Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasının askeri ve siyasi sonuçlarının olacağını söylemesinin ardından başlayan tartışmada söz sırası Finlandiya ve...
Savaşı televizyonlardan canlı olarak izleyişimizin 30 yıllık bir tarihi var. Başlangıcı, 1991’de Irak’a saldırarak ABD yapmıştı. Fakat bu defa sadece savaşın en kötü sonucu olan ölüm ve yaralanmaları değil, insanların çektiği öteki acıları da izliyoruz; bombalardan kaçmak için metroya sığınanları, artık boşalmış market stantlarını, başka bir ülkeye gitmek için tren istasyonlarında bekleyen iğne atsan yere düşmeyecek korkmuş kalabalıkları, sevgili kızı ile vedalaşan bir babayı, yeni doğmuş bebeklerin sığınaktaki görüntülerini…
Mateusz Morawiecki, Financial Times'a yazdı: Putin'in Ukrayna'ya açtığı savaş aynı zamanda batının ruhuna bir savaştır. Batıdaki bizler için zorbalığa boyun eğmeyeceğimizi gösterme zamanıdır. Batı, Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ve Sovyetler Birliği'nin çöküşünün “tarihin sonunu” getirdiği yanılsamasına sarıldı. Ancak bugün tarih, savaş dahil tüm gücüyle geri dönüyor. Çaba olmadan dünyanın güvenli bir yer olacağı yanılsamasını bırakmanın zamanı geldi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky, telefonda Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la konştuktan sonra bu açıklamayı yaptı. Macron: Savaş Avrupa’ya geri döndü. Dünya Ukrayna’da uzun bir savaşa hazır olmalı.
Nasıl oluyor da tek kişinin yönettiği, demokrasiyle, eşitlikle filan alakası olmayan, oligarklarının zenginliği dillere destan olan bir devleti “iyi” bir şey olarak gören ve bu devletin bir başka devleti istila etmesini savunan kişi ve örgütler kendilerini “sosyalist”, “komünist” olarak düşünebiliyor? Soru yanlış anlaşılmasın, bu kişi ve örgütlerin “sosyalist”, “komünist” olmadıkları çok açık. Kendilerini niye böyle zannedebiliyorlar?