Bölünen aydınlar güçten düştüler…

Dinler, cemaatler, yeniden bir seçenek haline dönüşüyordu. Dindarlık dünyada güç kazanıyordu. Bu tabloyu Türkiye’ye uyarlarsak; Cumhuriyetçilerle sosyalistler, Kemalizmle sosyalizm arasında gidip geldi. İkisinin sentezi sayılabilecek bir yerde konuşlandılar. Ülkemiz aydınlarının çoğunluğu, 'laik merkezi devlet'le kah küs- kah barışık denilebilecek garip bir ilişki içine girmişlerdi. 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, onları şaşkına çevirdi.

20. yüzyıla damgasını vuran ideoloji, sosyalizmdi. Dünyanın yarıya yakını, geçtiğimiz yüzyılda sosyalizme yöneldi, devrimler birbirini takip etti. Değişim isteyen aydınların ezici çoğunluğu, bu rüzgarın içindeydi. Geleceğin sosyalizm üzerine kurulacağını savunuyorlardı. Aynı görüşte olanlar küresel çapta bir topluluk ve ağırlık oluşturmuşlardı. 20. yüzyılın sonu, sosyalizm açısından kötü bitti.

Sovyetler çöktü. Doğu Avrupa rejimleri yıkıldı. Çin, devlet kapitalizmine yöneldi. Sosyalizm, itibar yitirdi. Aydınların önemli bir kesimi, sosyalizme olan güvenlerini kaybetti. Sosyalizm dağılırken, liberal ideoloji dünyayı sarıp sarmalıyordu. Aydınların önemli bir bölümü, siyasi ve ekonomik liberalizmin sözcüsüne dönüştü. 21. yüzyıla girdiğimizde, dünyada yükselen değer, liberal ideolojiydi. Bir başka gelişme şuydu:

Dinler, cemaatler, yeniden bir seçenek haline dönüşüyordu. Dindarlık dünyada güç kazanıyordu. Bu tabloyu Türkiye’ye uyarlarsak; Cumhuriyetçilerle sosyalistler, Kemalizmle sosyalizm arasında gidip geldi. İkisinin sentezi sayılabilecek bir yerde konuşlandılar. Ülkemiz aydınlarının çoğunluğu, ‘laik merkezi devlet’le kah küs- kah barışık denilebilecek garip bir ilişki içine girmişlerdi. 1960, 1971, 1980 askeri darbeleri, onları şaşkına çevirdi.

27 Mayıs’ı desteklediler. 12 Mart’ta, karışık bir süreç yaşadılar. 12 Eylül ise ‘devletle ilişkilerini sorgulamak’ açısından derin uyarıcı bir etki yaptı. Başörtüsü yasağına karşı eylemler, 12 Eylül döneminde başladı. Seküler aydınlar, üniversite kapılarında gösteriler yaptı. ‘Katı laiklik’ eleştiriliyordu.

2000’li yıllara geldiğimizde, etkili, bir aydın grubu (katı laik) ‘merkez’den koptu. Türkiye’nin önünü açacak yeni bir demokrasi yorumu yaptı. Kuvvetli bir ses haline geldiler. Merkezde kalanlar onlara ‘liboş’ dediler ama etkilerini kıramadılar. İslami kesimin aydınlarıyla bu dönemde yeni ilişkiler kuruldu.

Dindar ve seküler aydınlar arasında demokrasi temelinde etkili bir ortaklık gelişti. AB’ye yönelik demokratikleşme adımlarının arkasında durdular.

Yeniden tersine dönüş

Dünyada, liberal rüzgar, son yıllarda zayıf. Genel bir statükoculuktan ve devletçilikten söz etmek mümkün. Otoriter liderler çoğalıyor. Türkiye’de de benzer bir siyasi tıkanma yaşanıyor. 2000’li yılların başındaki değişim hevesi kırıldı.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN

Önceki İçerikGelecek Partili Özdağ: “AKP’den 40 milletvekili ile görüşüyoruz”
Sonraki İçerik“Belediye başkanlığında açların yardımına koşardın, şimdi lüks içinde sefa sürebilen vicdansız adam oldun”