GÜNÜN YAZILARI

Fatih Terim harikalar diyarında…

Gizlemek, anlatmamak, sansürlemek, cımbızlamak mübah. Aile içinde okey oynarken bile yenilmeyi içine sindiremeyen, kulüp başkanı ona “eleman” dediği için bir kalemde Galatasaray’ı silebilen Fatih Terim’in azıcık eleştirilmesi söz konusu dahi edilemez. İstediğiniz kadar mantık hatası olsun, fark etmez, prensip olarak en beğeneceği sözlerle övmek gerekir. O bir “imparator”dur. İmparatorların sadece başarılarından konuşulur, onlara layık olunmaya çalışılır. Şiddete eğilim, mekan basma, futbol kültürünü spordan savaşa dönüştürme, izaha muhtaç politik konumlanmalar vs… Bunlar biz sıradan “kul”ların sorgulanabileceği alanlardır.

Kulağa stereo fısıldayan şeytan

70’lerde Amerika’da taşınabilir emsallerine gümbür gümbür fark atan cüsseli teypler, stilini, “akım” payesini omuza alındığında kazanıyor. Siyah, Hispanik öncüleriyle “Ghetto Blaster” akımı, dışlandıkları düzene karşı müzikle silahlanma: “Teyp omza!” Geçen ay yine iştigali belirsiz biri çıkıp “İnsan şarkıcıları, türkücüleri dinlediği zaman şeytan omuzlarının üzerine, sağya bir şeytan, sola bir şeytan (stereo yani) çıkar, vurmaya başlar” diye ortalığa üfledi ya… O takımı, sonrasındaki “Walkman”leri filan getirsen, notasız zihniyete her açıdan elverişli numune sağlayacak.

Televizyon dramaları ve devletleşen aile

Her ne kadar aile kültürel olarak babanın mülkü kabul edilse de adalet, güvenlik, zor kullanma yetkisi gibi konular, -beli bir ölçüde de olsa- bireylerin sorumluluğunda değil, devlete delege edilmiş alanlar olarak kabul görmüştü, önceki anlatıda. Babanın iktidarı mutlak değil, devlet tarafından sınırlanmış, çerçevelenmiş bir iktidardı. Son on yılda üretilen televizyon dramalarında devletin gücünü ve yetkilerini kullanan bir koruyucu baba-aile modeli izliyoruz.

Bir gece ansızın gidebilirsiniz!

Yunanistan Başbakanı Mitsotakis “Dayılık yok” demiş. Niye yokmuş, anlayamadım. Bazı devlet adamlarında dayılıktan başka bir şey yok ki! Dolayısıyla, benim derdim başka; dış değil, iç politikayla ilgili. “Bir gece ansızın gelebiliriz” tehdidi sadece Türkiye’nin zavallı komşuları için değil, bizzat Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için de anlamlı. Ve 1923’ten beri hep anlamlı olmuş.
- Advertisement -

O fotoğrafa nasıl girdik?

Türkiye, Şangay İşbirliği Örgütü’ne diyalog partneri olduğu 2013 yılından bugüne kadarki hiçbir zirveye başbakan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde katılmadı. Aslında Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı’nın görünen programında bu zirveye katılmak yoktu. Ta ki 5 Ağustos gününe kadar. Peki ne oldu da Cumhurbaşkanı, 2022 yılında birden Özbekistan’daki zirveye katılmaya karar verdi? Türkiye’nin motivasyonu neydi?

En Son Çıkanlar