KCK şehir çatışmaları stratejisi ile devleti savaş arenasına davet edince devlet bu çağrıyı bir gurur daveti olarak okudu. “Sıkıyorsa gel” gururu sergileyen KCK ile “sahaya inersem bir iner pir inerim” gururu yapan devlet büyük bir öfkeyle karşı karşıya geldi.
En başta favori davası Ergenekon olan biz. Siyasi aktivizmle karışmış, kötü ve amatör gazetecilikle aklımızdaki olağan şüpheliler hakkında hafızalarımızda olanlar ve iddianamelerde yazanlarla yetinip, o iddialara sanıkların yıllarca süren savunmalarına yeterince ilgi göstermedik. Davanın askerî vesayeti geriletmek gibi sonuçları davanın kendisinin de önüne geçti. Hâlâ daha bu davalarla ilgili “Saptırıldı”, “sulandırıldı”, “cemaat mahvetti” dışında bir öz eleştiri yazamıyor kimse.
Trabzon kent olarak kendine dönmeli aklıselim devreye girmelidir. Her gün kaşınan ‘hakkımız olan bizden çalınan kupayı istiyoruz!’ lafı bir haksızlığı dile getirmekten çıkmış bir saldırı zemini oluşturmanın tezgahına dönüşmüş durumda.
Altını çizmek gerekir ki bu aslında Rousseff’e değil, özünde Brezilya’ya karşı bir darbedir. Bu bağlamda, Brezilya’daki sokak eylemlerine paralel olarak Türkiye’de Gezi ile Erdoğan ve AK Parti’ye karşı başlatılan karalama kampanyasının da aynı tanımın kapsamına girdiğine ve özünde Türkiye’ye karşı olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla kendimi Al Monitor yazarının öne sürdüğü gibi, “ supporter of President Recep Tayyip Erdogan” tanımı içinde görmüyorum.