Bu yıl da 15 Ocak’da andık Nâzım’ın doğum yıldönümünü. Görevdeyken gözaltına yahut Adalet Bakanı’nın deyişiyle -iki polisin kolunda- “ifadeye” alınan, hakkında “5 yıl 3 aya kadar” hapis istenen TÜSİAD Başkanı Orhan Turan da andı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”la suçlanan Turan aynı gün görevini Nâzım’ın “Dâvet”i, dizeleriyle devretti: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür /Ve bir orman gibi kardeşçesine”… Ama o günü öyle “idrak ettik” mi bilemiyorum.
Bütün çözümleri sopayla arayan İttihatçılar, yoldaşları Arnavutların önce gönlünü kaybetmişti.
Bugün elindeki iktidar gücüyle herkesi sorgu suale çeken Ahmed Rızalara değil, herkese nasihat eden Ahmed Naimlere ihtiyaç var.
Çünkü Kuran’ı Kerim’de bahsedilen Furkan gününde değil, hadiste bahsedilen fitne zamanlarındayız.
O zamanlarda ne yapılması gerektiğini de en iyi İslamcılar bilirler.
Osman Kavala 3000 gündür hapiste... Ölüm döşeğindeki annesine hasret geçen, sevdiklerine dokunamadığı, mevsimlerin kokusunu alamadığı 3000 gün.
Ama tarih bize şunu öğretiyor: Duvarlar ne kadar yüksek, süreler ne kadar uzun olursa olsun; "haysiyet" her zaman zorbalığı yener. 3000 gün… Bu sayı, Kavala’nın sabrının değil yalnız; bizim utancımızın, suskunluğumuzun, "bana dokunmayan yılan" kolaycılığımızın da ölçüsüdür. Çünkü bir ülkede bir insanın hayatı, "örnek olsun" diye rehin alınabiliyorsa; aslında herkesin hayatına bir gölge düşmüştür.
Trump, için dünya evde bunaldığı zaman keyfince sıkabileceği bir stres topu. Keyfine göre yatağından devlet başkanı kaçırıyor, Grönland’ı tehdit ediyor; fakat Minnesota’daki protestoculara sözünü geçiremiyor. Göçmen polisi ICE’nin üç çocuk annesi Reene Good’u arabasında katletmesi üzerine Trump karşıtı eylemler daha da alevlendi. Trump’ın amacı, Demokrat Partili şehirlerde kaosu arttırmak ve olağanüstü İsyan Yasası’nı devreye sokarak orduyu sokağa çıkarmak, muhaliflerinin üstüne salmak. Ne trajik ki, dünyadaki kaosun sebebi de çözümü de Amerika’daki Trump’a karşı verilen demokrasi kavgası. Bu kavganın en büyük neferleri de çocuklarını okuldan eve, evden buz hokeyi kurslarına taşıyan helikopter anneler.
İran sokaklarında yükselen ses, on yıllardır biriken adalet, özgürlük ve onur talebinin sesi. İran’ın farklı şehirlerinden, sınıflarından ve kimliklerinden gelen geniş koalisyon, dünyaya, bambaşka bir yaşamın mümkün olduğunu hatırlatıyor. 21'inci yüzyılda, İran gibi büyük bir ülke, dogmatik öğretilerle yönetilemez. Bu rejim, bir süre daha ayakta kalabilir. Ama bence geleceği olmayan bir rejim.