Dinler, cemaatler, yeniden bir seçenek haline dönüşüyordu. Dindarlık dünyada güç kazanıyordu. Bu tabloyu Türkiye’ye uyarlarsak; Cumhuriyetçilerle sosyalistler, Kemalizmle sosyalizm arasında gidip geldi. İkisinin sentezi sayılabilecek bir yerde konuşlandılar. Ülkemiz aydınlarının çoğunluğu, 'laik merkezi devlet'le kah küs- kah barışık denilebilecek garip bir ilişki içine girmişlerdi. 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, onları şaşkına çevirdi.
Devletin, 2017’de ele geçirdiği fotoğrafları 2018 seçimlerinde Semra Güzel’in milletvekilliğini engellemek için kullanmadığı keyfiyeti, elde daha bu türden pek çok malzemenin “zamanı geldiğinde” kullanılmak üzere tutulduğunu akla getiriyor. Belli ki muhalefet saflarına atılacak daha çok bomba var elde.
Seküler aydınların bir kesimi, 'irtica' meselesinde merkezden koptular. Başörtüsü ile başlayan tartışmada kendi içlerinde farklı tavırlar içine girdiler ve bölündüler. 'Şeriat tehlikesi' üzerine kurulan modernist siyasetin yanlış olduğunu söylemeye başladılar. İnsan hakları, evrensel hukuk temelli yeni bir akım, sert laiklik taraftarlarıyla demokrasi tartışmasına girişti. Dine, dindarlara, dincilere karşı tutum konusundaki tartışma derinleştikçe, saflaşma da katılaştı.
Avustralya’da mahkeme, aşı karşıtı tenisçi Novak Djokoviç’in lehine sonuçlandı. Yargı, Avustralya Açık Tenis Turnuvası’na katılmak için Melbourne’e gelen Djokovic’in savunmasını kabul ederek hükümetin vize iptal kararını kaldırdı. Ancak Avustralya vatandaşları karardan çok da memnun görünmüyor…
Türkiye’de muhalif kesim yıllardır örselendiğini düşündüğü fikirlerinin haklı çıkmasını, iktidara gelmekten daha çok önemsiyor. Mevcut iktidar gerilerken, yıllarca yenilmiş fikirlerinin yanlış olabileceğini kabul etmek, özeleştiri vermek istemiyor. Bu darlık da iktidar şansını azaltıyor. Bunun benzer bir örneği 2012 yılında Mısır tarihindeki ilk demokratik cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yaşanmıştı.