Türkiye, “yıkım sürecinin” etkileriyle “inşa sürecinin” ihtiyaçları arasındaki gerilimli ilişkinin önümüze koyduğu zor ikilemle karşı karşıya. Ya demokratikleşme hedeflerine sadık kalacağız; demokratik yöntemlerle toplumsal kesimlerin nefes almasını, kendilerini ifade etmelerini sağlayacak ve uzlaşıları teşvik edeceğiz. Ya da giderek güçle bastırma, şiddet enstrümanlarına yüklenme yönüne sapacağız ve otoriter bir sistem inşasına doğru yol alacağız.
AK Parti’nin hukuken doğru davranması yetmiyor. Hele yönetebilme kaygısıyla hukuku düzenleme girişimleri daha da derinde yaralayıcı olabiliyor. İnsanlar dönüşümü gerçekleştirebilecek ve yarını taşıyabilecek tek aday olan bu partinin iç siyaset ortamında da hakkaniyete sahip çıktığını görmek istiyorlar. Aksi halde gerçekçi bir ‘müşterek yarının’ olamayacağının farkındalar…
Aslında bütün bu olumsuzluklara rağmen, baharın nasıl geçeceği bize bağlı olabilir. Yeni bir demokratik reform iradesi, eski dertlere da deva olabilir.
Film boyunca ülkeleri işgal edilen halkı katledilen insanların öfkesi gerekçelendirilmeye hak verilmeye çalışılırken, bir yandan da Batılı insanın büyük bir öfke ve intikam seliyle karşı karşıya olduğunun altı çiziliyor.