Bu savaş, iktidarını kaybetmiş Kemalistlerin, Neo-Kemalist Kürtler vasıtasıyla, AK Parti iktidarını devirme ve yeniden iktidarlarını kurma savaşıdır. Bu, Kürtleri özgürleştirme mücadelesi değil, bir vekâlet savaşıdır.
Yine de başta söylediğim gibi nedense bende bir nefret duygusuna sebep olmuyor bütün bunlar. Yazılarına rastladıkça, tv’de karşıma çıktıkça, belki sadece dedesini bir evlilik programında kendine eş ararken görmüş birinin yüzünde belirebilecek türden bir utanma duygusu beliriyor.
Bir çatışma çok kanlı olabilir, derinlikli arka plana dayanabilir ve karmaşık bir bünye taşıyabilir. Ama hangi özelikleri taşırsa taşısın hiçbir çatışma çözümsüz kalmaz. Çözüm için ise önce gerçekçi olmak gerek.
Cüneyt Özdemir ise herhangi bir görüşmeye katılmamakla birlikte Biden’in eşinin kendisine merhaba demesini “Biraz önce özel kalemi benimle tanışmış ve kartımı almıştı. Çıkışta Jill Biden masamızda durdu ve İngilizce ‘Merhaba Cüneyt nasılsın?’ dedi” tweeti atarak o heyecanın doruğa çıktığı ‘an’ı takipçileriyle paylaştı. Bu tweetle Türk gazetecilerinin düştüğü sefaletin Nirvana’sına da ulaşmış olduk böylece…
Fenerbahçe’ye bayraklı törenli gelip futbolu bilmediği savıyla gönderilen Joachim Löw düştü aklıma. Son Dünya Kupası’nda beline doğru daralan pensli beyaz gömleğiyle hala gözümün önünde… Hayat bu ya; 1992’de yürümeye başladığı ve üst düzey başarılar yaşadığı teknik direktörlük kariyerini 1998’de Fenerbahçe bitiriyordu neredeyse. Fenerbahçe 3. Olamazdı. Löw olmasındı. O da gitti 2014’te Brrezilya’nın 100 yılını karartacak bir final maçıyla Dünya Kupası’nı alan takımın başında oldu.