Türkiye, kendi barışını kendisi sağlamak zorunda. Ne PKK’ya, ne HDP’ye güvenerek iç barışı kurmamız mümkün değil. PKK/HDP ile Kürtler arasındaki makas gittikçe açılıyor. Yeni anayasa, Kürtleri kazanmanın sihirli anahtarı olabilir.
AK Parti ile CHP arasında siyasi reformlar konusunda tomurcuklanan daha sıkı bir işbirliğine dayalı bu diyalog konusunda duyduğum iyimserlik önce bardağın dolu tarafına bakmamdan kaynaklanıyor. Bunda, Başbakan Davutoğlu’nun, iki partinin devlet sistemi konusundaki farklı önceliklerine karşın, NTV özel programında ortaya koyduğu iyimser yaklaşımın da rolü var.
Türkiye, Sünnî-Arap Suriye muhalefetine yakınlaştıkça Kürtlerden uzaklaştı, hattâ Kürtleri kendi güvenliği açısından bir tehdit gibi görmeye başladı. Her Kürt ise, eğer Kobani bir Türkmen kenti olsaydı Türkiye’nin tepedeki tanklarıyla kentteki soykırım teşebbüsüne seyirci kalamayacağını düşündü. İşte tam bu noktada PKK de vahim bir hatâ yaparak Türkiye’yi IŞİD destekçisi ilân ettiğinde, barış süreci en büyük darbeyi almış oldu.
Türkiye toplumunun, Kürt sorunu da içinde olmak üzere tüm sorunlarının çözümüne ilişkin yeni siyasal perspektif; yerelden temellenerek merkeze yükselen başkanlık ve yerelden merkeze kadar örülen meclisler sistemi ile halk-devlet ilişkisini yeniden yapılandıran bir içeriğe sahiptir.
Her şeyden önce bu insanlar kendilerine daha iyi bir hayat kurmak üzere gelmiş değiller. Kendi ülkelerinde hayat hakkı bulamadıkları için oradan kaçmış durumdalar. Bu da Türkiye açısından bir ‘sığınmacı’ konumunu ifade ediyor. Yani Türkiye istediği için değil, istemediği halde içine almak zorunda kaldığı milyonlarca insanla karşı karşıya ve bunların sayısı daha da artabilir.