak bu ülkelerdeki kurumların sağlamlığı rejimlerin tehlikeye düşmesini engellemektedir. Bu dönemde tek adam rejimlerinin çoğulcu demokrasilere nazaran daha iyi sonuç verdiği ve tercih edilmesi gerektiği savına en büyük darbe Rusya ve Çin’deki gelişmeler tarafından indirildi.

Enerji krizi, AB ve biz

Bugün artık AB Türkiye’ye güvenmediği için Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğal gaz aktarımı konularını iktidarımız ile konuşmayı düşünmüyor. Hatta zengin olduğu anlaşılan Doğu Akdeniz kaynaklarının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması tercih edilmiyor; sıvılaştırılmış olarak İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır üzerinden tankerlerle ihracı gündemde.

Doğu Akdeniz, yine mi?

Ekim başında Prag’da yapılan Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) zirvesi Batı ile yeni köprüler kurmak için bir fırsat teşkil ediyordu. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ayak üstü ve protokoler temaslar dışında hiçbir Batılı liderle kapsamlı görüşmede bulunmayı tercih etmedi. Aslında AST zirvesinden önce meydana gelen Doğu Akdeniz bağlantılı iki gelişme iktidarın Batı ile yeni sayfa açma niyeti olmadığını gayet açık bir şekilde göstermişti.

Avrupa’da neler oluyor?

Ukrayna savaşı yine beklenenin aksine AB ülkeleri arasında en azından şimdilik görüş ayrılıklarının ortak tutum alınmasını engelleyecek boyutlara gelmediğini göstermektedir… Avrupa’da doğal gaz fiyatlarının bir yıl içinde 10 kat arttığı hesaplanmaktadır. Buna ve Rusya’dan yapılan ithalat toplam ithalatın %41’i iken şimdi %9’a inmiş olmasına rağmen, bazılarının iddiasının aksine Avrupa bu yıl üşümeyecektir.

Türk-Yunan ilişkilerinde kriz ve Kıbrıs: Saman alevi?

Yunanistan ile masaya oturma keyfiyeti reddedildi, ancak yaz boyunca aralıklarla da olsa havada it dalaşları, füze kilitlemeleri filan gibi krizler de kesildi. Öyle anlaşılıyor ki en azından Yunanistan’ı haklı veya haksız rahatsız eden uçuşlara ara verildi. Aynı şekilde büyük bir maliyetle tedarik edilen ve nedense adı “Abdülhamit Han” olan araştırma gemisinin bazılarının duydukları hayal kırıklığına rağmen en azından bu mevsim boyunca tartışmalı Doğu Akdeniz sularına gönderilmediği anlaşılmaktadır.

Gorbaçov’dan Putin’e ve sonrası

Bilindiği üzere tarihi kişilerle ilgili değerlendirmeler zaman içinde değişebilmektedir. Bunu ülkemizde de görüyoruz. Belki de ülkeye uzun bir aradan sonra demokrasi denemesi yaşattığı için Gorbaçov’un savaş ve şiddet karşıtlığının halkı tarafından daha olumlu değerlendirildiği, buna karşılık ülkeyi askeri hezimet ve kargaşaya sürüklediği için Putin’in oturduğu tahttan indirilip lanetlendiği günleri de göreceğiz. Kesin olan bir şey varsa o da Gorbaçov’un 1990 yılında aldığı Nobel Barış Ödülünün Putin’e verilmeyeceğidir!

Monarşi, cumhuriyet, demokrasi

Cumhuriyetin 100. yılına yaklaştığımız şu sıralarda hâlâ devlet başkanını sorunsuz, kavgasız, buhransız ve herkesin kabul edebileceği bir yöntemle seçemeyen ülkemiz halkının Birleşik Krallık’ta meydana gelmekte olan gelişmeleri alaya almak veya onların anti-demokratik ve feodal olduklarını iddia etmek yerine gıpta etmesi belki daha hayırlı olurdu.

Vize

Schengen ülkeleri için vize müracaatında bulunanlara ret oranının dört kat arttığı; ABD vizesi için bir yıl beklemek gerektiği; iş insanları, öğrenciler, gazetecilerin, vs aşılması güç engellemelerle karşılaştıkları basında sık sık dile getirilir oldu. Kimisine göre, bu durum Batı ülkelerinin Türklere ayırımcı muamelesinin bir göstergesi, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ne göre ise, iktidarı vatandaşının gözünde zor durumda bırakmak için yapılan kasıtlı bir hareket… Öyle mi acaba?

Suriye muamması

Mülteciler ülkelerine zorla gönderilemeyeceğine göre, kendi iradeleriyle geri dönmek isteyebileceklerin sayısının da pek küçük olması nedeniyle kamuoyunun bu gerçeğe alıştırılması gerekiyor. Ne yazık ki bizde halka acı reçete vermek yerine popülist söylemlerle uyutmaya çalışmak ezelden beri siyasilerimizin tercih ettiği yol olmuştur. Ancak mantıkları siyasi tartışmalar tarafından köreltilmemiş yorumcular en azından mültecilerin geri dönüş hedefinin gerçekçi olmadığını, onları ülkemize entegre etmenin yollarını araştırmanın zamanının geldiğini hatırlatmalıdır.

Muhalefetin dış politikası var mı?

Kanaatimce şimdiye kadar izlenen çizgi önümüzdeki dönemde sürdürülebilir değildir. Muhalefetin bir koalisyon olarak iktidarı devralmak gibi bir hedefi varsa, Türkiye’nin dış politika dahil belli başlı sorunları ile makul, akılcı hedefler belirlemekte gecikmemesi gerektiğini düşünmek tabiidir. Muhalefet bunu yapmayacaksa ve özellikle iktidarın tepkisinden çekindiği için cesur ama gerekli adımları atmayacaksa maalesef ülkeyi düzlüğe çıkaramayacak ve görevini ihmal etmiş olacaktır.

Putin ile nereye kadar?

Ülkemiz ile Rusya arasındaki tek benzerliğin rejimleri arasında olduğu, yönetim tarzlarının birbirine çok yakın olduğu, bundan dolayı da iki ülkenin zoraki bir şekilde birbirine yakınlaştığı söylenebilir. Her iki lideri de birbirine yakınlaştıran Batı’ya ve onun temsil ettiği demokratik hukuk kurumlarına husumettir. Ancak bu ortak husumet, eninde sonunda hiçbir alanda ortak menfaatleri olmadığını gizleyememektedir. Bu nedenle şimdiki halde Batı’da fazla bir telaş görülmüyor, Türkiye’nin saf değiştirebileceği endişesi hafiflemiş gibi duruyor.

Türk’ün Türk’e propagandası

Kamuoyu tartışmalı dış politika konularındaki bütün tezlerimizin doğruluğuna ve bunların hukuken de geçerli olduğuna inandırıldığı takdirde ilgili sorunların çözüme ulaşması da o ölçüde zorlaşır. Bir uzlaşma arayışını izah etmek güçleşir. Israr ve sebatla gündemde tutulan tezlerden geri dönülmeye kalkılırsa bu kamuoyuna nasıl izah edilir? Karşı taraf da kendi tezinde ısrar ettiği takdirde orta yol nasıl bulunabilir? Bulunmazsa sorun nasıl çözülür?

Çin, ABD, Tayvan: Karmaşık bir ilişki

Şimdi ne olabilir? Tek adam rejimlerin ne yapacağı belli olmaz. Ancak Tayvan 24 milyon nüfuslu, ABD sayesinde güçlü bir silahlı kuvvete sahip bir toprak. Denizden çıkarma yapmanın güçlükleri malum. Bu itibarla askeri bir harekât son derece riskli olur. Ukrayna savaşı bitmemişken dünya ekonomisinin yeni bir kriz kaldırabileceği şüpheli. Dolayısıyla Xi’nin şimdiye kadar savurduğu tehditleri yutup Tayvan gerçeğini kabul etmesi tüm dünyanın ümit edeceği bir şey.

Kıbrıs’ta iş işten nasıl geçti?

Rumlar yapılacak referandumda Annan Planını reddetmeye kalktıkları taktirde, bir parçasını teşkil eden Katılma Antlaşmasını da reddetmiş olacaklar ve adanın AB’nin yolunu kesmiş olacaklardı. Ne yazık ki bu durumu ne Türkiye’yi o tarihlerde yöneten ve ciddi sağlık sorunları yaşayan Başbakan Ecevit, ne de maalesef kendisi de ciddi sağlık sorunlarından geçen ancak yetkilerini devretmek de istemeyen Rauf Denktaş göremediler. Neticede vakit kaybedildi, Türk tarafının çözüm istemediği görüşü pekişti, çözüm olmadan adanın AB’ne girmesine karşı olan ülkeler bu taleplerinden vazgeçtiler ve Kıbrıs’ın Katılma Antlaşması içinde Annan Planı olmaksızın Nisan 2003’te imzalandı. Türkiye uyanıp da Annan Planı üzerinde ciddi çalışmaya başladığında iş işten geçmişti.

Harita savaşları

Yayılmacı ve genişlemeci söylemler AKP-MHP-Ulusalcı akımların birleşmesiyle daha da güç kazanmış görünüyor. Türkiye’nin topraklarını olduğundan daha geniş gösteren haritaların sonuncusu ‘Denizlerdeki Misak-ı Milli haritası’ olarak karşımıza çıktı. Ancak ülkemizin böyle saçma iddiaları ciddiye alınmadığı gibi, Ege ve Doğu Akdeniz’de haklı olan ve bir ölçüde anlayış gören taleplerine karşılık alması bu suretle engellenmiş olmaktadır. Muhalefet partilerinin ve özellikle CHP’nin uygun bir üslupla bu tür hususları gündeme getirmesini beklerdim. Ancak beklentilerim yine boş çıktı.

İngiltere’de siyaset, Türkiye’de siyaset

Birleşik Krallık gibi bir ülkede lider, başında olduğu partinin mutlak ve tek sahibi değildir; o sadece ve sadece seçim bölgelerinde parti üyeleri tarafından aday gösterilen ve halk tarafından seçilen milletvekillerinin iradesi ile ayakta durabilir. Milletvekilleri de liderin başkanlığında girecekleri bir seçimi kazanamayacakları sonucuna varırlarsa, onu istifaya zorlarlar. Thatcher, son yıllarda Theresa May ve şimdi de Boris bu şekilde liderliği bırakmaya mecbur edilmişlerdir. Ayrıca seçim kaybeden liderin derhal liderliği terk etmesi geleneği tüm partilerde mevcuttur.

İlter Türkmen’i kaybettik, en önemli hasleti sağduyuydu

Dışişleri eski Bakanlarının en kıdemlisi, uzun kariyeri boyunca ülkemizi birçok görevde temsil etmiş, olağanüstü bir kişiliğe sahip olan eski amirim, çok sevdiğim ve saydığım büyüğüm emekli büyükelçi İlter Türkmen’i uzun bir rahatsızlıktan sonra geçen hafta kaybettik. Sıcak bir İstanbul gününde de uğurladık.

Yine Avrupa Birliği

AB’nin sekiz sayfalık bildirisinde Türkiye’ye ismen yapılan tek atıf, Doğu Akdeniz ile ilgili 30’uncu paragraftadır. Dış İlişkiler ile ilgili olan bu bölümde komşumuzun Belarus olması ayrıca şayanı dikkat ve üzücüdür. Avrupa Birliğinin gözünde Türkiye artık resmen değilse de fiilen bir aday ülke değil, Belarus gibi dışarıda kalmış bir üçüncü ülkedir maalesef. Üstelik Belarus’taki iç durum eleştirilirken aşağıda görüleceği üzere ülkemizin dış politikası hedef alınmaktadır.

Türkiye-Turkey-Hindi

Ülkemizin adının tüm dünyada Türkçe olarak kullanılması için bir kampanya başlatıldı. Gerekçe, ülke adının İngilizce hindi ile isim benzerliği nedeniyle yaşandığı iddia edilen karışıklık ve istihza… Ancak bu operasyon çok büyük bir kargaşaya ve maliyete yol açacak. Dolayısıyla vakit varken ve kamuoyunun katiyen ilgi göstermemiş olmasından da yararlanarak konunun çok fazla büyütülmeden unutturulması her bakımdan hayırlı olacaktır.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu

Türkiye ile AB arasında ilişki kurulmasından nerede ise 60 yıl, üyelik adaylığı tanınmasından nerede ise 23 yıl, katılma müzakerelerinin başlamasından nerede ise 17 yıl geçtikten sonra Avrupa Parlamentosundan bu tür bir rapor çıkmış olması gerçekten üzücüdür. Gönül isterdi ki Kıbrıs engeli katılma müzakerelerini akamete uğrattıktan sonra özellikle insan hakları ve temel hürriyetler konusunda Kopenhag kriterlerinin yerine en az onlar kadar etkili olacak “Ankara kriterleri” geçsin. Bunun olamadığını hep birlikte gördük ve bedelini milletçe ödemeye devam ediyoruz.

Türkiye NATO’dan çıkmaya mı hazırlanıyor?

Önümüzdeki iki hafta bir hayli heyecanlı geçecektir. Türkiye tarafında bir hareketlenme olmazsa, İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye’nin itirazlarına rağmen NATO’ya dahil edilmesi formülleri aranacaktır. 29-30 Haziran tarihindeki zirve öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumu merak konusudur.

Mitsotakis yok denince sorunlar yok mu oluyor?

Yunanistan ile sorunlara çözüm arayışı maalesef her renkten siyasilerimizde eksik olan büyük bir sağduyu ve cesaret gerektirecektir. Bunun işaretlerini ne iktidarda ne muhalefette ne sivil toplumda ne de birkaç istisna dışında medyada görmek mümkündür. Ve biz zemin kaybederken, Yunanistan durumdan faydalanmakta ve durumu kendi avantajına kullanmaktadır. Ukrayna savaşında Rusya’nın tezlerini destekleyen bazı yorumcularımız Rusya’nın yaptığı gibi komşu ülkeye saldırmayı gündeme getirmek istemekte, ancak bazılarının göz diktiği adaların nüfusunun nerede ise tamamımın Yunanlı olması böyle bir saldırıyı imkansız hale getirmektedir.

Ukrayna savaşı ve dünyada açlık krizi

Rusya ile Ukrayna’nın mümbit toprakları üzerinde yetişen buğday ve ay çiçeği başta olmak üzere temel gıda ürünleri aynen 100 küsur yıl önce olduğu gibi kilit bir rol oynamaktadır. Yalnız bu defa, açlık savaşan taraflar için değil, başta fakir ülkeler olmak üzere dünyanın kalan kısmı için ciddi bir tehdit teşkil etmeye başladı. Batı basınında, Ukrayna’nın bu yılki tarım hasatının Odesa limanındaki Rus ablukası kırılarak ihraç edilmesi için iki senaryodan söz ediliyor; bu senaryolardan birinde Türk donanması görev alıyor.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği

NATO’ya son yıllarda giren küçük Balkan ülkelerinden farklı olarak İsveç ve Finlandiya’nın örgüte bir yük değil, büyük yarar getireceği ABD başta olmak üzere tüm NATO ülkeleri tarafından paylaşılan bir görüştür. Türkiye tabiatıyla NATO’dan atılamaz. Ancak teşkilat içinde yavaş yavaş tecrit edilir, zaten toplantılara katılmaya başlamış olan İsveç ve Finlandiya’nın teşkilat ile bütünleşmesi sağlanırken, Türkiye uzaklaştırılır.

Ukrayna Savaşı ve Birleşmiş Milletler

Güvenlik Konseyi daimî üyesi Rusya’nın komşu ülke Ukrayna’ya saldırması BM’nin kuruluşundan bu yana karşılaştığı en büyük krizi teşkil etmiş ve Örgütün tarihinde yeni bir sayfanın açılmasına yol açmıştır. Tabii BM’nin bu öngörülmeyen durumdan dolayı felç olması ömrünün sonuna geldiği anlamına gelmemektedir.

Putin oturduğu dalı mı kesiyor?

Ekonomisinin yaptırımların etkisiyle bu yıl %11 oranında daralacağı tahmin edilen Rusya’nın lideri Putin, tabiri caizse yangına körükle gitmekte ve Bulgaristan ile Polonya’ya gaz satışlarını durdurarak, ayrıca gaz satın alacak şirketlerin ödemelerini kendi yaptığı sözleşmelere aykırı bir şekilde ruble ile yapması talebinde bulunarak, güvenilir tedarikçi imajını onarılmaz bir şekilde bozmaktadır.

Fransa seçimleri ikinci turu

Fransa seçimleri Macron’un zaferiyle sonuçlandı. Ancak önümüzdeki Haziran ayında Fransa Millet Meclisi seçimleri yapılacak. Olağanüstü bir sürpriz meydana gelmezse Macron’un kendisine karşı aday olan bir parti liderini veya onun partisinden başka birini Başbakan atamak durumunda kalması ihtimal dahilindedir. O takdirde, ülkenin önümüzdeki beş yıl içinde uzlaşıyla yönetilmesi gerekecektir ki bu geçmişte her zaman kolay olmamıştır.